‘Babam kendi sanatının iktidarındaydı’

Murat Ertel küratör Didem Çapa’yla hazırladığı sergide, babasının sanatsal dönemlerine ışık tutuyor.
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Yayınlanma tarihi: 31 Mart 2014 Pazartesi, 12:22

[Haber görseli]

Grafik sanatçısı Mengü Ertel’in yaşamı ve sanatına odaklanan “Tiyatrografi” sergisi Maçka Sanat Galerisi’nde sürüyor. Baba Zula’nın kurucusu, müzisyen oğlu Murat Ertel’in kendi gözünden babasını anlattığı sergi, bu yönüyle dikkat çekiyor. Mengü Ertel’in tiyatro afişlerinden tasarladığı logolara, dostlarıyla olan fotoğraflarına kadar pekçok belge ve çizimleri kapsayan sergide Murat Ertel, kendi el yazısıyla kaleme aldığı yazılarla babasının sanatsal dönemlerine ışık tutarak hayat hikayesini anlatıyor.

Küratörlüğünü Didem Çapa’nın yaptığı sergi 26 Nisan’a kadar açık kalacak. Didem Çapa, serginin farklı illerde sergilenmesi için de çeşitli kültür merkezlerinin yöneticileriyle görüşmelerin sürdüğünü söylüyor.

- İki sene önce bir retrospektif sergi yapmıştınız Mengü Ertel için. Sizin gözünüzden babanızı anlatan Maçka Sanat Galerisi’ndeki bu serginin yeri ayrı sanırım. Tiyatrografi sergisi nasıl oluştu?
Babamı yitirdiğimizden beri onu her sene anmaya çalışıyoruz. Babam retrospektif sergi açmanın yeni bir şey üretemeyen sanatçılara has bir şey olduğunu söylerdi. Son sergisi için de böyle bir teklif gelmişti. Ama ‘yeni bir şeyler yaratacağım’ dedi. ‘Ben öldükten sonra sen yaparsın’ diyerek bana vasiyet etti. O sergiyi açarak vasiyetini yerine getirdik. Bu sergi çok daha doğal gelişen, daha samimi bir sergi bana göre. Bu yalnızca benim onun oğlu olmamdan değil, aynı zamanda Mengü Ertel’in Maçka Sanat Galerisi’yle olan ilişkisinden de kaynaklanıyor. Maçka Sanat’ta özellikle Rabia Çapa’yla ve galeriyle bambaşka bir ilişkisi vardı. Logosunu tasarlamıştı. Diğer sergilerin açılışlarına gider, konuşmalar yapardı. Hem Rabia hem de kızı Didem Çapa çocukluktan beri dostum.

- Babanızın çok çalıştığını, hatta bazen kendine haksızlık ederek yoğun çalışma anlarında yaptıkları eserleri attığını söylüyorsunuz. Böyle bir ortamda büyümek sizin sanatınıza nasıl yansıdı?
Ben hiçkimseye aldırmamayı öğrendim babamdan. İnsanlar sizin için ne derlerse desin kendi inandığınız yoldan yürümeniz gerek. Bütün devlet, hükümet güçleri size karşı da olsa bir inancınız varsa gerçekten onu yapmanız en doğrusu. Hayat hakkında verdiği ilham dışında, sanat hakkında verdiği ilham da çok önemliydi. Başka insanları taklit etmemeyi de öğrendim. Hep kendi içimden gelen müziğin peşine düştüm. Babam hep kendi sanatının iktidarındaydı. Sınır tanımaz bir sanatçıydı. Grafikte onun karşı çıktığı tanımlar vardı. Bir eserin grafik olarak değerlendirilmesi için kapitalist bir ilişki ön görülüyordu. Bir müşteri ve ısmarlanan iş gibi. Bir kitap görüyor, kapağını sevmiyor kendine bir kapak yapıp yapıştırıyordu. Aynı şey tiyatro afişleri için de geçerliydi. Bir tiyatro oyunu okuyor. Ondan bir afiş isteyen yok, yönetmen yok, oyuncular yok salon yok. Ama o öyle bir şey hayal ediyor.

- San Grafik babanızın kariyerinde önemli bir noktada duruyor. Sergideki bölümlerden biri de bu...
1954’te San Organizasyon olarak kuruldu. Daha sonra San Grafik ve San Reklam oldu. Orası bir okuldu. Türkiye’nin belli başlı grafik sanatçıları o tezgahtan geçti. Ressamlar yazarlar, şairler. Aziz Nesin oturuyor, Edip Cansever orada çay içiyor. Bir uğrak yeri gibi. Babam oraya atölye derdi. Onun hocalığı atölyesindeydi. Ben üniversitede hocalık yapan bir insanın sanat yapmaya yeterince vakit ayıramadığını düşünüyorum. Mengü Ertel’in de vakti yoktu, devamlı üretiyordu. Ben de şimdi onu devam ettiriyorum kendi stüdyomda. Adı San2. Atatürk Oto Sanayı 2. kısım’da. Bir de San atölyesinin ikinci hali. Bu da bir şekliyle miras benim için.

‘Sen telefonlu ve pikaplı bir eve doğdun’

Yaratıcı Çocuklar Derneği tarafından Mengü Ertel Grafik Atölyeleri düzenlenecek. Bunların ilki Maçka Sanat Galerisi’nde İlhan Bilge tarafından 7 Nisan Pazartesi 10.30-13.00 saatleri arasında ortaokul ve lise öğrencilerinin katılımı ile gerçekleştirilecek. Daha sonraki atölyeler “Çocuklar ve Kentler Edirne” etkinlikleri kapsamında Edirne Devecihan Kültür Merkezi’nde 17 Nisan Perşembe ve 18 Nisan Cuma günleri 10.30- 12.00 ve 14.00-15.30 saatleri arasında yapılacak.

Ben çocukluktan beri bütün sanatların hepsini bir arada yapmaya başladım. Şimdi benim oğlum da öyle. Bir buçuk yaşında. Onunla hergün biraz saz ve gitar çalıyoruz, resim yapıyoruz, oynuyoruz. Eşimin hamile olduğunu öğrenince ona beste yaptım. Son albümümüzde de kaydettik onu. Bu tabi büyük şans. Babam hep derdi, ‘sen telefonlu ve pikaplı bir eve doğdun.’ Aynı zamanda kütüphaneli de. Tabi o kitapların getirdiği bir takım zorlukları da yaşadık. Kitap okumanın, sanatçı olmanın dezavantaj olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Şu anda da, geçmişte de böyleydi.

Fotoğraf: Vedat Arık

A+ A-