‘Ölüme hayır, yaşama evet’

Yazar Ahmet Ümit, ‘Savaş tamtamları çalanlar ölümü savunuyor, biz hayatı savunuyoruz' dedi.

Ezgi Atabilen
07 Nisan 2017 Cuma, 22:14

Okan Üniversitesi, dün Beyoğlu Yerleşkesi’nde “Ahmet Ümit’i Dünya Dillerine Çevirmek Sempozyumu” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Kalem Ajans ve Everest Yayınları işbirliğiyle düzenlenen etkinliğe, Ahmet Ümit’in romanlarını kendi dillerine kazandıran 11 çevirmen de katıldı. Etkinlik kapsamında Ahmet Ümit’in 20’den fazla dilde yayımlanan 60’ı aşkın romanının kitap kapaklarının yer aldığı bir serginin de açılışı yapıldı. Yoğun sempozyum programı sırasında Ahmet Ümit’le bir dersliğe girip kısa bir söyleşi yaptık. Ümit’in hiç sakınmadığı sözlerinden süzülenleri paylaşıyoruz...

'Avrupa’da Türkiye’yi konuşmam’

-Konuşmanızda üzerindeki devlet baskısı artan toplumların edebiyatına da ilgi duyulduğunu söylediniz. Yani politik olayların getirdiği fırsatlar da olduğunu. Bugün Avrupa’da Türkçe edebiyata böyle bir ilgi var mı?

Bütün gözler aydınlara, yazarlara çevriliyor. Bunlar ne yapıyorlar, ne ediyorlar? Nâzım Hikmet sürgün edildi, hapsedildi. Sabahattin Ali öldürüldü. Pek çok yazarımız hapse girdi. Halen hapiste yazarlarımız var. Bu da tabii dünyadaki demokratik kamuoyunun ilgisini çekiyor. Bu durum ilgiyi artıran bir etken olabilir. Bu noktada Avrupalının çifte standardından bahsedebilirim. Benim romanım iyiyse iyidir, kötüyse kötüdür. Bu ülkedeki politik durumun kötü veya şahane olması hikâyemi etkiler ama romanımın kalitesini etkilemez. Avrupalı böyle bakıyor.

-Kendi kitaplarınızın satışına baktığınızda böyle bir ilginin varlığını görüyor musunuz?

Ben kendi kitaplarımda görmedim. Ben politik görüşlerini açıklayan, konuşan bir insanım. Ama yurtdışına çıktığımda mecbur kalmadıysam Türkiye hakkında konuşmayı pek tercih etmem. Şu anda yurtdışında yaşamak zorunda olan insanlar var. Onları tenzih ederim. Onların başka çareleri yoktur belki ve bunu yapmak zorundadırlar. Bu başka bir şey. Ama ben Türkiye’de yaşama olanağım ve sözümü söyleme fırsatım olduğu sürece Avrupa’da Türkiye’yi konuşmayı değil, Türkiye’de sözümü söylemeyi tercih ediyorum.

‘Bu demokrasinin ölümü demek...’

-Önceki gün 250’yi aşkın sanatçı referandumda ‘hayır’ diyeceğini açıkladı. Siz de ortak açıklamanın imzacılarından birisiniz. Ne diyeceksiniz bunun üzerine?

Demokrasinin en önemli meselesi güçler ayrılığıdır. Maalesef bu anayasa taslağında böyle bir şey yok. Her şey tek bir kişiye bağlanıyor. Bu demokrasinin ölümü demektir. O kişi dünyanın en iyi niyetli kişisi olsa dahi bu bizi diktatörlüğe, otoriterliğe götürür. Bugün Türkiye’de ekonomik kriz var. Sosyal barış zedelenmiş; insanlar bölünmüş, birbirine düşman gibi bakıyorlar. Dış politika da iflas etti, savaşın eşiğine gelmiş durumdayız. Başkanlık sihirli değnek mi? Bu sorunların hangi birini çözecek? Mümkün değil çözemez. Çözecek şeyler var: Demokrasi, iç barış, birbirimizi anlamak. Dindar laiki, laik dindarı; Türk Kürt’ü, Kürt Türk’ü, Alevi Sünniyi Sünni Aleviyi anlayacak. Bu anayasa bizi demokrasiye götürmez. O yüzden hayır!

-Etkinliğin bir sloganı var: “Edebiyat sınırları kaldırır”. Sizin için ne ifade ediyor?

Üç gün önce İdlib’de kimyasal saldırı oldu. Önceki akşam Amerika Suriye üssünü vurdu. Savaş tamtamları çalanlar ölümü savunuyorlar. Onların karşısında biz hayatı savunuyoruz. Çünkü sanattan daha iyi bir hayatı savunma biçimi yoktur. Bu etkinliğimiz yükselen savaş tamtamlarına karşı, insanların insanlıktan çıkma, şiddete yönelme, ötekini yok etme eğilimine karşı bir tür alternatif. Ahmet Ümit özelinde, bu etkinlik aslında “ölüme hayır, yaşama evet” etkinliğidir.