A+ A-

Payne ve Östlund Selanik’te

58. Selanik Uluslararası Film Festivali çağımızı ve insanlığı mizahla eleştirmeyi seçen iki yönetmeni ağırlıyor: Alexander Payne ile Ruben Östlund, Etkinlik, The Square ile Altın Palmiye kazanan Östlund’un toplu gösterimini düzenliyor, Payne’in son filmi Downsizing’in gösterimini yapıyor.
Yayınlanma tarihi: 10 Kasım 2017 Cuma, 11:31

Selanik- Yunan kökenli Amerikalı yönetmen Alexander Payne, Selanik Film Festivali’nin en eski konuklarından. 21 yıl önce ilk filmi Citizen Ruth’la (1996) festivale gelen Payne o günden bugüne
filmleriyle, jüri üyelikleriyle tam yedi kez Selanik’e gelip gitti. Düşük bütçeli bağımsız yapımlar yapmayı seçen, buna karşın Amerikan sinemasının starları Jack Nicholson, George Clooney.  Matt Damon ile çalışan yönetmen çağımızı, insanlığı, dünyanın geleceğini mizahla eleştiriyor. Payne’in Citizen Ruth (1996), About Schmidt (Schmidt Hakkında/ 2002), Sideways (2004), Nebraska (2013), The Descendants (Senden Bana Kalan/ 2011)  filmlerini izledik, hepsini de sevdik. Selanik’te son çalışması Downsizing’in (Küçülen İnsanlar) özel gösterimine katılan , Türkiye’de de Ocak 2018’de gösterime girecek olan filmin Payne’in filmografisinde özel bir yeri var.

Komediyle dram arasındaki denge

2006’dan beri senaristi Jim Taylor’la birlikte Downsizing’i tasarlayan Payne projeden hiç şüphe duymadığını, düşündürücü, sorular soran bir senaryo olduğunu fakat yüksek bütçeli bir yapım olduğu için  stüdyoları cezbetmesi gerektiğini açıkladı: “İlk kez dijital efektler kullandım, bir sahneyi üç-dört kez çekmemiz gerekti, çok karmaşık bir çalışmaydı. Küçük setlerde çalışmaya alışkın olduğum için böylesine uzun, büyük bütçeli bir prodüksiyonu ilk kez deneyimledim.  Genelde öykü çizimi yapmam, herşeyi tek çekimle hallederim” diyen Alexander Payne her filminde mizah olduğunu vurguladı. Downsizing’i komedi olarak tanımlayan yönetmen komedi ile dram arasındaki dengeyi ince ayrımlarla yansıttığını belirtti. “Tıpkı Charles Chaplin’in filmlerindeki gibi, elimden geldiğince gerçekçi, pragmatik olmaya çalışıyorum” diyen Payne Matt Damon’la çalışmaktan son derece memnun olduğunu da belirtti.

 

Dünyada gittikçe artan nüfus karşısında Norveçli bilimadamları bir çözüm bulurlar: İnsanı küçülterek hem yerküreyi rahatlatırlar hem de uzun yıllar süresince orta sınıf bireyin ulaşamayacağı konforda bir yaşam biçimi sunarlar. Bu inanılmaz keşfin ilk açıklamasını da İstanbul’daki Dünya Kongre Merkezi’nde uzmanlara sunarlar. ABD bu keşfi hemen kendi bünyesine uyarlayarak bir Leisure Land kurar. Küçültülen insanlar öylesine rahat ve varsılladır ki çalışmak zorunda değillerdir, bol bol boş zamanları vardır. Paul Sufronik  (Matt Damon) ve eşi (Kristen Wiig) küçültülmeye karar verirler. Bedensel olarak küçülmek bir çözüm müdür, insanı mutlu eder mi sorusunu soran Payne:”Dünya gün geçtikçe öylesine korkunçlaşıyor ki kendimi kaybolmuş hissediyorum” diyor Payne. Oyuncu kadrosunda Chistoph Waltz, Udo Kier, Jason Sudeikis, Laura Dern, Neil Patrick Harris yer alıyor. Payne ve Östlund gibi sanatçılar çağımızın, dünyamızın kötüye doğru gidişinin ayrımındalar.

“Devlete, medyaya ve sanata güvenme”


Ülkemizde 3 Kasım’da Başka Sinema kapsamında gösterime giren Altın Palmiye ödüllü The Square’de (Kare) İsveçli Ruben Östlund, sanat  küratörü Christian’ın (Claes Bang) yaşamına odaklanıyor. Görevleri ve örnek vatandaş olmak arasında denge kurmaya çalışan Christian cep telefonu ve cüzdanını çaldırınca ruhunun derinliklerinde saklı olan yanını keşfeder.

Selanik Film Festivali’ndeki toplu gösterimine katılan Östlund filmini “Sorumluluk ve güven, zengin ve yoksul, güç ve güçsüzlük, devlete, medyaya ve sanata duyulan güvensizlik” olarak tanımlıyor. Konferansı sırasında izleyiciye bir Tv kanalına yanlışlıkla internet uzmanı olarak
konuk edilen bir taksi şoförünün videosunu gösteren Östlund: “Gördüğünüz gibi sonunda taksi şoförü ona yüklenen rolü oynamayı benimsedi. İnsan olarak sürekli rol yapıyoruz, oynuyoruz. Her gün yüklendiğimiz umutlar gerçek benliklerimizi bastırıyorlar, kendimizi ifade etmemizi engelliyorlar.
Bu kısa videoları dostlarımla izlerken insan olmanın ne demek olduğunu anlıyorum” dedi.

Gothenburg’un dışındaki hiç kar yağmayan Styrsö adasında büyüyen Ruben Östlund, Noel tatilinde ailesiyle birlikte karlı bölgelere gittiğini, adada yaşamanın ona kısıtlamaları, sınırları düşündürdüğünü, ilham verdiğini açıkladı. The Square’in Varnamo’da yaptığı enstalasyonun sanatsal küratörü olduğunu, bununla simgesel bir mekan oluşturduğunu, insan ilişkilerinin paranoyasını yansıttığını vurguladı.  “Filmimi insanları ciddi anlamda düşünmeleri için çektim.  Gördüklerinizi, duyduklarınızı, okuduklarınızı yüreklikle onaylayın ya da onaylamayın, bu bile duruşunuzu değiştirmeye yeter” diyen sinemacı  yeni projesi Triangle of Sadness’te moda endüstrisini yaşlanan, gittikçe  ününü yitiren bir erkek model üzerinden eleştireceğini açıkladı.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer