Geçmişle yüzleşmek için...

Tayfun Serttaş’ın ‘Flashblack’ adlı sergisi Maryam Şahinyan’ın stüdyo fotoğraflarını izleyiciyle buluşturuyor. Binlerce fotoğraftan oluşan bu büyüleyici sergiyi Serttaş’ın rehberliğinde gezdik.

Emrah Kolukysa
28 Nisan 2018 Cumartesi, 20:46

Kadın oturduğu yerden objektifin yukarılarında bir yere bakıyor. Başının hemen yanıbaşında da karton kapaklı bir not defteri tutmuş ve onun üzerinde de küçük bir fotoğraf daha var. Sadece fotoğraf içinde fotoğraf değil bu fotoğrafı tuhaf kılan; ya da bu kompozisyonu akıl etmek de değil, daha çok iki uzak hayatın bu şekilde bir araya gelmesi sanki. Belli ki adam -muhtemelen kocası- ölmüş ve kadın da onu bu şekilde ölümsüzleştirmeye yeltenmiş. Hayat içinde hayat olmuşlar bu fotoğrafta. Geçmiş ve gelecek harmanlaşmış, gözümüzün önünde belirmiş. Kadınsa yukarılara bakıyor, fotoğrafçıya mı, kocasının olduğunu umduğu yere mi, asla bilemeyeceğiz. Ve bunlardan, bu fotoğraflardan binlerce var, on binlerce... Her biri farklı bir hikâye, her biri farklı bir hayal.

1139 kutu negatif

Sanatçı Tayfun Serttaş şu sıralar Pilevneli Galeri’de “Flashblack” başlığı altında sergilenen Maryam Şahinyan’ın fotoğraflarıyla ilk karşılaşmasını 2011’de yayımlanan Foto Galatasaray adlı kitapta şu sözlerle anlatıyor: “Hıdivyal Palas’ın ikinci katında, topu topu on beş metrekarelik bir deponun zemininde, üzerinde kitap kolileri yığılmış halde, yirmi yıla yakın süredir, dokuz büyük koli içerisinde, 1139 kutu dolusu negatif film bekliyordu beni.” 1139 kutu dolusu negatif... Gözümde canlandırmak istesem de beceremiyorum ve bir yandan Tayfun Serttaş ile sergiyi adımlarken bir yandan da söylediklerini dinliyorum:

“Aslında çok iyi bir tasnif yapmış Maryam. Her kutunun üzerine sayılar yazmış ve bunları anlamamız biraz zaman alsa da sonunda çözünce işimiz bir nebze kıolayladı. 1147 yazıyor mesela bir kutunun üzerinde. Bir süre sonra bunun 1947 yılının Kasım ayına ait fotoğraflar olduğunu çözdük ve tüm kutuları kronolojik bir sıraya sokumayı başardık.” Fotoğraflara baktıkça bir zamanlar nasıl da farklı bir dünyada yaşadığımızı anımsıyor ve günümüzün instagram ayarlı görsel dünyasında Şahinyan’ın fotoğraflarının ne anlama geldiğini sorguluyoruz. “Her kuşak kendi modernitesi yeniden keşfediyor” diyerek söze giriyor Serttaş ve devam ediyor: “Yani bir miras, bir birikim değil de her yeni kuşakla yeniden keşfedilen bir şey aslında modernite. O yüzden bu fotoğraflar en çok da ‘Bak bu olmuştu’ diyebilmek için önemli. Bizde jenerasyonlar biribirinden bir şeyler devralarak ilerlemiyor; genelde inkâr ve her yeni katmanın bir öncekini reddedişi söz konusu. Jenerasyonların arasındaki kopukluk çok acayip bir mesele bu ülkede.

Bizim yok saydığımızın bize aslında çok yakın olduğunu, bizim ideal saydığımızın da o yok saydığımız şeyin içinde var olduğunu bir şekilde yeni jenerasyona gösterebilmek önemli. Burada belki her gelen birkaç fotoğrafla sadece yüzleşecek, birkaç tanesi aklında kalacak ama o ona yetecek. Oradan instagram’a geldiğiniz zaman... bir yerde şöyle dedim geçenlerde, instagram’ın olduğu yerde aşk çok zor. Stalker’lık (gizlice takip etmek) var, bunları ‘stalk’layamazsınız, kendileri için yapıyorlar bunları, dünyaya duyurmak için değil. Bugün kadar duru, bu kadar net objektife bakamıyoruz bir defa. Ağzımız burnumuz yamuluyor. Bilmem kaç tane çekip içinden seçiyoruz. Ama bakın Maryam hiç iki kere çekmemiş.Çekmiş çıkmış, öyle biri. Şimdi artık instagram fenomenliği diye bir şey var, fotografik olarak kendini belli bir şekilde yansıtmanın getirdiği bir illüzyon var... Hep kendini olduğundan farklı göstermek için kullanılan mecralara dönüştü bunlar. Oradan tanıştığım insanlar var. Instagram’da 50 bin takipçisi olan biriyle tanışıyorum mesela, çok kötü bir hayat... Orası için yaşıyor mesela, cebinde parası yok AVM’ye gidip Louis Vuitton’un önünde çekiyor kendisini. Oysa Maryam’in çektikleri öyle değil, hiç sakil değil.

İçlerinde mizansen yok mu, var. Ama onu da mizansen gibi yapmış zaten, saklamamış.” Saklamamış belki ama saklanmış Maryam Şahinyan, yıllarca. Arşivi de bir şekilde saklanmış, Serttaş’ın sayesinde de korunmaya alınmış. Bu devasa arşivden azımsanmayacak bir bölüm de şimdi bizimle, yüzleşmemiz, anımsamamız için... Bu yüzleşmeye siz de davetlisiniz. “Flashblack” 26 Mayıs’a dek Pilevneli Galeri’de görülebilir.

2 yıllık bir çalışma...

Maryam Şahinyan’ın fotoğraf arşivi aslında ilk olarak 2011 yılında kamuyla paylaşılmıştı. Serttaş ve ekibinin 2 yıllık bir uğraş sonucu tek tek temizleyip dijitalize ettikleri arşiv SALT işbirliğiyle dijital ortamda sergilenmiş, bir hayli de ilgi görmüştü. Şimdiyse bu görkemli arşiv ilk kez fiziksel olarak da sergileniyor.