Kapat
A+ A-

Siyasal erk sanata geçit vermiyor

Bir yandan sanatçı özgürlüğü, öte yandan sahneler yok ediliyor.
Yayınlanma tarihi: 22 Temmuz 2014 Salı, 05:09

Ankara’da ‘sahne sanatları karşıtı’ operasyonlar durmak bilmiyor. Gazetemizde yayımlanan, çoğu Selda Güneysu imzalı haberler, sahne sanatlarının yok edilmesi ya da ‘evcilleştirilmesi’ yönünde ‘türlü çeşitli’ eylemler yürütüldüğünü gösteriyor. Olan bitenin seyirci ve sanatçıların etkin olmadığı tatil dönemine yığılmış olması bir rastlantı mı? Yoksa Kültür ve Turizm Bakanlığı yeni sezona, siyasal erkin ‘sahne sanatları’ndan ayıklanmasını öngördüğü ‘diken’lerden kurtulmuş olarak mı girmeyi amaçlıyor? ‘Diken’ benzetmesi boşuna değil; kimi siyasal ortamlarda, sanat alanında ‘dikensiz gül bahçesi’ yaratma çabası sık sık karşımıza çıkan bir ‘gerçek’…

Sahneleri yok etmek

İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi’nin -yıllarca süren tepkilere karşın- kullanım dışı bırakılmasından sonra, Ankara’da DT bünyesindeki Akün ve Şinasi sahnelerinin bulunduğu binayı da içeren bir ihale durumu nedeniyle, başkentin bu önemli iki tiyatro uzamının ‘hizmet dışı’ bırakılması gündeme geldi. Söz konusu ihale, seyirci ve sanatçıların tepkileri sonucunda tam üç kez gerçekleşmedi. 21 Temmuz’da (dün) 4. kez yapılacaktı ve sanatçılar protestolarını halkın katılımıyla sürdüreceklerdi. (Bu yazı yayına girdiğinde sonuç henüz bilinmiyordu.)

Ankara’nın İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nin de bulunduğu -DT’nin kullanımındaki- geniş alan ise 3. kez saldırıya uğruyor. Atölye sahnemiz de böylece, iş makineleriyle alana girildiği, ağaçların ve fidanların yok edildiği, şirket elemanlarıyla güvenlik görevlileri arasında çatışmalar yaşandığı, DT Genel Müdürlüğü’nün ve Ankara DT Müdürlüğü’nün ‘hukuksuz’ saydığı bir ortama yazgılanmış oluyor.

Yine birkaç gün önce, Ankara Resim ve Heykel Müzesi Müdürlüğü bünyesinde bulunan Türkocağı Binası’ndaki Operet Sahnesi’nin –‘tarihsel dokuyu koruma’ amacıyla- bakanlık kararıyla, ‘2014-15 sezonu itibarıyla’ sanatsal etkinliklere kapatıldığını öğreniyoruz.

Böylece bir taşla iki kuş mu vuruluyor? Sahnelerin ortadan kaldırılması, sahne sanatlarını gündem dışı bırakma çabasından nasıl soyutlanabilir ki!

Yaratıcı özgürlüğü kıskaca almak

Siyasal erkin ‘sahne sanatları’nı denetim altına alma eylemi, yaratıcı özgürlüğü sınırlama yönünde de sürüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından parlamento gündemine getirileceği söylenen Türkiye sanat kurulu (TÜSAK) yasa tasarısı, Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi ile Güzel Sanatlar Müdürlüğü’ne bağlı toplulukları ‘özelleşme’ye iten bir uygulamayla devlet bünyesinden çıkarmayı hedefliyor. Sanatçıların özel girişimleri için devletin parasal desteğine başvurulduğunda da, yaratıcı özgürlüğü kısıtlayıcı koşullar dayatıyor. İstenen, yalnızca kurulun uygun gördüğü yapıtların, kurulun onaylayabileceği biçimde sahnelenmesidir. 11 kişilik kurulun 5 üyesi bürokrat kesimden oluşuyor. Siyasal erkin denetiminde işleyecek mekanizma böylece kurulmuş oluyor. Herhalde ‘sözümden çıkana para yok’ denmek isteniyor.

Özel tiyatrolara ilişkin yaptırımlar da sürüyor. Aralarında ülkemizin önde gelen topluluklarının da bulunduğu çok sayıda özel tiyatro, geçen yıl, Gezi olaylarına destek verildiği imlenerek ‘destek dışı’ bırakılmıştı. Bu keyfi uygulama karşısında mahkemeye başvuran Dostlar Tiyatrosu’nun davayı kazanmış olması ve mağdur edilmiş öteki topluluklar için de ‘emsal’ oluşturması, yaşadığımız sıcak yaz günlerinin sahne sanatları bağlamındaki en sevindirici olayıdır.

Bakanlık bu yıl parasal destek için başvuracak özel topluluklara yeni bir koşul getiriyor. Başvuru ile birlikte, projelendirilen oyunların metinlerinin de sunulması isteniyor. Bu bir sansür uygulaması değilse nedir? Dahası, metni onaylanmış bir oyun bile sahnelemede metin dışına çıkıldığında yaptırımla karşılaşma ve desteğin geri çekilme tehlikesine açık olacaktır. Vay tuluat geleneğimizin başına gelenler!

Oyun metni verme koşulunun yersizliğini tiyatroya giden herkes bilir. Her şeyden önce, sahnedeyken yazılı metne sıkı sıkıya bağlı kalsanız bile oyunculuk becerilerinizi kullanarak söylediğinizin tam tersini dile getirebilirsiniz. Dahası, hiçbir oyun metni sahnede sınanmadan son biçimini almaz. Demek ki bu koşul dayatıldığı sürece pek çok yazar ya da uyarlamacı, yazdığı metni sahnede sınama olanağı bulamayacaktır. Böylece, bakanlığın belirlediği, yerli yazarlara öncelik tanıma ilkesi de çiğnenmiş olacaktır.

Nice kritik siyasal dönemlerden geçmiş olan bu ülke, sanat bağlamında ‘dikensiz gül bahçesi’ yaratma çabalarına, bu çabaların sonuçsuz kalışına pek çok kez tanık olmuştur…

Cumhuriyet İMECESİ