Kapat
A+ A-

'Eurovision bizim için fena oldu'

Yüksek Sadakat üyeleri, ‘Günümüzde kendinizi allayıp pullayıp satmak zorundasınız’ diyor
Yayınlanma tarihi: 26 Mayıs 2018 Cumartesi, 21:32
[Haber görseli]
Ocak 2006’da çıkardıkları grubun kendi adını taşıyan albümleriyle listelerde uzun süre 1 numarada kalan Yüksek Sadakat, bu 12 yılda zirveyi tattığı gibi zor zamanlar da geçirdi. Diğer yandan bu süreçte 3 solist değiştirse kendi kimliğinden taviz vermeyen grup, tekrar Yüksek Sadakat ’a dönen Kenan Vural’la birlikte nisan ayının sonlarına doğru yeni teklisi “Yunus”u yayımlamıştı. Kutlu Özmakinacı , Uğur Onatkut ve Kenan Vural’la bir araya gelip Yüksek Sadakat’ın hikâyesini konuştuk. 
 
- Yüksek Sadakat’in müzik yolculuğunu nasıl özetlersiniz?
 
Kutlu Özmakinacı: Kariyer olarak inişli çıkışlı, zaman zaman zor, çoğunlukla eğlenceli bir yolculuk. Müzikal açıdan ise hep aynı yöne bakan ve o yönde ilerlemeye devam eden bir hikâye. Kariyer kısmı artık iyi kötü bilindiğinden müzikal kısma odaklanırsak; rock’ın yapısal özelliklerini bozmadan, ait olduğumuz coğrafyanın müzikal unsurlarını kendi zevkimiz nispetinde rock ile sentezlediğimiz bir müzik yapıyoruz. Anadolu, Balkan ve Ortadoğu coğrafyasındaki etnisite ile rock’ın buluştuğu, bizim kısaca Türk rock’ı dediğimiz bir müzik bu. Bu çizgi, grubun ilk albümünden beri sabit ve kendi sınırları içinde değişerek yeniden üretilmeye devam ediyor.
 
- Türk rock müziğine kültleşen, klasikleşen şarkılar hediye eden bir grup Yüksek Sadakat, ama değeri yeterince bilinmiyor sanki.
 
K.Ö: Olabilir... Bu kısmen bizim hatalarımızdan, kısmen de ülkede müzikle ilgili temel konuların yeterince tartışılmaması ve bilgisizlikten kaynaklanıyor. Ha bir de farklı müzik türlerini birbiriyle kıyaslayıp, birini diğerine göre daha üstün/iyi muamelesi yapmak gibi bir tür ergen hatası var olayın geri planında ama bu hatayı maalesef ergenler değil bu işi bildiğini iddia edenler yapıyor; orası fena elbette. Açarsak: Yüksek Sadakat yukarıda da tanımladığımız gibi rock’ın yapısal özelliklerini koruyup, kendi coğrafyasının müziğiyle sentezledikten sonra dünyaya tekrar sunmaya çalıştı. Tıpkı cazdaki Kuzey Caz ekolü gibi. Bunun, en başından itibaren farklı bir tür olan Anadolu rock ile karıştırıldığını çok gördük. Anadolu rock, rock’un yapısal özelliklerinden daha çok sound’unu kullanır. Yani daha domestiktir. Bu ne bir artı ne de eksidir, sadece böyledir. Buradan müziği aşan ve Türkiye’yi ilgilendiren her türlü tartışmanın arka planında olan batılı olursak mı yırtarız yoksa doğulu mu ikileminin psikolojik yansımalarına geliyoruz. Bize göre ilki sizi aslının bir karikatürüne ve kimliksizliğe, ikincisi ise dünyaya 500 yıldır elle tutulur ciddi bir şey söyleyememiş bir kültürün çaresizliğine götürür. Çözüm ortalarda bir yerden, her iki kültürü içselleştirip kendi vurgunuzla yeniden üretmekten geçiyor bizce.
 
En başta söylediğimiz, bu “underrated” olma durumuna bizim yaptığımız katkılara gelince... Algı yönetimi vs. gibi konularda gerçekten berbat bir ekibiz (gülüyor). Müziğimizi en iyi şekilde yapınca görevimizi tamamlanmış sayıyoruz ama zaman öyle bir zaman değil, bir de kendinizi allayıp pullayıp satmanız gerekiyor. Satma kısmına girmeden işin bu yönünü toparlayabilirsek şahane olacak. 
 
- Son zamanlarda ortaya çıkan müzik dinleme platformlarında, eski şarkılarınızın da yeniler kadar hatta daha fazla dinlendiğini görüyoruz. Bu da yeni kuşakların da tekrar keşfetmesi anlamına geliyor olabilir mi?
 
K.Ö: Evet tam olarak öyle zaten. Buna konserlerimizde ilk elden şahit oluyoruz ve elbette çok memnuniyet verici bir şey. Bize müziğimizin zamana dayanıklı olduğunu söylüyor. Her türden sanatta zamana dayanıklılık, yaptığınız işle ilgili en önemli ölçüdür. Yapılan işin kalitesi hakkındaki nihai hükmü her durumda zaman verir.
 
‘Eurovision hataydı’
 
- Grubun 2011’deki Eurovision sonrası bir düşüş yaşadığı şeklinde değerlendirmeler de yapılıyor. 
 
K.Ö: Katılırız (gülüyor). TRT bizim gibi yarışmayla ‘istese de’ pek örtüşemeyecek bir grubu seçerek bir hata yapmış, biz de ‘hadi gidelim’ diyerek hatayı sürdürmüştük. Buna ortalama Türk insanının batı karşısındaki aşağılık kompleksini böyle platformlarda giderme ezikliği de eklenince sonuç bizim için sahiden fena oldu. Ama hepimizin bildiği gibi düşmek hayatın bir parçası ve düşmeden yaşanılmış bir hayat zaten mümkün değil. Önemli olan kalkıp yola devam etmek, biz de onu yaptık.
 
- Şarkılarınızdaki spiritüel sözler de dikkat çekiyor...
 
K.Ö: Çünkü insan bilinç ve bilinçaltı, gerçek ve gerçeküstünün toplamından oluşur. Bizim konumuz da nihayetinde insan. Tarih öncesi dönemlere uzanan mağara resimlerinden heykellere kadar gerçeküstü ile sanatın bağlantısı çok yoğundur. Resim, heykel, müzik, edebiyat vs, hepsinin yarısını dini eserler, mitoloji oluşturur ki bu gerçek hayattaki oranla da tam olarak örtüşür. Beynin gerçeküstünü yaratmadaki evrimsel becerisi ve bunun insanın hayatta kalmasına yaptığı katkı, bunlar müthiş şeyler. Bu konularla entelektüel açlığınızı doyurmak için ilgilenince, tasavvuf vs. gibi pratik yansımalarını anladıkça kendiliğinden müziğinize sızması kaçınılmaz.
 
- İnsanlar duyduklarında onun Yüksek Sadakat şarkısı olduğunu da anlıyorlar. Bu da önemli bir başarı olmalı.
 
K.Ö: Zaten sanat metrik (ölçülebilir) bir şey olmadığı için, sanatçıya kalan yegane hedef de budur. Yani kendi tarzını yaratıp bir öneri olarak insanlıkla buluşturmak. İyi sanat kötü sanat ayrımı gerçek zamanlı olarak çok az sayıda elit uzman tarafından yapılabilir (ki onların da sık sık yanıldığı tarihte görülmüştür). Bu durum sanatçıya kendi tarzını yaratıp insanların önüne koymak dışında seçenek bırakmaz. Bundan sonrası onun meselesi değildir zaten. Severler ya da sevmezler, bu sanatçıyı ilgilendirmez.
 
‘Biz de aynısını yapardık’
 
- Solist değişimlerinin sıklığına yönelik olarak da sosyal medyada esprili yorumlar yapılıyor. Siz bu  konuya bir açıklama getirmek ister misiniz?
 
K.Ö: Biz de benzer bir durum görsek aynısını yapardık diyerek başlayalım önce (gülüyor). Solist, dinleyici alışkanlıkları üzerinden baktığınızda müziğin en fazla somutlaştığı, en fazla izlediği parçası olayın. Dört albümde 3 solist değiştirip yola devam etmek ise sadece Türkiye’de değil dünyada da az rastlanır bir durum ve yadırganması son derece normal. Olan bitenin aslı ise şu: Cemil (Demirbakan) solo kariyere geçmek, Selçuk (Sami Cingi) ise ABD’ye yerleşmek için gruptan ayrıldılar. Kenan ise o dönemde menajerimiz olan arkadaşımızla yaşadığı sorunlar ve bizim bu süreci grup olarak iyi yönetememizden dolayı ayrıldı. Gruptan ayrılan arkadaşlarımızla bağlarımız ve dostluğumuz devam ediyor. En büyük projelerimizden biri, üç solistimizin de aynı anda sahnede olacağı konserler gerçekleştirmek. Selçuk Sami ABD’den dönerse bunu hayata geçirmek ilerideki planlarımız arasında.
 
- Yeni albümle ilgili neler söylemek istersiniz?
 
K.Ö: Aslında şimdi malum tüketim alışkanlıklarının da değişmesi sebebiyle, albüm çıkarma hızı biraz yavaşlamaya başladı. Biz Kenan geldikten sonra yoğun bir çalışma temposuna girdiğimiz için zaten stüdyoya çok fazla giremiyorduk. Konserlere yoğunlaştığımız için... Stüdyoya girmek belli bir konsanstrasyon, belli bir vakit geçirmeyi gerektiren bir şey. Bu ikisi, hem insanların müziği tüketim alışkanlıklarının değişmesi, hem de bizim pratik anlamdaki içinde bulunduğumuz şartlara gelince önce birkaç “single” ile devam edip aslında albüm yapma imkanımız olmasına rağmen, elimizde şarkı anlamında sıkıntı olmamasına rağmen, önce bir, iki ya da üç “single” çıkartıp, ondan sonra bunların da içinde olduğu bir 5. albüm yapmayı planlıyoruz. Bu da önümüzdeki bir, iki yıla yayılacak kadar geniş bir zaman. “Yunus” bunların ilki. Daha başka kaydedilmiş şarkılar da var. Onlar da önümüzdeki aylarda, belki 6 ay, belki 1 yıl sonra çıkacak. 
 
‘İnsanlar bu ekibi benimsedi’
 
- Tekrar ikinci kez gruba dönmek nasıl oldu. O arada neler yaptın?
 
Kenan Vural: Kutlu’nun söylediklerinden farklı bir şey söyleyemem. Hayatın getirdiği ayrılıklardı. Çok da söylenecek bir şey yok. Arada müzikal şeylerim devam etti tabii.
 
- Senin için Yüksek Sadakat’in yolculuğu nasıl geçti?
 
K.V: Benim kariyerimin en önemli yapı taşlarımdan biri Yüksek Sadakat sonuç itibarıyla. Yüksek Sadakatsiz bir Kenan Vural kariyerinden bahsetmek çok da doğru olmaz diye düşünüyorum. Müzikal olarak baktığınızda Kutlu zaten solistlerle ilgili gerekenleri söyledi. Müziğin yapılma biçimi olarak da ekleyebileceğim fazla bir şey yok açıkçası. Sadece bizim müzikal birikimlerimiz değiştikçe ve geliştikçe, çünkü 5 tane zihinden çıkıyor bu müzik, herkesin zevkleri ve beğenileri evrildikçe Yüksek Sadakat müziği de buna bağlı olarak evriliyor. Bir renk geçişi gibi, degrade bir durum var. İlk albümde daha saykodelik bir “sound” varken, ikinci ve üçüncü albümler biraz daha organikleşiyor. Eurovision zamanı işin içine biraz daha efektler, ufak tefek şeyler serpiştirdiğimizi görüyoruz. Bunlar aslında anaakımın, onun dışında da aslında bizim şarkıları algılayışımız biçimimizin neticesidir. Önem verdiğimiz konulardan bir tanesi belli bir tarza bağlı kalmak gibi bir saplantı içinde olmadan yaptığımız müziğin bazının ilkelerini koruyarak, şarkıların bize ilham ettiği şekilde düzenlemeye çalışıyoruz. O yüzden Yüksek Sadakat’in “sound”u da, bir şarkıdan diğerine gördüğümüz yelpazesi açık genişlik de, yani uçlarda şarkılar olması da buna bağlı. Yani şarkı ne istiyorsa onu çalıyoruz açıkçası. Şarkıyı belli bir türün içine sokmak ve kendimizi sınırlamak gibi bir sınırımız yok. 
 
- Kutlu, “3 solist de ayrı ayrı şeyler kattı” gruba dedi. Senin Yüksek Sadakat’e kattığın şey ne olabilir?
 
Kendi adıma konuşmam doğru olmaz. Ama benim görebildiğim kadarıyla insanların ekip olarak bizim şu varolduğumuz halde daha çok benimsediklerini söyleyebilirim ancak. 
Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer