Kurban ve peygamber

Orhan Veli... Yahya Kemal’in şiir üzerine genel olarak söylediği sözlerle tekrar edersek, kısa ömründe bir dilin “yalnız kendine mahsus, süssüz, tabii, samimi, yalın ifade özellikleri”ni kendi anadili Türkçe bakımından duyumsayarak şiirleştirmeyi başarmış, bir çağdaş Yunus Emre, çarmıhı sırtında yaşamış, öylece de yaşamdan ayrılmış bir şiir peygamberi...

28 Şubat 2020 Cuma, 15:08


20. yüzyıl şiirimizin çok sayıda büyük ustası vardır. Ben bazen birkaç şiiriyle, hatta tek bir şiiriyle bile bir şaire büyük şair denilebileceğini düşünürüm. Fakat bir de mucize şairler vardır. Onlarsız bir ülke şiirinin düşünülmesi olanaksızdır. 20. yüzyıl şiirimizde bu şairlerin ilki bence Yahya Kemal’dir. “Kendi Gök Kubbemiz” bu şiir için olabilecek en sağlam bir temeldir. Ardından gelen mucize şairin, Nâzım Hikmet şiirinin dili bile o sağlam temel üzerinde yükselir. O dilsel temel, İstanbul Türkçesi dediğimiz şeydir.

Nâzım Hikmet’in ardından iki mucize şairimiz, bence, ikisi de 1914 doğumlu Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Orhan Veli Kanık’tır. Dağlarca, 2008’de yaşamdan ayrıldığına göre, yüz yıldan altı yıl daha az yaşamış. Son saatlerinde başucunda olan okurlarından, hayranlarından, genç arkadaşlarından biriyim... Genel geçer ölçülere göre uzun ve tanık olabildiğim kadarıyla da bir ölçüde kendi seçimi olan yalnızlığına karşın iyi bir yaşam. Orhan Veli ise günümüzün ölçülerine göre daha da genç bir yaşta, 36 yaşında, talihsiz bir kaza sonucunda yaşamını yitirmiş. Bu yıl 1950’deki ölümünün 70. yılındayız.

Ankara’da belediyenin açıp üzerini örtmediği bir çukura düşerek beyin kanamasından ölmek kaza mı, yoksa ülkemizde alışık olunan ihmallerin sonucu cinayet gibi bir ölüm mü ayrı konu.. Fakat her iki durumda da bir kurban. 1950 yılı Ankarası. Büyük olasılıkla ıssız bir gece vakti yine büyük olasılıkla içkili ve yalnız bir genç adam. Yahya Kemal’in şiir üzerine genel olarak söylediği sözlerle tekrar edersek, kısa ömründe bir dilin “yalnız kendine mahsus, süssüz, tabii, samimi, yalın ifade özellikleri”ni kendi anadili Türkçe bakımından duyumsayarak şiirleştirmeyi başarmış, bir çağdaş Yunus Emre, çarmıhı sırtında yaşamış, öylece de yaşamdan ayrılmış  bir şiir peygamberi...

Orhan Veli’ye sevgimde; onu bir mucize şair, bir şiir peygamberi olarak görüşümde erken ve talihsiz ölümünün kuşkusuz ki etkisi var. Fotoğraflarındaki içe dönük görüntü de çoğaltıyor bu etkiyi. Fakat hiç kuşkusuz, öncelikle şiirleridir bende bu duyguyu yaratan. Hem de 1936 yılı haziran ayında, demek ki 22 yaşında Ankara’da yazıp Varlık Dergisi’nde yayımladığı “Oaristys” başta olmak üzere, Mehmet Ali Sel takma adıyla yazdığı ölçülü uyaklı ilk şiirlerinden başlayarak...

Orhan Veli şiirleriyle olduğu kadar Fransız şiirinden çevirileriyle de şiirimize büyük katkısı olmuş bir şairimiz. Ben ana dilinden başka da bir dilen şairin o dilden çeviriler yapmasını görev olarak görürüm. Çünkü şairi ancak ya da en iyi şair bir başka dilde yeniden yaşatabilir. Bu, çeviren şairi küçültmez, büyütür; azaltmaz, çoğaltır. Orhan Veli’ye şiir çevirleri için de büyük gönül borcumuz vardır. 

Ölümünün 70. yılında ona gönül dolusu sevgimle. 


Oarıstys

Ey hâtırası içimde yemin kadar büyük,

Ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı

Hâlâ rüyalarıma giren ilk göz ağrısı,

Çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük.


Ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk,

Kanımın akışını yenileştiren damar,

Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar

İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk.

 

Ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi

Ve havaları seslerimizle dolu bahar,

Koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular,

Kâğıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi.

 

Duyup karşı minarede okuyan yatsıyı

Yatağıma sıcaklığını getiren rüya,

Denizlerde onunla yaşadığım dünya

Ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı.

 

Ah! Birçok şeyler haturlatan erik ağacı

Ve o ilk yolculukla başlıyan hasret, zindan;

Atları çıngıraklı arabanın ardından

Beyaz, keten mendilimde sallanan ilk acı.


Orhan Veli