Okurla birlikte düşünmek

Yazarımız Sevgi Özel, Cumhuriyet Kitap Eki'ndeki Söz Ebesi adlı köşesindeki, “Çok okunan” yazar olmak, okur ilgisi önemlidir; yazara eleştiri, övgü gelebilir; dahası sövgü(ler) de… Cumhuriyet okuru eleştiren, öneri üretebilen, övgüde ölçüyü bilendir” değerlendirmesiyle başladığı yazısında okurla birlikte düşünmeyi irdeliyor.

12 Şubat 2020 Çarşamba, 17:06

[email protected] / @SozebesiOzel

“Çok okunan” yazar olmak, okur ilgisi önemlidir; yazara eleştiri, övgü gelebilir; dahası sövgü(ler) de… Cumhuriyet okuru eleştiren, öneri üretebilen, övgüde ölçüyü bilendir. Kuşkusuz eleştiriyle sövgüyü karıştıran da olacaktır; nasıl doğada renk renk çiçek varsa, dokununca kaşındıran ısırgan da var… İnsan aklı yakan, kaşındıran ısırganı çok yararlı duruma getirebiliyor. Bana göre içinde bulunduğumuz bu karanlık dönemde inanın “yakınmak” için zamanımız yok… Okurlarımızın çoğu en çok bileşik sözcüklerden, birden çok yazım kılavuzu olmasından, bunlarda birbiriyle çelişen açıklama ve örneklerden yakınıyor. Çünkü çok uzun zamandır ortak dilimiz Türkçeyi doğru öğretemeyen sistem, Türkçe için kaygılanan bilinçli yurttaşları ister istemez, “sızlanmaya, sızlanarak anlatmaya, şikâyet etmeye” yöneltiyor. 

Çoğumuzun az düşündüğü önemli bir konu var; cumhuriyetten yüzyıllarca önce Arapça-Farsçayı Türkçeden üstün gören yönetenler gibi 1950’den sonraki iktidarlar da devrimle yenileşen Türkçeyi sevmediğinden, çokları Türkçenin devrimlerden kaynaklanan sorunları var sanıyor. Bilim, sanatta önde olan, teknoloji üreten ülkeler de geçmişte dil sorunu yaşamıştır. Almanya, Macaristan, İsrail ve Norveç, Türkiye’den çok önce dilde devrim gereksinimi duymuş, bu ülkelerde de dilde devrim başlangıçta tepki almıştır. Ancak bu ülkelerin hiçbirinde yönetenler, kendi diline düşmanca yaklaşmamıştır. 

Evet, 12 Eylül hukuksuzluğuyla devrimin önü kesilmek istendi; yakınmak, üzülmek niye? Her ulusal günde Harf ve Dil Devrimlerine, devrimler üstünden Mustafa Kemal’e yürüyenler, devrimin sözcükleri olmadan, “yasa, Anayasa, bilim, açıklama, düşünce, üretim, tüketim, kavram, okul, öğrenci, öğretmen, ülke, sorun, oran, dönem vb.” demeden konuşabiliyorlar mı? Ne diyor Nâzım Hikmet; “Dilimiz, dibinin derinliklerini karıştırarak suyun yüzüne birçok söz çıkardı. Bunların içinden gerisin geriye, dibi boylayacaklar yok değildir. Birkaç söze takılıp köpükleneni, akanı görmeyenler var... Ne yapalım? Anadan doğma körlere gözlüğün yararlığı dokunmaz ki takalım... Dilimizin, bugün içine girdiği dönüm yeri, konuşma diliyle yazı dilinin arasındaki derin ayrıklığı kaldıracak; yalnız ikisini de temizleyerek, ışıklandırarak bu işi yapacaktır...

Ben kendi payıma, ne yeni sözlerden korkuyorum, ne de birçoklarını yadırgıyorum. Becerikli bir yapıcı, kurulan yeni yapıda, onların birçoğunu yadırgamadan kullanabilir. İş becerikli olmakta... Dil yürüyor... Yürüyenin önünde durulmaz...” (Sanat, Edebiyat, Kültür, Dil, Yazılar 1, 1991, s. 51).

Yinelemekte yarar var; sorun dilde değil; “İş becerikli olmakta” ya da olamamakta…

Saklayacak değilim; öfkeliyim; ancak öfkeme yenilmek yerine ustaları düşünüyor; onlar gibi direnmeyi yeğliyorum. Nurullah Ataç’ı sık sık düşünürüm. Ataç, kendisini şöyle anlatıyor: “Dil işine sonradan giriştim. Daha önce başlasaydım, Dil Devriminin gerekli olduğunu daha önce anlayabilseydim ne iyi olurdu! Erken olsun geç olsun, giriştim dil işine. Gençler arasında bana uyanlar çok oldu. Yaşlılardan da var. Neden ötekilerden çok bana uyanlar oldu? Dil işine girişmem bir çıkar kaygısıyla değildir de onun için. (…) Oysaki ben, öz Türkçe için nice kazançları teptim, rahatımı kaçırdım, üzdüm kendimi, adımı deliye çıkarttım. Hepsi de ne dediklerini bilmez, kafalarına düşüncenin gölgesi bile girmemiş birer alıktır bana deli diyenler.” 

Atalar, “Göğe direk, denize kapak olmaz” demişler, yanılmışlar; günümüz siyasetçileri, göğe direk, denize kapak mantıksızlığıyla eğitime karışıyorlar. Oysa yaşam başka türlü akıyor; eğitim ve gelir düzeyinin yokuş aşağı olması, her konuya ve dile duyarlı yurttaşları çok üzüyor da yılgınlığa itmiyor. Yolda belde, evde sokakta herkesin herkese “Aşkım!” demesine aldanmayın; eğitimsizlik, dil sevgisizliği aşkları bırakır mı? İnanın “yakınmak” için zamanımız yok; gerçek aşk(lar) dilsiz olmaz! 

Karamsarlık, “kara”dan gelir; karamsarlığın beslediği karanlıktan aklın öncülüğü, bilginin gücüyle çıkacağız; okuyalım! Sinan Meydan, 1923 / Kuruluş Ayarlarına Dönmek (İnkılap Kitabevi, 2017).