Ortaçağ esintili kent: Lviv

.

22 Aralık 2019 Pazar, 02:00

Avrupa Birliği’nin genişlediği ve beraberinde Avrupa’da vizesiz seyahat edilecek ülke seçeneklerinin azaldığı şartlarda, Avusturya ve Polonya esintilerini hissedebileceğiniz ve vizesiz gidebileceğiniz bir yer var: Ukrayna’nın Lviv (Lvov) kenti. Ukrayna’yla Türkiye arasında turistik vizelerin 2012 yılında karşılıklı olarak kaldırılmasıyla Ukrayna, Türk turistler açısından giderek daha çok ziyaret edilen bir yer haline geldi. Yakın yıllara kadar Ukrayna’yı ziyaret eden Türk turist gruplarının büyük çoğunluğunu seks turizmi için gelen Türk erkek grupları oluştururken (Ukraynalı kadın hareketi FEMEN’in buna karşı başlattığı eylemleri hatırlayın), son yıllarda Ukrayna, kültür turizmi açısından ideal bir yer olarak ortaya çıktı.

Ukrayna’nın farklı kültürleri barındıran, Doğu’yla Batı’nın buluştuğu bir ülke olduğunu önceden de burada epey yazmıştım. Şimdiyse, Ukrayna’nın en batısında bulunan ve eski Sovyet şehirlerinden ziyade, tipik bir Orta Avrupa şehri özelliği taşıyan Lviv’den bahsetmek istiyorum:

Polonya sınırının yanı başında yer alan Lviv, 1250’lerde kurulmuş. Normalde, bizim Anadolu’daki şehirlerle kıyaslandığında, 1200’lü yıllarda kurulan bir şehre tarihi demek, zordur. Çünkü, bildiğiniz üzere, Anadolu’daki şehirlerin pek çoğunun binlerce yıllık tarihi var. Ne var ki, bizde son 60-70 yılda eski evlerin yıkılıp şehirlerin dokusunun altüst edilerek birbirine benzeyen beton yığınlarının dikilmesine karşılık, Lviv’in merkez bölgeleri, 1700 ve 1800’lerdeki halini büyük ölçüde korumuş. Böyle olunca, bizdeki şehirlere göre çok daha tarihi bir şehir görüntüsü karşılıyor bizi. 

Dört yüz elli yıl Polonya egemenliğinde kalan Lviv, 1700’lerin sonlarında Polonya’nın (bizim tarih kitaplarımızdaki adıyla Lehistan’ın) Almanya (o zamanki adıyla Prusya), Avusturya ve Rusya arasında bölüşülmesi sırasında Avusturya’nın payına düşmüş ve 1700’lerin sonlarından, 1. Dünya Savaşı’nın bittiği ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun dağıldığı 1918 yılına kadar, Avusturya Macaristan’ın yönetiminde kalmış. Bu nedenle, Ukrayna’nın diğer yerlerindeki Rus etkisine karşılık, buraya vardığınızda, bir Orta Avrupa şehrine geldiğinizi hissediyorsunuz. 1918’e kadar burası Avusturya’nın Rusya sınırındaki bölgesi olduğu için Avusturya yönetimi, Habsburg Hanedanı’nın ihtişamını Rus sınırının dibinde yansıtmak için elinden geleni yapmış. Lviv gar binası, opera binası, Elizabet Kilisesi, bunlara birkaç örnek.

CANLI ATMOSFER...

Nüfusu 720 bin civarında olan Lviv’e, büyük şehir denemez. Fakat şehir merkezindeki kafeleri, barlarıyla, sokağa taşan eğlencesiyle, nüfusuyla kıyaslanmayacak derecede canlı bir atmosfer sunuyor gelenlere. Yaz ayları ve kışın Noel zamanı, Lviv’in tıklım tıklım olduğu dönemler. Yılın diğer zamanları biraz daha tenha olsa da, yine de canlılığını koruyor. Başka bir deyişle, dört mevsim görülebilecek bir şehir.

Lviv’de nereler görülmeli derseniz, şehrin ara sokakları ve kiliseleri dışında, Lviv Opera Binası’nda opera seyrertmenizi tavsiye ederim (özellikle, Osmanlı’ya da değinen Zaporojets za Dunayem operasını veya, yine Ukrayna milli operalarından olan Natalka Poltavka’yı seyredin). Lviv’in 70 kilometre kadar dışında bulunan tarihi şatolar, biz Türkler’i de yakından ilgilendiren öğelerle dolu. Bunun dışında, sanat eserlerinin sergilendiği bir köşk olan Pototski Sarayı’nı, Lviv Eczacılık Müzesi’ni tavsiye ediyorum.

Peki, Lviv’e giderken ve Lviv’de nelere dikkat etmeli? Öncelikle, burası Polonya sınırının yanı başında olduğu ve pek çok kişi burasını AB üyesi ülkelere atlama tahtası olarak kullandığı için, Lviv Havalimanı’nda Ukrayna’ya ilk kez girenlere, “kimsin, neden giriyorsun” diye uzun sorular sorulabiliyor. Tatsız bir durumdan kaçınmak için, dönüş biletlerinizi ve otel rezervasyon belgelerinizi mutlaka yanınızda bulundurun. İkincisi, Lviv sokaklarında yankesicilik vakaları sıkça görülüyor. Paranızı çaldırırsanız, çoğu kez üzerine bir bardak soğuk su içmekten başka seçeneğiniz yok. O nedenle, sırt çantanızı önünüze asın ve dikkatli olun. Üçüncüsü, maddi durumunuz uygunsa, mutlaka profesyonel rehberlerle yapılan turlara katılın. Müzelerin çoğunda İngilizce açıklamaların bulunmadığını hatırlatmakta fayda var.

[email protected]