Din ve siyaset işleri...

.
Yayınlanma tarihi: 26 Mayıs 2019 Pazar, 12:11

[Haber görseli]

Ukrayna haberlerini takip edenler bilir, burası Avrupa’da siyasi çalkantıların en yüksek olduğu ülkelerden biridir. Geçen haftalarda görmüşsünüzdür, Ukrayna devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, komedyen Vladimir Zelenskiy yüzde 73 gibi rekor bir oy aldı. Fakat ülkede asıl söz sahibi olan kurum parlamento. Haliyle de Zelenski’nin ülkeyi ne kadar rahat yönetebileceği ekim ayındaki parlamento seçimlerinde belli olacak.

Ukrayna’nın bir diğer özelliği de, Avrupa’da dinle siyasetin en iç içe geçtiği ülkelerden olması. Ukraynalıların büyük kısmı, Ortodoks mezhebinden (ülkenin en batısındaki Galiçya bölgesindeyse, Katolik kilisesi egemen). Fakat Ortodokslar da, kendi içinde birkaç cemaate bölünmüş. Bir tarafta, Rus Ortodoks Kilisesi’nin (Moskova Patrikhanesi) Ukrayna teşkilatına mensup olanlar, diğer tarafta ise milliyetçi rahiplerin kurmuş oldukları Ortodoks kiliselerine mensup olanlar var. Bu kiliselerin hemen her biri, ayrı siyasi değerleri savunuyor (Moskova Patrikhanesi’ne mensup rahipler, Rusya’yla yakın ilişkileri savunurken Katolik kiliselerinin ve milliyetçi Ukrayna Ortodoks kiliselerinin rahipleri, NATO ve AB yanlısı ve Rusya karşıtı çizgiyi savunmakta). Kiliselerden hemen her biri de kendi siyasi çizgisine yakın olan siyasetçilere destek veriyor.

‘Bize oy vermeyen kâfirdir’
Geçmiş yıllarda, siyasi tansiyonun yüksek olduğu, kutuplaşmanın zirveye çıktığı dönemdeki seçimlerde, siyasilerin mitinglerine rahiplerin duaları eşlik eder ve her iki tarafa mensup rahipler, seçimlerin “hak yolu ile şeytani yol arasında geçeceğini” söyleyerek, neredeyse lafı “bizim adayımıza oy vermeyen, kâfirdir” demeye getirirdi. Siyasete bu müdahalelerini de, “evet, biz din adamıyız, fakat cemaatimizin kaderine kayıtsız kalamayız” diye açıklardı.
Geçen yıl parlamento, Devlet Başkanı Petro Poroşenko’nun girişimiyle Fener Rum Patrikhanesi’ne başvurdu. Mesele, Ukrayna’da milliyetçi rahiplerin kurduğu kiliselerin tek bir çatı altında toplanarak Fener tarafından tanınması idi (Ortodokslar’da, bir kilise teşkilatının diğer Ortodoks merkezleri tarafından tanınması, büyük önem taşıyor). Sonunda Fener, Ukrayna’nın Moskova’nın değil, kendi ruhani alanına girdiğine ilişkin bir kararı kabul etti ve yeni kurulan Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne, berat verdi. Yeni kilise kurulmasına ilişkin rahipler arasındaki müzakerelere, bizzat Poroşenko müdahale etti ve süreci hızlandırdı.

Milliyetçi çizgideki yeni Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin kurulup Fener’den berat alması, reytingi yerlerde sürüklenmekte olan Poroşenko için can simidi oldu. Poroşenko, milliyetçi kesim arasında popüler olmaya başladı. Bu avantajdan yararlanmak amacıyla, yanına milliyetçi Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin başpapazını ve Fener’in verdiği beratı alıp ülke genelinde tura çıktı. Gittiği yerlerden Moskova Patrikhanesi’ne “bakın, biz kilisemizin kuruluş beratını gösteriyoruz. Acaba siz, kendinizinkini gösterebilecek misiniz” diye seslendi. Ardından, parlamentoda, Moskova Patrikhanesi’nin yetki alanını kısıtlamaya yönelik yasalar çıkarıldı. Gelgelelim işler, Poroşenko’nun beklediği gibi gitmedi. Zira, Poroşenko’nun dine bu etkin müdahalesi, Rusya karşıtı kesimlerin tamamının desteğini sağlamadığı gibi, Moskova Patrikhanesi’nin kiliselerinde ibadet eden veya fazla dindar olmayan kesimlerin tepkisini çekti (sokak röportajlarımda pek çok kişi bana, “dini konular, devlet başkanının işi değildir” dediğine tanık oldum). Üstelik, Fener’in Ukrayna’yla ilgili aldığı kararı dünyadaki diğer Ortodoks kiliseleri tanımadığı gibi, Fener’in Ukrayna’ya bağımsız bir kilise bahşetmediği, bunun yerine, kendisine bağımlı bir kilise teşkilatı kurulduğu görüldü. Sonuçta, dine müdahale ve din adamlarının desteğine başvurmak, Poroşenko’yu seçimlerde hezimete uğramaktan kurtaramadı. Bundan sonra Ukrayna’da dinle siyaset ne kadar sıkı fıkı olur, bunu, gelişmeleri takip edip göreceğiz.

[email protected]

A+ A-