Ne turistle ne turistsiz

Çatıları dövercesine yağan yağmur eşliğinde, her gün en az iki yüz elli bin yerli ve yabancı yolcunun ziyaret ettiği Amsterdam merkez tren istasyonuna ulaşıyorum.
Yayınlanma tarihi: 14 Temmuz 2019 Pazar, 11:30

[Haber görseli]Çatıları dövercesine yağan yağmur eşliğinde, her gün en az iki yüz elli bin yerli ve yabancı yolcunun ziyaret ettiği Amsterdam merkez tren istasyonuna ulaşıyorum. Neo-rönesans - neo gotik karışımı mimarisi ile 1889 yılında hizmete açılan istasyonun solgun renkli dış cephe tuğlaları, yağmur sonrası cilalı yanık toprak rengini almış. Çıkış kapısına yakın bir yerde beklerden birbirine çarpmamaya özen göstererek ilerlemeye çalışan her türlü millete mensup yüzlerce insanın hareketliliğini izlemek bile başımı döndürüyor. Bir yanda gözleri tren saatlerinde olan ellerinde Hollanda haritası sırt çantalı gençler... Diğer yanda takım elbiseli, bilgisayar çantalı işlerine yetişmeye çalışan Amsterdamlılar. Ansızın bulutların arasından sıyrılan güneş, yolların dar döşeme taşlarının üzerine düşüyor ve ışıldatıyor. Hollanda’da yazın yağmurlu günlerinde güneş hep böyle birden bire çıkar, ortamı canlandırıverir. İstasyondaki insan selini yararak kendimi özgürlükler ve tolerans şehri Amsterdam’ın kollarına bırakıyorum.
Karşıma çıkan ilk manzarada; Amsterdam kanallarını tekne yoluyla gezmek için bilet sırasına girmiş onlarca insanın yanı sıra otobüs ve tramvay için duraklara istiflenmiş kalabalık yığınlar gözüme çarpıyor. Bugünlerde Avrupa’da turist olmak demek, keyifli birkaç saat geçirmek için müze kapılarında, tekne bilet kuyruğunda ve toplu taşıma duraklarında beklemek mecburi hizmet gibi...
Kentin hafiften eğimli, dar çatılı ve geniş pencereli taş binalarının bulunduğu yolun keyfini çıkara çıkara ilerliyorum. Aslında yavaş ilerlemem biraz da mecburiyetten. Dar yollarda karşılaştığım turist kafilelerinden dolayı bazen durup beklemek zorunda kaldığım bile oluyor. Tur rehberinin turistleri bir bölgede toplama çabası, kentin sembolü bisiklet yollarını bir noktada tamamen tıkıyor. Kalabalık grupları geçerek, bisiklet ile işine gücüne yetişmeye çalışan Amsterdamlıların yüzüne hafif bıkkınlık ve hoşnutsuzluk ifadeleri yerleştiğine tanık oluyorum. Kente akın eden milyonlarca turist tarafından kuşatıldıklarından nefes alamaz hale gelen şehrin sakinleri, pek övündükleri toleransın sınırlarını belli ki çoktan aşmışlar!

Yeni çekim merkezi yaratma planı...
Avrupa’daki pek çok şehir gibi Amsterdam da ucuzlayan seyahat olanakları nedeniyle, her yıl özellikle yaz aylarında yoğun turistik destinasyonlardan. 2018 yılında 18 milyon olan şehrin ziyaretçi sayısının, 2030 yılında 42 milyona yükseleceği tahmin ediliyor. Bu sayı, Amsterdam nüfusunun 50 katı. Kentin üzerinde büyük baskı yaratan turist akınından elde edilen gelir ise 82 milyar dolar. Hiç de azımsanacak bir rakam değil... Her ne kadar kimilerince kitle turizmi kozmopolit kentin bedenine musallat olan kötü ruh olarak değerlendirilse de, ziyaretçileri ülkeden kaçırmak yerine başka turistik destinasyonlarına yönledirmek üzerine çalışmalar gerçekleştiriliyor. Turist gelsin, ama sadece Amsterdam’a değil... Bu nedenle Amsterdam turizm ofisi, kenti bir turizm noktası olarak tanıtan reklamları durdurma kararı aldı. Ofisin hazırladığı “Perspektif 2030” başlıklı raporda, artık destinasyonun tanıtımından ziyade, destinasyonun yönetimine odaklanılacağı belirtiliyor.
Hatta geçen yıl Rijksmuseum’ın önündeki “I Amsterdam” tabelası kaldırıldı. Bu tabela, gezginleri şehir merkezinden uzaklaştırmak için az bilinen bir bölgeye taşındı. Ziyaretçi akınından, kentin önemli sembollerinden lale bahçeleri de payına düşeni alıyor. Fotograf çeken turistler lale bahçelerine kontrolsüz giriyor ve çiçekleri eziyor. Hatta bazı çiftçiler lalelerini turistlerden korumak için arazilerinin etrafını çitlerle çeviriyor.
Amsterdam “özgürlükler şehri” olarak biliniyor. Özgürlükler şehri; seks işçiliğinin ve belli oranda esrar tüketiminin serbest olması, dünyada ilk eşcinsel evliliklere izin verilmesi, ifade özgürlüğü, çok kültürlü ve dinli toplumların kucaklaşması olarak tanımlanabilir. Ancak şehirde özellikle genelevleri ve seks işcilerinin kendilerini sergiledikleri vitrinlerle ünlü Red Light District (Kırmızı Fener Sokağı), şehrin ilk kadın belediye başkanı Femke Halsema’nın yoğun kalabalıkla ilgili ilk önlem aldığı bölge. Halsema, artan turist ziyaretini neden göstererek, seks işçilerinin bulunduğu sokağa tur düzenlenmesini yasakladı. Söz konusu yasak 1 Ocak 2020 tarihinde yürürlüğe girecek. Belediye başkanı, insan kaçakçılığı ve kadınların zorla çalıştırılması konusunda hassasiyet gösteriyor.
Şehirlerin ruhuna teslim olmak için küçük detayları ile göz göze gelmeniz gerekir. Benim için mevsim dönüşlerini çiçekçi tezgâhlarından anlayabildiğiniz ender dünya şehirlerinden bir tanesidir Amsterdam... Laleler, mor sümbüller, kasımpatılar tezgâhlarda görünmez olmuşsa artık bahar bitmiş, yaza adım atılmış demektir. Ne zaman ki çiçek tezgâhlarının yerini ucuz hediyelik dükkânlar alır, dünyanın en iyi kahvesini satan kafeler yerine uluslararası gıda zincirleri açılır, işte o zaman şehrin ruhu görünmeyen düşmana teslim olmuş demektir. Şehirleri bize sevdiren unsurları boğmamalıyız ki kusursuz güzelliklerini yitirmeden asırlar boyu nefes alabilsinler.

[email protected]

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.