“Otizmde özel eğitim umut vadediyor ”

Otizmin yaşamın ilk üç yılında sosyal iletişim ve etkileşimde yetersizliğin yanı sıra sınırlı, tekrarlayıcı davranışlarla kendini gösteren nörogelişimsel bir bozukluk olarak tanımlandığını belirten Prof. Dr. Dilara Özer, otizmin tek tedavisinin özel eğitim olduğunu söyledi.

DHA
19 Kasım 2019 Salı, 15:18

“Eğitim erkenden başladığında ve yoğun bir şekilde sürdürüldüğünde otizme ilişkin belirtileri en alt düzeye indirmek mümkün olabiliyor. Hatta otizm raporu kalkan çocuklar da var” diye konuşan İstanbul Kent Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilara Özer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuşkusuz bu durum, belirtilerin şiddeti, eğitime başlama yaşı ve doğru yaklaşımların kullanılması, uzun süreli, yoğun ve düzenli bir eğitim  gibi bir çok faktöre bağlı durum. Otizm genellikle 3 yaşta tanılanır ancak iyi bir gözlem ve gelişimsel değerlendirme ile  tanı artık  2 yaşında da kesin olarak konabilir. Erken eğitimle çok yüksek oranda cevap alınabiliyor. Erkenlik olarak 0-6 yaş diyebiliriz ama 6 yaş bile bizim için çok geç kalınmış bir yaştır. Belirtiler hafif olduğu zaman bunun tanılanması biraz daha zaman alabiliyor” ifadeleri ile sürdürdü.

“40 SAATE YAKIN EĞİTİM GEREKİYOR”

Otizmin tek tedavisinin  sürekli,  yoğun ve doğru yaklaşımların kullanıldığı bir  eğitim olduğunu ifade eden Prof. Dr. Dilara Özer, otizmli çocuklar için mevcut  eğitim saatlerinin yetersiz olduğunu söyledi.

Özer, “Bu çocuklar için önerilen eğitim saati haftada 25 saat ile 40 saat arasında değişiyor. Ülkemizde ise özel eğitime devlet desteği haftada 2 saat bireyselleştirilmiş, 1 saat ise grup eğitimi ile sınırlı. Bu nedenle aileler çocuklarının eğitimini kendi olanakları ile desteklemek durumunda kalıyorlar.  Bu da ekonomik koşulların yetersizliği nedeniyle çoğu zaman mümkün olmuyor.  Devlet destekli  özel eğitim saatlerinin artırılmasına çok büyük ihtiyaç var” dedi.

“DUYARSIZLIK VE AŞIRI TEPKİLERE DİKKAT!”

Otizmli çocuklarda sosyal iletişim becerilerinde yetersizlik ve takıntılı davranışların belirtilerin en önemli kısmını oluşturduğunu söyleyen Özer, sözlerine şöyle devam etti:

“Göz temasının olmaması, gülümsememe, dönen objelere ilgi, genelde huzursuzluk, bazen dokunulmaya aşırı tepki ya da duyarsızlık, bazı nesnelere aşırı bağlılık, nesne ya da kişileri parmağı ile işaret edememe gibi özellikler otizmin erken belirtileri olabilir. Otizmli çocukların bir özelliği de büyük ölçüde dil gelişimlerinde gerileme ve yetersizlik olması durumudur. Ancak her konuşamayan, konuşması gecikmiş çocuk kuşkusuz otizmli çocuk değildir. Gelişiminden şüphe edilen çocukların çok yönlü incelenmesinde yarar var. Bu işitme yetersizliğinden, konuşma gecikmesinden kaynaklanabilir.”

“AİLEYİ EĞİTİME DAHİL ETMEK GEREKİYOR”

Tanı konulduktan sonra yapılacak en önemli şeyin çocuğun eğitimine başlamak ve aileyi  bu eğitim sürecinin içine dahil etmek olduğunu  vurgulayan  Prof. Dr. Özer, “Ailelerin, çocukların en temel öğretmenleri olduğunu belirtti.  

Özer, “Eğer biz aileleri çocuklarının eğitimi için güçlü hale getirirsek çocukların yaşam boyu yanlarında olan  öğretmenlerini de temin etmiş oluruz. Profesyonel destek almak ve ailenin sürekli yönlendirilmesi son derece önemli. Bütün bu eğitimlerin, çocuğu toplumdan ayırmadan, kendi akranlarıyla birlikte yapılması büyük önem taşıyor. Bugün bir takım olumsuz örnekleri gerek basında gerekse ailelerle yaptığımız görüşmelerde üzülerek görüyor ve duyuyoruz” diye konuştu.   

“ÖĞRENCİ ÇEŞİTLİLİĞİNE DİKKAT ETMEK GEREKİYOR”

Okul programları oluşturulurken, öğrenci çeşitliliğine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özer, “Özel eğitim sınıfına giden çocukların normalde teneffüslere de diğer çocuklarla birlikte çıkmalarını isteriz ki birbirleriyle temas etsinler. Okul yaşamının çeşitli alanlarında bir araya gelsinler. Bir takım ortak sosyal ve kültürel etkinliklere katılmalarını bekleriz, bunun için bu çocuklar ilkokul ya da ortaokul bünyesinde bulunan özel eğitim sınıflarında eğitim almaya yönlendiriliyorlar. Okullarda bütün öğrenci çeşitliliğinin bir araya gelebileceği bir takım planlamalar yapılmalı. Beden Eğitimi ve Spor dersleri bunun için mükemmel bir fırsat.  Özel eğitim gerektiren çocukları diğer çocuklarla beden eğitimi dersinde ve fiziksel aktivitelerde buluşturmalıyız. Beden eğitimi derslerinin diğer derslerden farkı yakın fiziksel teması içermesidir.  Bu derslerde bütün çocuklar birlikte oynuyorlar, eğleniyorlar yardımlaşıyorlar ve o sırada arkadaşlarının başarıları ve yetenekleri hakkında fikir sahibi olup onların hiç de korkulacak, çekinilecek, uzak durulacak kişiler olmadığını görüyorlar” ifadelerini kullandı.  

Çocukların bir arada oldukları zaman ön yargılarından kurtulduklarına değinen Özer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu çocuklar bir araya geldiği zaman hem ön yargılarından kurtuluyorlar hem de gerçek yaşamı öğrenmiş oluyorlar. Yaşamın tek tip insanlar oluşmadığını, insanların ihtiyaçları açısından fiziksel ve psikolojik özellikleri açısından çok geniş farklılıklar gösterdiklerini fark ediyorlar. Saygıyı, empatiyi geliştiriyorlar. Onların başarma azimlerinden ilham alıyorlar. Birlikte çalışmayı ve paylaşmayı öğreniyorlar,  her şeyden öte kalp kalbe ilişki kuruyorlar. Ben bu çalışmaları insanlaşma sürecinin çok önemli bir parçası olarak görüyorum. Bu çalışmalara erken yaşta katılan çocukların farklılıklarla birlikte yaşama kültürünü kazanmaları ve kişisel değerlerini oluşturmaları açısından son derece avantajlı olduklarını düşünüyorum.”