Sina Akyol: ‘Tercihim satır aralarında anlatmak!’

Düşündüren, kederlendiren, merak ettiren, yazarının sorumluluk üstlendiği metinler… Yerine göre gülümseten, keyif veren, neşeli, coşkulu… Tıpkı yaşam gibi... Şair ve yazar Sina Akyol’un, Zamana Bırakılmış Yazılar kitabı, nabzı yaşamın merkezinde atan düzyazılarını bir araya getirdiği bir seçki.

07 Ocak 2021 Perşembe, 11:31
Abone Ol google-news

- Zamana Bırakılmış Yazılar’da, “Yazdım, Konuştum, Yanıtladım, Söyleştim” diyor Akyol. Kitabın yapısını buradan açarak başlayalım mı?

Pek çok yazı, epeyi konuşma, soruşturma, söyleşi… Benden sonrasına kalsın istedim. Öyleyse çaresi bir toparlama yapmaktı. Ben de onu yaptım. Özellikle yazıları yazarken içinde bulunduğum ruh hâlimden söz etmek isterim:

Bazıları kederliydi, ama onları yazarken dahi gülümsüyordum. Çünkü yazı yazmaktaydım, demek oluyor ki mutluydum. Gülümsemek verimli kılar insanı. Severek okuduğum kitaplar yeni şeyler yazma isteği doğurur bende. Severek yazmakta olduğum yazılar da öyle…

Kitabın adına da geleyim: İkindi Kitabı adlı şiir kitabımın isim babası Haydar Ergülen, Zamana Bırakılmış Yazılar adını hiç sevmemiş. İşte kelimesi kelimesine, noktası virgülüne mesajı: “Zamana kalan yazılar senin değil, hoş değil, biraz çalış, ne o öyle, koskoca şaire (yaşımdan söz ediyor olsa gerek) yakışıyor mu otur çalış”.

Ad olarak Gel Zaman Git Zaman’ı önermiş Haydar. İyi bir ad idi, ama yanılmıyorsam Melih Cevdet’in bir düzyazı kitabının adını çağrıştırıyordu, “Olmaz!” dedim. Aslında yazıp ettiğimiz her şeyi zamanın, o şaşmaz yargıcın hükmüne bırakmıyor muyuz? Kitabın adı bu açıdan bakınca doğru gibi duruyor.

 ‘ÖZGÜR OLMAK İSTEDİM’

- Yazılanlar öznel görünse de, gerek İlhan Berk’in deyişiyle yazı cehenneminin tam ortasındakilere, gerekse bu cehenneme girmeye talip olacaklara, satır ve satır aralarında çok şey anlatan bir kitap, ne dersin?

Öznelliğin illaki propagandasını yapmıyorum, ama diyebilirim ki alabildiğine nesnel olan yaklaşımlar dahi önünde sonunda öznelliği içlerinde taşır. Devamla: Vaktiyle, rahmetli Ahmet Ada’yla, fotoğrafı da var, Mersin’de, ‘Cehennem Çukuru’nun alanına girebilmek için, üstünde “Cehennem” yazılı bir tür ‘kapı’dan, üstelik jeton da atarak, erken bir giriş yapmıştık, büyük olasılıkla önünde sonunda gireceğim mekâna.

Bir başka konu: Satırlarda nasıl olsa anlatıyoruz, ama daha önemli ve daha güzel olan, satır aralarında anlatmak. Tercihim böyle. Bu kitapta bunu becerebildiysem sevinirim doğrusu.

- Dayatılan yazım kurallarına iltifat etmediğini söylüyorsun. “Yazı ancak böyle gelişir”i açalım mı?

Kıymetli Mahmut Temizyürek’in ifadesiyle söyleyecek olursak çekiçle felsefe yapan Leylâ Erbil Hanımefendi’nin ilk kitabının, Gecede’nin ilk baskısı yazarı açısından hayli sorunludur. Yayımlandığı yılın matbaa imkânlarının sınırlılığı yüzünden Leylâ Hanım istediği noktalama imlerini ve bazı biçimsel unsurları bir türlü kullanamamıştır o kitapta.

Ben de - üslûpçu bir yazar olarak - verili olanın dışına çıkmak, özgür olmak istedim. Kitabın “Girizgâh” sayfasında anlatılan bütünüyle bu. O sayfada, “Gereği için, işbu kitabın editörüne.. bilgi için, işbu kitabın okuruna” dememin sebebi de bu.

ŞİİRİNİN ARKA PLANLARI VE DOSTLAR

- Arif Damar’ın deniz kabuklu kesesi, Arkadaş Z. Özger’in sesinden Adak şiiri, Coşkun Yerli’nin el yazısı mektupları, Varlık’ta Enver Ercan ve bağlanan kravatı, Aşiyan mezarlığından Seyhan Erözçelik’in Orhan Veli’den gönderdiği selam, kıymetlimiz İlhan Berk’in kovaladığı genel müdür; sahi bunlar da şiire dahil mi?

Arif Damar bir şiirimi Cumhuriyet gazetesinde ayın şiiri olarak seçip yayımlamış, telif ücreti olarak da deniz kabukları ve yanı sıra bir adet iki buçuk lira, bir adet de bir lira göndermişti. Ne var ki ekmek bile alamazdım o paralarla. Çünkü ikisi de tedavülden kaldırılmıştı.

Arkadaş Z. Özger Adak adlı şiirini Basın Yayın’daki polis baskınında yediği dayaktan sonra yazmış ve bir gün müthiş bir hınçla okumuştu bana. Coşkun Yerli tam anlamıyla bir İstanbul beyefendisiydi; mektuplarını dolma kalemle, dolayısıyla el yazısıyla yazardı.

Enver Ercan’la birlikte Cemal Süreya Ödülünü alacaktık. Tören öncesinde, tuvalet aynasının karşısında kravatıyla boğuşuyor, fakat bir türlü beceremiyordu bağlamasını. Benden rica etmişti, bağlamıştım.

Seyhan sabaha karşı telefonla arar, fakat katiyen konuşmaz, neden sonra “Allah aşkına konuş” dediğimde, “Susarsan konuşacağız elbet” diye azarlardı beni.

İlhan Abi koskoca genel müdürün kendisine yaptığı nezâket ziyaretinden fevkalâde rahatsız olduğunu anlatmıştı. Bendeki şiirin bütünü olmasa da hiç kuşkusuz arka planıdır bunlar.

- “Yetmiş yaşıma gelebilirsem yazacağım şiiri merak ediyorum“ demişsin!

Rahmetli Cenk Koyuncu, 2000’de, bu kitap ekinde yaptığı bir söyleşide, “70 yaşında yazacaklarını merak ettiğini söylüyorsun. Ne kadar daha ve neler yazacaksın? 70 yaşına daha çok var!” diye sormuştu. İşte geldim yetmiş yaşıma ve merakımı bir güzel giderdim. Cenk, sorusunu, o tarihi de hatırlatarak bugün sorabilseydi şöyle yanıtlardım onu: “Yanlış ifade etmişim; seksen yaşıma gelebilirsem yazacağım şiiri merak ediyorum.”

ÇAVUŞ BAŞO, DURAN ADAM VE ALKAYA...

- İçselleştirebilmenin olgun deminden söz ediyorsun. Başo, “Bambuyu yazacaksan bambuya git, bambu ol” der. Ya Sina Akyol?

Başo askerlik arkadaşımdı der ve ekler: Bakmayın askerlik arkadaşımdı dediğime, çavuşumuzdu kendisi. Ben mi, bitli erat sınıfındaydım. Demek istedim ki çok şey öğrendim O’ndan.

- Kitabın dikkat çekici sayfalarından biri de Gezi olayları! Gezi’deki ‘Duran Adam’ın bambaşka bir dili getirip önümüze koyduğunu söylemişsin. Dünden bugüne bu yeni dil dikkate alındı mı?

Ben dâhil herkesin çok konuştuğu bu ülkede ‘susan adam’ın (aslında susmayan adamın) kıymetli dili nasıl ve niye dikkate alınsın ki!

- Söyleşiler bölümünde cımbızı eline almışsın, işine gelen cümlelerini, nasıl olsa benimdir deyip?..

Hangi söyleşiyi alayım, hangisinden vazgeçeyim diye kara kara düşünürken, Orhan imdadıma yetişmişti. Parlak bir fikri vardı. Yüksek sesle, “Yoksa vaz mı geçeyim sana kıyak yapmaktan, bir gün benzer bir kitabım çıkarsa kendi kitabıma mı uygulayayım bu parlak fikri?” buyurdu. Ters baktım, sustu. Gerçekten de iyi bir çözümdü, Alkaya’ya teşekkür borçluyum.

Zamana Bırakılmış Yazılar - Kâh ağırbaşlı, kâh şırılşenlik 78 mürekkep / Sina Akyol / Pikaresk Yayınevi / 264 s. / 2020.