Kapat
A+ A-

Şafaktan Önce: Baştan sona şiddet

‘Şafaktan Önce’nin konusu, Tayland’da gerçekten yaşanmış bir hikâyeye dayanıyor.
Yayınlanma tarihi: 30 Ağustos 2018 Perşembe, 22:29

Paraguaylı yönetmen Marcelo Martinessi’nin haftanın tek seyredeğer filmi denebilecek “Mirasçılar”ının gösterimi 12 Ekim’e ertelenince mecburen seyretmek durumunda kaldığım, Fransa- İngiltere yapımı “A Prayer Before Dawn- Şafaktan Önce ”, gerçekten yaşanmış olaylara dayanan ve sonuçta biyografiden aksiyona meyleden, seyirciyi daraltan tekrar sahneleriyle 2 saate uzatılmış, yer yer gerçekten ‘tahammül fersa’ bir suç filmi. Tayland’da Bangkok hapishanelerinde, insanlığın unutulduğu, çok kötü koşullarda 3 yıl yatmış ve ancak 2010’da Tayland Kralı tarafından affedilmiş, alkol, tütün, eroin bağımlısı, dövüştüğü her an iç kanamadan dünyasını değiştirebilecek, maceraperest İngiliz boksör Billy Moore’un (Joe Cole) gerçek hikâyesini “seyirciyi yere seren, mücadele ve öfke dolu”, tekdüze bir sinematografiyle perdeye aktarıyor film. Moore’un, bedenleri dövmelerle kaplı, düşmanca bakan Taylandlıların arasında, dış dünyadan tamamen tecrit edilerek 3 dayanılmaz yıl yaşadığı, kötü, acı anılarla dolu hapishane günlerini anlattığı, umulmadık bir şekilde de çok satmış kitabından uyarlanan, Jonathan Hirscbein-Nick Saltrese imzalı senaryodan Fransız yönetmen Jean-Stephane Sauvaire’in çektiği “ Şafaktan Önce ”, boksör Billy’nin, Tayland boksu denen çok kanlı ve vahşi spor dalında, özgürlüğüne kavuşmak uğruna verdiği inanılmaz mücadeleyi perdeye taşıyor o Alcatrazvari, kanlı ve karanlık hapishanelerde, bildik klişelerle, bıktıran görüntülerle ve beylik bir kronolojik anlatıma dayanan, bıkkınlık verici bölümlerle. Çekim, anlatım, montaj ve oyunculuk bakımından çokça bir sinematografik değer ve önem taşımadığı, tersine şiddetin, vahşetin istismarını yaptığı da pekâlâ söylenebilir bu filmin.

Fransız yönetmen Sauvaire’in vaktiyle genç bir ‘aygır’ halindeki Sylvester Stallone’u 45 yıl kadar önce dünya çapında ün ve para sahibi yapan “Rocky” filmleriyle yarattığı boks ve boksör mitosunun kaymağını uzun süre yiyen o bildik Hollywood tarzının şablonlarını, kalıplarını yineleyerek yer yer belgeselimsi, kanlı bir şiddet gösterisine dönüştürdüğü ve bu yılın Cannes Festivali resmi programına da dahil ettirdiği, çok sert ve kanlı bir seyirlik “ Şafaktan Önce”. Ancak midesi kaldıran seyircinin dayanabileceği bu filmi Billy Moore’u oynayan genç aktör Joe Cole sürüklüyor iz bırakan performansıyla. Moore’un içerde ilişki kurduğu, travesti Fame’i Pornchanok Mabklang’in oynadığı filmin tüm kadrosu, Tay’ca konuşan, dövmeli, irikıyım Taylandlı oyunculardan oluşuyor Joe Cole’un dışında. Başta dediğim gibi ‘tahammül fersa’ bir boksör filmi istismarı bu “ Şafaktan Önce”.

‘İtalyan Usulü Aşk’

New York’un nice yeraltı ünlüsü ve gangster yetiştirmiş o malum İtalyan mahallesinde, çocukluktan arkadaş Nicoletta’yla Leo (Emma Roberts’la Hayden Christensen) çifti, ortak çalışıp pizza restoranı işleten, ödüller kazanmış popüler ve yakın dost pizzacılarken rekabet nedeniyle araları bozulmuş babalarına (Adam Ferrara, Gary Basaraba) rağmen ilişkilerini kör topal sürdürmeye çalışır. Leo çok leziz pizzalar yaparken aşçıbaşılık eğitimi gören Nicole başarılı lokantacı Corrine’den (Jane Seymour) Londra’da çalışma teklifi alır ve bir haftalığına ailesinin yanına, New York’a, Little Italy’ye döner ama Leo’yla yetişip büyüdüğü eski mahallesi onu koyverecek midir?

Memur yönetmen Donald Petrie’nin Kanada sermayesiyle Toronto ve Ontario’da çektiği o her zaman geçerli ve tutmuş beylik romantik komedi kalıplarına göre tezgâhladığı ve “İtalyan Usulü Aşk” Türkçe başlığıyla gösterime sunulan “Little Italy”, dede ve nineleri oynayan Danny Aiello, Andrea Martin, Alyssa Milano gibi eski kuşak oyuncularının varlığıyla çekici kılınmış bir eğlencelik. İki ailenin üç kuşaktan bireyleri arasında geçen ve böylesi oyalayıcı romantik komedilerin tüm bildik ve yavan numaralarının yinelendiği, sözüm ona bir Romeo Juliet’vari bir atmosferle de sarıp sarmalanmış “Little Italy”, biter bitmez unutulmaya mahkûm, benzerlerini çokça seyrettiğimiz cinsten, bayat ve yavan ancak (her ne kadar biz pek önemsemesek de) yine de kimi yerde gülümsetebilen, sıradan bir Amerikan güldürüsü özetle.

Cumhuriyet İMECESİ