Anneye güzelleme

Moretti’nin bugün gösterime giren, Cannes’da da Ekümenik Jüri ödülünü kazanmış son filmi “Mia Madre-Annem”i de tıpkı 15 yıl önceki o ölüm olgusuna kamera tutan, o mendil ıslatan “Oğul Odası”nı çağrıştıran, duygusal, ağlak ve incelikli bir dram.
Yayınlanma tarihi: 20 Kasım 2015 Cuma, 06:23

1976’da başladığı yönetmenliğinin yanı sıra epeyce otobiyografik özellikler içeren filmlerinin senaryolarını yazıp esas oğlan rollerini de üstlenen, çağdaş İtalyan sinemasının en saygın isimlerinden Nanni Moretti’yi ne çok sevmiştik, 1980’lerdeki “Ecce Bombo”, “Altın Düşler”, “Bianca”, “Ayin Bitti” gibi ilk dönem filmleriyle.

İtalyan soluna da dokunduran, komünizm idealinin başarısızlığı üstüne “Kızıl Güvercin”, kansere ve tıbbın sağaltıcılığına ilişkin “Sevgili Günlük”, Berlusconi zihniyetini hicvettiği “Nisan”la “Timsah”, Vatikan’ı eleştirdiği “Habemus Papam” ve o bildik ben-merkezli, alaycı, kışkırtıcı, muzip havasından sıyrılarak bu kez güldürmekten ağlatmaya dümen kırdığı, evlat acısına dair (2001’de Cannes’ın Altın Palmiyesiyle de taçlandırılmış) “Oğul Odası” gibi sonraki filmleriyle de çokca ses getiren, genç sinemacılara da hep kol-kanat gerip destek olmuş Moretti, genelde güldürüyle ciddiyeti kaynaştıran, daha doğrusu yaşama coşkusu ve neşeyle hüzün ve melankoli arasında gidip gelen, siyasal olanla özel olanın çatışmasına hep afacan çocuksu bir merakla bakmış, temelde her Akdenizlinin özdeşleşeceği bir duyarlığa sahip, esprili, içten filmleriyle aklımıza-gönlümüze yerleşmişti, bir daha çıkmamacasına.

Uçarı ve geveze

Kendine özgü, mizahi, haşarı, uçarı, geveze ve muhalif tarzının gittikçe belirginleştiği, takıntılarını, kaygılarını bolca boca ederek iç dünyasını bize açtığı, o otobiyografimsi-taşlamamsı kurmaca filmleriyle 40 yıllık parlak bir kariyeri geride bırakmış, 1953 doğumlu ‘bizim kuşaktan’ Moretti’nin bugün gösterime giren, Cannes’da da Ekümenik Jüri ödülünü kazanmış son filmi “Mia Madre-Annem”i de tıpkı 15 yıl önceki o ölüm olgusuna kamera tutan, o mendil ıslatan “Oğul Odası”nı çağrıştıran, duygusal, ağlak ve incelikli bir dram.

Çatışmalı başlangıç

Kuşkusuz Moretti’nin alteregosu olan bir kadın yönetmenin (Margherita Buy) çektiği filmdeki (hiç de yabancısı olmadığımız) bir polis şiddetinin yine ayyuka çıktığı bir grevin coplu, tazyikli sulu, bol çatışmalı çekimleriyle başlayan “Annem”, hem film içindeki filmde grevi sonlandırmak isteyen fabrika patronunu oynayan, ünlü bir Amerikalı yıldızın (İtalyancasını paralayan John Turturro yine her zamanki gibi ) kaprislerini çekmek zorunda kalan, hem de öğrencilerince çok sevilen, sayılan bir Latince öğretmeni olan, hastanedeki günleri sayılı, yaşlı annesinin (Giulia Lazzarini) ölümcül hastalığı aklından hiç çıkmayan, sevgilisinden de ayrılmış, motor isteyen, ergen kızıyla (Beatrice Mancini) da başı beladaki yönetmenin sorunlu özel yaşam sahneleriyle sürüyor.

Ölümle baş edebilme

Şimdiye dek filmlerinde hep kılıktan kılığa girip çeşitli karakterleri oynayarak gitgide yaşlanan Moretti’yse bu kez dertli yönetmenin, annesinin hastalığı nedeniyle işinden izin almış, sakin, olgun, ağırbaşlı ağabeyini canlandırıyor.

Moretti’nin, ölümle baş edebilme sorunsalı bağlamında yine dramla mizahı ustaca kaynaştırdığı, meraklısınca kaçırılmayacak nitelikteki bu hüzünlü ve duygusal son eseri, bence kuşkusuz haftanın filmi.

A+ A-