Kapat
A+ A-

Cumartesi Anneleri 700. haftada haykırıyor: Bitmeyen bekleyiş

Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan evlatlarını bir daha göremeyen annelerin 1995’te başlattığı eylem 700. haftasına ulaştı. Cumartesi Anneleri’nin eylemi, Plazo de Mayo Anneleri’nin ardından dünyanın en uzun soluklu sivil itaatsizlik hareketi sayılıyor.1980 askeri darbesiyle sistemli hale gelen gözaltında kaybetmeler özellikle 90’lı yıllarda devlet politikasına dönüştü. Cumartesi Anneleri 23 yıldır “Kayıplar belli, failler nerede” pankartının altında adalet taleplerini yineliyor.
Yayınlanma tarihi: 24 Ağustos 2018 Cuma, 20:36

 

[Haber görseli]

  • Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen/öldürülen insanların hikâyelerini gündemde tutarak hem
  • onların yokluğa karışmalarını engelliyor hem de politik bir kötülüğü görünür kılıyor.
  • Cumartesi Anneleri’nin aradığı kemikler, aslında adaletin kendileri üzerine inşa edileceği temellerdir; bu nedenle her bir yurttaş, Cumartesi Anneleri’nin mirasçısı olmak durumundadır.
  • Onca acı ve kedere, engellemeye rağmen, inatla, ısrarla adalet talep ediyorlar. Bir gün bu ülkede adaleti tesis edebilirsek, onların güçlü iradeleriyle döşedikleri zeminde duruyor olacağız.

KHK ile Ege Üniversitesi’nden ihraç edilen barış akademisyeni Prof. Dr. Zerrin Kurtoğlu, Cumartesi Anneleri’nin toplumun geçmişle ilişkilerini canlı tuttuğunu söyledi. Kayıp yakınlarının 700 haftadır, Galatasaray Meydan’ında yakınlarını, yakınlarının kemiklerini, o kemiklerle birlikte yok edilen adaleti aradıklarımı anımsatan Kurtoğlu, “Cumartesi Anneleri bu kamuya açık şiddetsiz eylemle, hem gözaltında kaybedilen/öldürülen insanların hikayelerini gündemde tutarak, onların yokluğa karışmalarını, unutulmalarını engelliyorlar; hem de politik bir kötülüğü görünür kılıyorlar” dedi. Gözaltında kaybedilen, devletin güvenlik güçleri tarafından öldürülen her insanla birlikte, insan kalabilmenin tek yolunun barış talebinde ısrarcı olmak olduğunun altını çizen Kurtoğlu, “Barış sözcüğünü telaffuz etmek bile, insanları korkutuyor... Bu son derece vahim! Oysa barıştan başka çaremiz yok! Cumartesi Anneleri geçmişle ilişkimizi canlı tutuyorlar; toplumu, kendi toplumsal geçmişlerindeki bu karanlık sayfaları açıp görmeye çağırıyorlar... Gerçek şu ki barış için annelerin daveti o kadar önemli ki! Geçmişle yüzleşmeden barışı tesis etmek mümkün değil” diye konuştu. Kurtoğlu ile Cumartesi Anneleri’nin yıllar süren direnişini konuştuk...

[Haber görseli]

Adalet lütuf değildir

Cumartesi Anneleri’nin oturma eyleminin üzerinden geçen bunca uzun zamana rağmen yetkililer suskun... Faili meçhul cinayetlerin üzeri örtülmek isteniyor. Sizce Cumartesi Anneleri bu ülkede adalete kavuşabilecekler mi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları 1995’ten bu yana, yani 23 yıldır gözaltında kaybedilen yakınları için adalet istiyor. Polisin sert müdahaleleri nedeniyle verilen 10 yıllık arayı çıkarırsak, evet 700 haftadır, her cumartesi, Galatasaray Meydanında ‘failler belli, kayıplar nerede’ sorusu altında oturarak, yakınlarını, yakınlarının kemiklerini, o kemiklerle birlikte yok edilen adaleti arıyorlar! Bu kamuya açık şiddetsiz eylemle, hem gözaltında kaybedilen/öldürülen insanların hikayelerini gündemde tutarak, onların yokluğa karışmalarını, unutulmalarını engelliyor; hem de politik bir kötülüğü görünür kılıyorlar. Onlar resmi kayıtlarda çoğu hâlâ yaşıyor görünen çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin akıbetini öğrenmek için adalet istiyorlar; ölülerinin yasını tutabilmek için, onları insan onuruna yakışır bir şekilde ve usulünce defnedebilmek için adalet istiyorlar. Berfo Ana’nın son isteği oğlu Cemil’in kemiklerine dokunabilmekti. Cumartesi Anneleri’nin bu kararlı, dirayetli eylemi, adalete kavuşmayı değil, adaleti tesis etmeyi mümkün kılabilir. Çünkü adalet, kavuşulan değil, tesis edilen bir politik değerdir. Bunun içinse, bu insanların taleplerinin, toplumun yekûnunun da talebi haline gelmesi ve bu talebin gerçekleşmesi için mücadele edilmesi gerek... Zira hak gibi adalet de bir lütuf değildir; verilmez alınır!

İTİRAZ ETMEM GEREK

 Hastalık, vefat gibi nedenlerle Galatasaray Meydanı’ndan ayrılmak zorunda kalan anneler yerlerini diğer evlatlarına ya da torunlarına bırakıyor. Barış için akademisyenlerden birisi olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet, Cumartesi Anneleri’nin yerini zamanla Cumartesi Çocukları almaya başladı... Anneler, eşler, kardeşler, ölüm ya da hastalık gibi nedenlerle bedenen o meydanı terk etmek zorunda kaldıklarında, cevapsız kalan sorularını ve adalet taleplerini çocuklarına, torunlarına miras olarak bıraktılar... Ne yazık ki devlet, annelerin vefatından bile medet umdu. Berfo Ana’nın 2013 yılında vefat etmesi üzerine, Cemil Kırbayır’ın 12 Eylül 1980 döneminde kaybedilmesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen davada Adalet Bakanlığı tarafından yapılan, “Berfo Ana öldü. Mirasçılarının davayı takip ettireceğine ilişkin bilgi ya da belge yok. Dava düşmeli” savunmasını hatırlayın! Aslında insanlık suçları kamu davalarıdır. Bu davaların mirasçıları, birinci-ikinci dereceden yakınlar değil, toplumsal barışı talep eden, tesis etmek isteyen bütün yurttaşlardır çünkü adalet politik mücadele ile tesis edilir ve bu mücadeleyi veren insanlardan birinin gözaltında kaybedilmesi/öldürülmesi, toplumun tamamının telafi edilemez bir kaybıdır. En basitinden, mesela Hasan Ocak ile, Cemil Kırbayır ile Lütfiye Kaçar ile ya da Hatice Şimşek ile tanışma, onlarla barış üstüne, demokrasi üstüne, insan hakları üstüne müzakere etme, onlarla birlikte mücadele etme imkânımın elimden alınmasıdır. Daha da önemlisi, bir yurttaş olarak devletin kaybettiği her kişide, yurttaşın devlet karşısındaki güvencesiz konumuna itiraz etmem gerekir... Dolayısıyla Cumartesi Anneleri’nin aradığı kemikler, aslında adaletin kendileri üzerine inşa edileceği temellerdir; bu nedenle her bir yurttaş, Cumartesi Annelerinin mirasçısı olmak durumundadır.

[Haber görseli]

BARIŞ ISRARI

Gözaltında kaybedilen, devletin güvenlik güçleri tarafından öldürülen her insanla birlikte, insan kalabilmenin tek yolunun barış talebinde ısrarcı olmak olduğunu görüyorum. Fındık kabuğunu doldurmayacak gerekçelerle savaş çıkartan iktidarların, barış konusundaki toplumsal talebe ceza kesmesi, ne yazık ki toplumla ilgili kötücül sonuçlar doğuruyor. Barış sözcüğünü telaffuz etmek bile, insanları korkutuyor... Bu son derece vahim! Oysa barıştan başka çaremiz yok! Cumartesi anneleri geçmişle ilişkimizi canlı tutuyorlar; toplumu, kendi toplumsal geçmişlerindeki bu karanlık sayfaları açıp görmeye çağırıyorlar... Gerçek bir barış için bu davet o kadar önemli ki! Geçmişle yüzleşmeden barışı tesis etmek mümkün değil!

[Haber görseli]

'Talepleri yerine getirilse bugün başka bir Türkiye’de yaşıyorduk'

Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan olduğu dönemde Cumartesi Anneleri ile görüşmüştü. Anneler, Erdoğan’a bir dosya sunarak yakınlarının faillerinin bulunmasını istemişti. Görüşmenin üzerinden 7 yıl geçti. Erdoğan cumhurbaşkanı oldu. Neredeyse tüm güçleri elinde toplayan Cumhurbaşkanı’nın Cumartesi Anneleri ile ilgili bir adım atmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu görüşmenin tek yararı, sanırım, Berfo Ananın oğlu Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedildiğinin resmi olarak kabul edilmesi oldu. Görüşmenin ardından Erdoğan’ın talimatı ile kurulan TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporda, Cemil Kırbayır’ın 13 Eylül 1980’de Göle’de gözaltına alındıktan sonra işkencede öldürüldüğü ve cesedinin yakılarak yok edildiği sonucuna varıldı. Bence bu çok önemli bir adımdı ama gerisi gelmedi. Çünkü komisyonun suç duyurusuna rağmen, savcılık dava açmayı reddetti. Meclis komisyonunun raporunun bile üstü örtüldü. Ama işte, bir kez “devlet tarafından öldürüldü” kaydı Meclis arşivlerine düşülmüş oldu. Aslında 2011 yılında Cumartesi Anneleri tarafından Erdoğan’a sunulan dosyada, adaleti tesis etmek isteyen bir egemen için iyi bir yol haritası vardı: Hakikat Komisyonu kurulması, işkence ve zorla kaybedilmenin insanlık suçu olarak kabul edilmesi, insanlık suçlarında zaman aşımının kaldırılması gibi devletin egemenlik alanını sınırlandıran talepler yerine getirilmiş olsaydı, bugün başka bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik. 
Ancak son seçimlerde anladık ki 90’lı yıllarda kaçırılarak gözaltında öldürülenlerin, asit kuyularına atılanların, karakol çöplüklerinde cesedi bulunanların, mezar yeri bilinmeyenlerin sorumluları oldukları iddia edilen Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in, en azından kısa vadede yargılanmaları mümkün görünmüyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı adayı olarak seçim meydanlarına, insanlık suçu işlediği iddia edilen bu yüzlerle çıkması, bence Erdoğan için de zuldür. Bu ittifak görüntüsü ile Cumartesi Anneleri’nin hiç kapanmayan yaralarının üzerine tuz basılmıştır.

BU ÜLKEDEKİ EN İSTİKRARLI POLİTİK EYLEM

Dünyadaki ve Türkiye’deki sivil itaatsizlik eylemlerine baktığımızda Cumartesi Anneleri’nin bu eylemler içerisindeki yerini, annelerin iradesini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Bizimki gibi toplumlarda sivil itaatsizlik eylemleri pek mümkün olmuyor. Öncelikle, toplumun devletle ilişkisini, kolektif tahayyülün en derinlerden yöneten ve topluma aslolanın, tözsel olanın devlet olduğunu vazeden İslami kültür nedeniyle, itaatsizliğin her türü isyan olarak değerlendirildiği için! İslami kültürde itiraz ve isyan arasında fark yoktur! Öte yandan da böyle bir eylemi kendisi üzerinde temellendireceğimiz bir toplumsal sözleşme olmadığı için... Ama yine de Türkiye’de de sınırlı sayıda da olsa sivil itaatsizlik diyebileceğimiz eylemler var elbette... Cumartesi Anneleri’nin eylemleri de sivil itaatsizlik olarak tanımlanıyor.

İNATA, ISRARLA...

Sanırım, bu ülkedeki en istikrarlı politik eylem onlarınki... Onca acı ve kedere, onca engellemeye rağmen, inatla, ısrarla adalet talep ediyorlar... Hiç vazgeçmediler... Bir gün bu ülkede adaleti tesis edebilirsek, onların güçlü iradeleriyle döşedikleri zeminde duruyor olacağız.
Öte yandan da şöyle düşünüyorum: Sivil itaatsizlik eylemi, bir meşruiyet talebidir. İnsan onuruna aykırı olduğu, ortak bir iyiyi ilga ya da ihlal ettiği için meşru ya da başka bir deyişle adil olmadığı düşünülen tekil bir yasaya ya da iktidarın politik bir tasarrufuna, onu değiştirmek üzere ama genel olarak yasal sistemin içinde kalarak itiraz etmek, bu itirazı şiddet içermeyen bir şekilde kamusal olarak görünür kılmak bu eylemin kurucu ilkeleridir. Şimdiki durumumuzda içinde hareket edeceğimiz yasal/anayasal bir sistemin mevcut olmadığını düşünüyorum.

İTAATSİZLİK ZOR

Türk usulü başkanlık sisteminin, başkanın tasarruflarını ve icraatını sınırlandıracak bir denetim mekanizması olmadığı için, bir hukuk devletinden güç devletine geçmek anlamına geldiğini düşünüyorum. Güç devletinde ise egemen meşrulukla ilgilenmez. Egemen, şimdi istisnayı belirleyen olarak tanımlanmayı her zamankinden daha fazla hak ediyor. Ayrıca toplumsal bağın bizzat egemenin kutuplaştırma politikasıyla kopartıldığı, yargı da dahil olmak üzere kurumların hiçbir kurumsal özerkliğinin kalmadığı bir ortamda, tekil bir yasa ya da düzenlemeye itirazın, kaçınılmaz olarak sisteme itirazla sonuçlanacağı düşünüldüğünde, sivil alanın içinde kalarak itaatsizliğe devam etmek zor görünüyor. Bu nedenle belki de artık şu soru altında oturmamız gerekiyor: “Kayıplar belli, failler nerede!”

[Haber görseli]

DÜNYA SİZİNLE

Cumartesi Anneleri’ne daha önce Arjantin’deki Plaza de Mayo Anneleri de destek vermişti. Cumartesi Anneleri’nin 700. haftasında yapılan dayanışma çağrılarına da dünyanın dört bir yanından destek geldi. Galatasaray Meydanı’nda saat 12.00’de gerçekleşecek eylemle eş zamanlı olarak Almanya, İsviçre, Avusturya, Belçika, İsveç, Fransa, Danimarka, Hollanda, İngiltere, Kanada, Avustralya, İspanya,  İskoçya, Meksika, İtalya, Yunanistan ve Kıbrıs’da da eylemler gerçekleştirilecek.

 

 

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Recep Tayyip Erdoğan, Tansu Çiller