'Erdoğan'ın elinde İmralı'dan gelen 2 mektup vardı'

4 Kasım 2016'dan beri Edirne Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş: Ben ‘Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dediğim günde Erdoğan’ın elinde İmralı’dan Öcalan tarafından yazılmış 2 tane mektup vardı. İmralı çözüm sürecini başlatan mektuplardı.
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Yayınlanma tarihi: 24 Nisan 2019 Çarşamba, 13:07

Selahattin Demirtaş4 Kasım 2016'dan beri Edirne Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın yargılandığı davanın duruşması Ankara Sincan Cezaevi Kampüsü'nde görülmeye başladı. Demirtaş duruşmaya, Edirne Cezaevinden SEGBİS yoluyla bağlandı. Duruşmanın bugünkü oturumu sona erdi. Demirtaş'ın mahkemedeki savunması yarın sürecek.

Demirtaş ifadesine, açlık grevindekileri selamlayarak başladı. Gebze Cezaevi önündeki annelere yönelik polis şiddetinin onur kırıcı olduğunu ifade eden Demirtaş, "Annelerin gözyaşlarının rengi olmayacağını hatırlatarak kınıyorum" dedi.

Demirtaş Kılıçdaroğlu'na yapılan yumruklu saldırıyla ilgili "Bir tweet attı diye gece yarısı profesörlerin evini basıp tutuklayabiliyorlar, ama ana muhalefet partisi liderini linç ederek öldürmeye çalışanları adli kontrol şartıyla serbest bırakıyorlar. Neden?" diyerek isyan etti.

Demirtaş'ın ifadesinden satır başları şöyle:

"Barış ve demokrasinin güçlenmesi için; sağduyunun, diyaloğun hakim olabilmesi için yapılan açlık grevleri devam ediyor. Hem arkadaşlarıma selamlarımı gönderiyorum hem de kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyorum.

"Gebze Cezaevi önünde çocukları için oturma eylemi yapan annelerimize yönelik onur kırıcı muameleleri asla kabul etmeyeceğimizi, annelerin gözyaşlarının rengi olmayacağını hatırlatarak kınıyorum.

"Aralarında dosyamı takip eden avukatların da olduğu bir grup avukat arkadaşıma Kızılay Meydanında sert bir müdahalede bulunulmuş, işkenceye varan uygulamalar yapılmıştır. Avukat arkadaşlarımı selamlıyor, kendilerine reva görülen bu muameleyi kınıyorum.

"Savcı 15 no'lu fezlekede, 8 Nisan 2011'de suç işlediğimi iddia ediyor. Bir yürüyüş. Peki bu fezleke yürüyüşten hemen sonra mı hazırlanmış? Hayır. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, 6 Ekim 2015'te hazırlanmış. Bu fezleke, 7 Haziran ile doğrudan bağlantılıdır.

"Ne hikmetse bu savcı tam 4 buçuk yıl beklemiş, 7 Haziran seçimlerinden sonra da fezleke düzenleyip Meclise göndermiş. Bu fezleke Mecliste tartışılmadan, Anayasaya aykırı bir şekilde dokunulmazlıklarımız kaldırıldı. Fezleke de, aradan geçen 4 buçuk yıla rağmen kelimesi kelimesine iddianameye dönüştürüldü.

"Ben ve milletvekili arkadaşlarımın, evlerimiz basılarak kaçırılırcasına alınmamızın, birçok fezleke ve iddianamenin tamamında olduğu gibi, hukuk ve yargı alet edilerek yapılan ahlaksızca bir komplodan başka bir şey olmadığı, bu fezlekeyle de anlaşılmaktadır.

"Erdoğan ve Davutoğlu tarafından, bugün olduğu gibi, kamuoyuna açık bir şekilde yargının baskı altına alınması ve Hükümete yakın medya tarafından 24 saat bunun propagandasının yapılması sonucu savcılar harekete geçmiştir.

"Savcı '8 Nisan 2011'de KCK bir çağrı yapmış, BDP de bu çağrının yayınlandığı gün 2 bin 600 kişiyi toplamış, sivil Cuma namazı kılmışlar' diyor. Keşke partim Erdoğan'dan bu kadar hızlı organize olabilse. Ama o kadar zorlama ki. O kadar uyduruk ki.

"Haftalar öncesinden -medyaya da yansıyacak şekilde- partimin Diyarbakır il teşkilatı çalışma yapıyor, hazırlık yapıyor. Emniyet ile, Valilik ile görüşmeler yapıyor.

"Alana malzemeler, günler öncesinden getirilmiş. Fakat savcı, şansını denemek için bir haber sitesinde çıkan haber üzerine 'BDP aynı gün bu etkinliği planladı' diyerek aleni bir komplo kurmaya çalışıyor.

"[15 no'lu] Fezleke bir ciddiyetsizlik, bunu iddianameye dönüştürmek başlı başına suç. Zaten bu iddianameyi düzenleyen savcı hakkında HSK'ye yaptığımız suç duyuruları var. Cemaat ile ne kadar ilişkili olduğuna dair AKP'lilerin açıklaması var.

"O gün benim grup başkanvekilim Bengi Yıldız dövüldü. Diyeceksiniz ki, 'Ne var canım, ana muhalefet partisinin genel başkanı da dövülüyor, bu gayet hoş karşılanıyor.' Doğru. Kendi hukuk ve ahlak anlayışlarıdır.

"CD çözümü yapan bilirkişi raporunda eksiklikler var"

"CD çözümü yapan bilirkişi raporunda eksiklikler var. Bu haliyle de suç oluşturan bir şey yok da, CD çözümlerine göre sanki orada ben tek başıma konuşmuşum. Herkes susmuş, ben konuşmuşum. Herkes susmuş da sanki ben tek konuşmuşum. Polis müdürleri ne demiş, en küçük bir bilgi göremiyorsunuz. Emniyet Müdür Yardımcısıyla konuşuyorum ama bilirkişiye göre ben tek başıma konuşmuşum, kendi kendime konuşmuşum. Ya da CD'de ses kaydı ayıklanmış, sadece benim sesim bırakılmışsa delil karartma var demektir, CD'yi görmedim ben.

"Hiçbir şey yok ama 15 sene hapis cezası isteniyor"

"Emniyet Müdür Yardımcısı 'Biz burayı ablukaya aldık çünkü polislerimizden biri telsizini düşürdü. Telsizi bulana kadar bırakmayacağız buradakileri.' Aynen bunu söyledi. Milletvekillerine Dağkapı Meydanı'nda fiili gözaltı yapmış. 'Olur mu öyle şey' dedim. Yani arkadaşlarımı hırsızlıkla suçluyor. Polis memuru da Allah bilir, telsizini nerede düşürmüş. Ben de kendisine bu hukuksuzluğu anlatmaya çalışıyorum. Bakın bunlar raporda yok. Biz tartışırken haber geliyor, telsizi kaç yüz metre ileride bulduk diye. Ablukayı kaldırıyorlar, bu defa çadır tartışması başlıyor. Ben de diyorum ki, meydanın kenarında bir park var, ne trafiği etkiliyor ne bir şeyi. Bu kez de diyorlar 'toplayın çadır malzemelerini.' Polis yasa dışı bir şekilde çadır malzemelerini götürdü. Biz de alandan ayrıldık. Ne yürüyüş var ne slogan var. Hiçbir şey yok ama 15 sene hapis cezası isteniyor.

"Havuz medyasının bir gazetecisi TV'de 'Demirtaş, örgütün kongresinin 21 no'lu elemanı' diyor. Avukatım programın yapımcısına ulaşmak istiyor ama bağlamıyorlar. Gece gündüz algı oluşturmaya çalışıyorlar.

"İnsanın için acıyor"

"Ben hiç tahliye talep etmedim, etmeyeceğim de. Ama mahkeme heyeti olarak tutukluluğuma devam kararı verirken işte bu fezlekelere, bu CD çözümlerine atıf yaptınız. Yalan, iftira, komplo. Başka bir şey yok. İnsanın için acıyor, yargı nasıl bu hale gelebilir diye.

"Bugüne kadar hiçbir mercii hakikatin peşinde olmadı. Ne emniyet, ne savcı, ne bizi 1,5 yıldır yargılayan hakimler, ne itirazlarımızı yaptığımız AYM hakikatin ve adaletin peşinde olmadı. Kimse hakikatin, adaletin peşinde koşmadı.

"Bir Tweet attı diye hukuk profesörünü dahi evinden alıp tutuklayan yargı, Ana muhalefet liderine yönelik linç girişiminde bulunan darp eden kişiyi, cezaevi yüzü görmesin diye adli kontrole serbest bırakılıyor.

"Benim bu yargılamlarda ki savunmalarım; Bir adalet ve Umut beklentisi değildir, Bir adalet mücadelesidir. Tarihsel sorumluluğum gereğidir.

"Bize yapılan bütün komplolara rağmen milyonlarca insan bizim arkamızda durdu, ‘size inanmıyoruz’ dedi ve iktidara kaybettirdi. Seçim sürecinde meydanlardakini çokça 'Öcalan’ın heykelini dikeceğiz' sözlerimin olduğunu gösterdi. Hatta 24 saat yayınladılar. Ben 'Öcalan’ın heykelini dikeceğiz' dediğim günde Erdoğan’ın elinde İmralı’dan gelen Öcalan’ın iki mektubu vardı. Bu mektuplar çözüm sürecini başlatacak olan mektuplardı ve bu mektuplar üzerine çözüm süreci başladı. O dönemde AKP cenahında 'bu sefer kesinlikle barış olacak ve barışı yapanların heykeli dikilecek' şeklinde bize güvence veriyorlardı. Ben de buna atıf yaparak yapmış olduğum bir sözdür. O fezlekenin sırası geldiğinde söyleyeceklerime siz de şaşıracaksınız. Üstelik bu hususu elinde Öcalan’ın mektuplarını elinde bulunduran Erdoğan da biliyordu.

"Erdoğan’ın seçim sürecine eşbaşkanlarımız ve milletvekili arkadaşım Temel’in Kürdistan söylemine ilişkin söylemlerine; Kürdistan vardır biz de bu vatanın eşit ve özgür yurttaşlarıyız ve kimsenin haddine olmadığı gibi gidin buradan demeye hakkı da yoktur.

'Erdoğan'ın elinde İmralı'dan gelen 2 mektup vardı'

"Günü geldiğinde ben o fezleke ile ilgili savunma yaptığımda detayları sizinle paylaşacağım, çok şaşıracaksınız. Çünkü söylediğim ve yaptığım her şeyin altında makul, meşru bir gerekçe var. O video çok kullanıldı. Ben “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” dediğim günde Erdoğan’ın elinde İmralı’dan Öcalan tarafından yazılmış 2 tane mektup vardı. İmralı çözüm sürecini başlatan mektuplardı. Zaten kısa süre sonra da çözüm süreci başladı. Ben o konuşmayı yaptığımda gözümün önünde otobüsten göreceğim şekilde elinde bir tane Öcalan posteri var diye 15-20 kişilik bir genç grubu kıyasıya dövüyordu polis. Ben de hem mektuptan hem de Erdoğan’ın mektuba verdiği cevaptan haberdardım. Ve Ankara’da şu konuşuluyordu. Bu defa barış çok yakın ve bu barışı gerçekleştirecek olanların heykeli dikilecek. Aslında sözün patenti bana ait değil. İsmini söylemeyeyim ama bende o an çağrışım yapan şey bu sözü söyleyen yürütme yetkilisinin kullandığı bu cümledir. Dolayısıyla ben orada “yakında barış gelecek, barışın mimarlarından biri olarak da Öcalan’ın heykeli dikilecek” dedim sembolik olarak. Halk arasında kullanılacak bir deyimdir bu, heykeli dikilecek insana denir ya. Bakın öylesine kullandığım bir söze o dönem Erdoğan dahil kimse itiraz etmiyor. Aradan 7 yıl geçiyor, Erdoğan bir seçim kampanyasında videoyu miting miting dolaştırıp “bakın Apo’nun heykelini dikecekmiş, bunlar bilmem kiminle ittifak yapmış, bunlar böyle” diyecek kadar küçülebiliyor. Onun düştüğü halden utanç duydum. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı kendini bu kadar küçültmemeli. O konuşmayı niye yaptığımı kendisi de biliyor, o dönemin bakanları da biliyor. Neyi kastettiğimi kendisi de biliyor bakanları da biliyor. Kendisi o videoyu izletirken bunu da izletseydi samimiyetine inanırdım. Deseydi ki, “bak Demirtaş Öcalan’ın heykelini dikeceğiz dediğin gün Öcalan bana 2 mektup yazmıştı. Zaten 2 ay sonra da İmralı’da resmi görüşmelere başladık” deseydi samimiyetine inanırdım. Fakat tamamı komplocu bunların. Zihniyet komplocu. Tuzak kurma üzerine. Bunlara elini veren kolunu kaptırıyor. En yakın yoldaşları bile bu halde. Resmen utanç duydum."

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Bengi Yıldız, Selahattin Demirtaş