Gazetecilik durağına 10 günlük bir turne

Özgür Gündem’le dayanışma eylemi nedeniyle tutuklanan Şebnem Korur Fincancı ve Erol Önderoğlu özgürlüklerinin ilk gününde Cumhuriyet’e konuştu. Önderoğlu’na göre 10 günlük bir turnedeydi. Fincancı ise “Devlet farkına varmadan cezaevine müfettiş soktu” diyor.

01 Temmuz 2016 Cuma, 20:27

Örgüt propagandası suçlamasıyla tutuklanmalarıyla kamuoyunda büyük tepki oluşmasına neden olan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve gazeteci Erol Önderoğlu özgürlüklerinin ilk gününde gazetemize konuştu. Basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin hak ihlali raporlarıyla, yargılanan gazetecilere adliyede destek olmasıyla bilinen gazeteci Önderoğlu, tutukluluğunu 10 günlük bir turne olarak değerlendiriyor ve canını yaktığı besbelli olan şu cümleyi kuruyor: “Oğlum Ekin Ahmet Şık’ın kızına ‘benim babam da senin baban kadar uzun kalır mı’ diye sormuş.” İnsan hakları savunucusu TİHV Başkanı Fincancı ise, “Bir arkadaşımın dediği gibi, devlet farkına varmadan kendi elleriyle müfettiş soktu içeri” diyor.
 
Gazeteci Önderoğlu ve TİHV Başkanı Fincancı serbest bırakılmalarının ardından ayaklarının tozuyla, akıllarında Ahmet Nesin’in de bir an evvel serbest bırakılması isteğiyle Beyoğlu’ndaki Özgür Gündem gazetesinde bir basın açıklaması düzenledi. Tutuklanmalarının Özgür Gündem ile olan dayanışmanın önemini ortaya koyduğunu söyleyen Önderoğlu ve Fincancı ile 10 günlük cezaevi anılarını konuştuk.
 
- Cezaevindeki ilk geceniz nasıl geçti?
 
 
Erol Önderoğlu: Uzun yıllardır gazeteci tutuklamalarına tanık olmanın kendi mahpusluğumu bu kadar sıradanlaştıracağını bilmezdim. Cezaevine Ahmet Nesin’le birlikte girdiğimizde eşyalarımızı bıraktığımızda herhangi bir şaşkınlık hissetmeden hemen sohbete edip, kitap okuma işine giriştik. Metris Cezaevi aktarma istasyonu görevi gördüğü için gelip tahliye olan veya bizden önce Silivri’ye nakledilen çok fazla kişiyle tanıştık.
 
Şebnem Korur Fincancı: İlk defa tutuklandım. Benim için rahatsız edici ya da dehşete düşürücü bir şey yok. Ben zaten dünyanın bir sürü yerinde çok kötü koşullarda işimi yapıyordum. Başından itibaren öğrenme alanı olarak gördüm ben cezaevini. Bir insan hakları savunucusunun cezaevi ile ilgili içeriden bir gözlemin olabilmesi çok kıymetliydi. Dün bir arkadaşım ‘Devlet farkına varmadan müfettiş soktu içeri kendi elleriyle’ dedi. Bir denetim olanağı oldu benim için. İlk kabulden itibaren eksiklikleri kayıt altına almaya çalıştım. Kitapsız ne yaparım ben dedim. Kitabını paylaştı birisi.
 
“Her gazeteci çocuğu gibi"
 
- Oğlun Ekin nasıl karşıladı tutuklanmanı?
 
Önderoğlu: Ekin tutuklanmamdan sonra gelen misafirlerden etkilenip odasına çekilmiş. Ahmet Şık’ın kızına ‘benim babam da senin baban kadar uzun kalır mı’ diye sormuş. Moralsiz bir şekilde okula gittiğinde üst sınıflardan arkadaşı “Sen Ban Ki-mun’un kim olduğunu biliyor musun? BM’den uluslararası örgütlerden destek var. Moralin iyi olsun” demiş. Ekin ondan sonra toparladı. Ekin o kadar çok gazeteciyi hapse uğurladığımı küçük yaşlarından bu yana biliyor ki, evin içinde top aynarken bir futbolcudan diğerine pas veriyormuş gibi Ragıp Zarakolu, Ahmet Şık, ve Nedim Şener’le oyunlarını oynayan bir çocuktu. Fakat her gazeteci çocuğu gibi o da babasının gerçekten tutuklanması ile ilgili sarsıntıyı yaşadı.
 
- Yıllardır basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin hak ihlallerini raporlaştırıyorsun. Bu raporların bir parçası oldun tutuklanmanla. Bu ihlali deneyimlemiş biri olarak bu durum raporlarına nasıl yansıyacak?
 
Önderoğlu: Medya Gözlem Raporları gibi Sınır Tanımayan Gazeteciler Temsilciliğini de bundan sonra her zamanki gibi net bir vizyonla sürdürmeye çalışacağım. Her zaman kendimi uzak tutmak istediğim, öznelleştirmek istemedeğim çalışmalara kendimi eklemek de aslında Türkiye’deki baskılara daha bir vurgu yapacağını düşünüyorum. Kitap çalışmaları da olabilir belki raporlardan sonra. Çünkü raporlar daha çok meslektaşlara ve hak savunuculara ulaşan şeyler. Bir tür tanıklık, biyografi ve baskı dönemlerine işaret eden bir çalışma olabilir.
 
- Örgüt propagandası suçlaması ile tutuklandın. Bu suçlama son zamanlarda Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu kadar yükselişe geçti. Bu durum bu suçlamanın altını boşaltıyor mu sence?
 
Önderoğlu: Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 2006’da genişletildiği andan itibaren Türkiye’de farklı kültürel ve siyasi tabanların baskı altında tutulması amacıyla hayata geçirildiği çok belliydi. 1991’den beri Türk Ceza Kanunu’nun acı şöhretini herkes biliyor. TMK insanların yaşamlarına maloldu. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin hayatına maloldu. 301. madde nasıl Hrant Dink’in hayatına malolduysa bugün Türkiye yargısı bizzat insanların hayatlarına malolan süreçlerin mimarlarıdır. Reform kisvesi altında bugün yargının yarattığı tahribat görülmüyorsa biz bu tahribatı hapse girerek, yargılanarak ve buna tanıklık ederek kanıtlamak zorundayız. 10 yıl öncesinde Avrupa Birliği reformları ışığında altına imza konulan bütün yasa maddeleri eleştirel tabanları bastırmak için kullanılıyor. Benim durumum da olsa olsa bunların bir parametresine işaret ediyor. Artık mahkemelerin bugün bizler için bir adalet arama mercii olmadığı gün gibi ortada.
 
Tehdit yörüngesi
 
- Tutuklandığında adliyede çekilen bir fotoğraf vardı birçok kişinin içini acıtan. Sence nasıl bir tehlike görüldü ki bir gazetecinin koluna kelepçe takıldı?
 
Önderoğlu: 20 yıl sonra devletin tehdit yörüngesinin içine girdiğimi hissettim o kelepçeleri bileklerimde gördüğümde. Dilerim ki o kelepçeler bir fotoğraf olmanın ötesinde Türkiye’deki meslektaşlarımın yıllarca parmaklıkların arkasında kalabildiği gerçeğini yetkililerin de suratına vurabilsin.
 
- Ahmet Nesin nasıl bir koğuş arkadaşıydı?
 
Önderoğlu: Koğuş arkadaşım insanın içini oldukça ısıtan fakat gazetecilik olarak mizahına atıf yaptığınız zaman çok az şeyi yazabileceğiniz biri. Her ciddi sohbeti mutlaka birkaç defa kesip onunla ilgili bir fıkra veya hikayeyle katılıyordu.
 
- Sen tahliye olup o kaldığında ne hissettin?
 
Önderoğlu: Yan koğuştan ‘Siz ve Şebnem hanım tahliye olmuşsunuz’ dedi. Altyazıda gözlerim 3 isim aradı. Fakat Şebnemle benim ismimi gördüğümde ‘müthiş bir alçaklık’ gibi bir şey söylediğimi hatırlıyorum. Ahmet ‘Erol ben çok sevindim’ diyip bana sarıldı. ‘Ben hiç sevinmedim’ dedim. Uzunca bir süre sessizce buruk bir şekilde televizyonu izledim. İçimde hiçbir sevinç yoktu, bir boşluk vardı. Avluda çıkmayı beklerken daha aylarımız varmış gibi volta attık. Türkiye’de muhalifliğin, gazeteciliğin uğrak yerlerinden birine tanıklık ettik. 10 günlük bir turne oldu benim için.
 
Yanlışlıkla tecrit
 
- Cezaevinde yaşadığınız tecritten bahsedebilir misiniz?
 
Fincancı: Cezaevi yetkilisi tek başıma kalmayı isteyip istemediği sordu. Ben de kalabileceğimi söyledim. Aslında bunun da somut nedeni de vardı. Bütün siyasi koğuşlar davet etti. Hangisine gitsem diğer tarafı kırmış olacağım kaygısıyla ‘tek başıma kalayım’ dedim. Bir anda aklıma geldi ve kendi kendime ‘ben ne yaptım’ dedim. Yıllardır tecrit koşullarını tartışıyorum, eleştiriyorum. Bir anda tecriti kabul ettim kendi isteğimle. Bu akıl alır bir şey değil. Avukatlarıma ‘ben tecriti kabul ettim ama yanlışlıkla’ dedim. İlk kavrayamama halinden oldu. Onlar da onu kullanıyorlar aslında. Sizin deneyimsizliğinizden yararlanıp sizi izole edebiliyorlar. Tecrit koşullarını da gözleme olanağı buldum.
 
“Tutuklandın, rahatladım”
 
- Aileniz nasıl karşıladı tutukluluğunuzu?
 
Fincancı: Bizim çok yabancımız olan bir durum değil. Dün serbest bırakıldıktan sonra kızım bana ‘ben aslında 96’dan beri senin tutuklanmanı bekliyormuşum. Tutuklandın rahatladım’ dedi. Çünkü bu tehditler aslında hep yaşadığımız şeyler. Aile de bundan ister istemez etkileniyor. Onlar için de rahatlama vesilesi oldu. Benim ailem de bilir ki ben sekter görüşlerim yoktur. Geleceğe, barışa, özgürlüğe dair söz söyleyen mücadele eden biriyim. Teyzelerim cezaevine görüşe gelmeye kalkmışlar. Açık görüşe kalamadan çıktığım için gelmediler. Çok şaşırdım. Sosyal medyada siyasi mesajlar paylaşıyorlarmış.
 
- Bir insan hakları savunucusu olarak tutukluluğunuz çalışmalarını nasıl etkileyecek?
 
Fincancı: Olumlu yanları da var. Olumsuz yanları da. Olumlu yanları; öğrenme süreci ve gözlem. Olumsuz olan yanı ise Türkiye’de bu kadar hak ihlali yaşanırken insanların bizlerle uğraşmak zorunda olması. Ama gördüm ki Özgür Gündemle dayanışma konusunda biraz çekinik davranan pek çok çevre de tutuklanmamızla birlikte Özgür Gündem’le de dayanışma tutumu almaya başladı. Kişisel olarak bu süreci yararlı geçirdiğimi düşünüyorum. Asıl süreç dışarıda ve insanlar evlerden, sokaklardan ilçelerden savruldular.