Emir hayata böyle açıldı

“Afganistan’da 3 yıl önce dünyaya geldim. Yaşama ise şimdi bu botla açılacağım. Bizim sorunumuzu konuşmanız için yaşıtım Aylan Kurdi gibi ölmem gerekmiyor. Önce gözlerime bakın, ardından şişme can yeleğimin içindeki tişörtümde yazan yazıyı okuyun. Ben bunu çeviremem ama siz bilirsiniz, WHY ME? (Neden ben)...”
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Yayınlanma tarihi: 22 Kasım 2015 Pazar, 03:50

[Haber görseli]


BAŞLARKEN

Alan Kurdi (ya da Türkçede ilk rapor edildiği biçimiyle Aylan Kurdi) ismi sarf edildiği zaman hepimizin aklına 3 yaşındaki Suriyeli erkek çocuğun Bodrum, Akyarlar sahiline vuran cansız bedeninin fotoğrafı geliyor. “Aman bu Suriyeliler de hırsız nereden geldiler”, “Bu mülteciler de çok pis kokuyor” cümlelerini sarf edenleri bile 2 Eylül 2015 günü çekilen fotoğrafı ile ağlattı küçük Aylan.

Fotoğraflar: Can Erok

[Haber görseli]

Kapılarını kapatan, üzerlerine biber gazı atan Batı ülkelerini bile cansız bedeni ile ayağa kaldırdı o küçük çocuk. Eylül, ekim, kasım ayları geçti üzerinden. Paris katliamı yaşandı, 129 kişi öldü. Paris saldırganlarının birinin Suriyeli olmasıyla toplum gözünde mülteciler, göçmenler, sığınmacılar yine ‘hırsız’, yine ‘pis kokuyor’, yine ‘potansiyel katliamcı’ haline geldi... “Mülteci Çocuklar Yaşasın” ismini verdiğimiz bu yazı dizisi ile bu yaşamları tekrar hatırlatıp tekrar düşündürüp, sorgulatmak istiyoruz. Aman efendim bunlar bin kere yazıldı çizildi diyorsunuz ancak bu sorun terör ve mülteci sorununun tartışıldığı G20 zirvesinde bile dünya devlet erklerince de ciddi anlamda masaya yatırılmadı. Onun için tekrar tekrar hatırlatma vakti...

‘NEDEN BEN?’

Adı Emir. Afganistan’da 2012 yılında dünyaya geldi. Doğduğu topraklarda 1979’dan bu yana savaş yaşanıyordu. O da savaşın göbeğinde doğan ailenin 4. çocuğu, 3 de ablası var. Annesi ve babası henüz 20’li yaşlarda. Emir’in 3 yıllık hikâyesi Afganistan’da başlayıp, Pakistan’a geçişle devam etmiş. Pakistan’da bulundukları yer Svat vadisi olmuş. Bu vadi kız çocuklarının okula gitmesi için mücadele yürütürken 15 yaşında Taliban’ın düzenlediği silahlı saldırıda başı ve boynundan vurulan, ardından Nobel ∫Barış Ödülü’ne kadar giden mücadelesi ile tanıdığımız Malala Yusufzay’ın yaşadığı yer. Emir buraya evinin yanında atılan bombalardan kaçıp gelse de başka bombaların hayatlarını karartmaması için ailesi ile beraber rotalarını İran’a çevirmişler. İran’dan ise 12 saatlik yürüyüş sonrası Türkiye’nin Van şehrinde bulmuş kendisini Emir.

[Haber görseli]

Kolu 10 gündür kırık

Bu yürüyüş esnasında kolunun üzerine düşmesiyle kolu kırılmış. Kırık kolu Afgan olup mülteci statüsünde yer almaması sebebiyle Türkiye’de tedavi edilememiş. 10 gündür kırık koluyla birlikte Emir Çeşme’de bineceği botla Yunanistan’a gitmeye çalışıyor. Emir ile bir gün geçirip, bota binmesiyle başlayan yaşam yolculuğuna tanık olduk. Çünkü ülkelerindeki savaştan kaçan çocukların sorunlarının gündeme gelmesi için ölmeleri gerekmiyor... ‘

[Haber görseli]

3 yaşında 4 ülke

Burası Çeşme merkeze 13 kilometre uzaklıkta, çevresinde hiçbir yerleşimin olmadığı bir site. Yaklaşık 50 evden oluşan bu sitenin inşaatı neredeyse tamamlanmış. Ancak pencere, kapılar henüz takılmadan terk edilmiş. Sitede çalışan da, bekçi de yok. Ancak sitenin girişinde biri Sivas Kangal olmak üzere 7 köpek bekliyor. Bu köpekleri aşıp sitenin içine ulaştığımızda ise uzaktan inşaatı tamamlanmamış bu deniz manzaralı sitenin aslında bir mülteci gettosuna dönüştüğünü görüyoruz.

Kapılara, pencerelere çarşaf ya da battaniye gerilmiş. İçeride ise şömine değil kat kat çalı üstünde ateş yakılıyor. Bu yazlık sitenin misafirleri bambu koltuklara değil, beton zemine tek kat serilen yorgan, battaniye üzerine oturuyor. Tam karşılarında Yunanistan’ın Sakız Adası var. Siteden 250 metre aşağı yürüyerek de sahile ulaşıp, bota binilip Yunanistan’a gitmek hayalleri süslüyor...

[Haber görseli]

Yüreklerini açıyorlar

Rüzgâr sert esiyor. Deniz oldukça dalgalı. Bu deniz profesyonel sörfçülerin bile çıkmaya cesaret etmekte zorlandığı kadar sert hava şartlarına sahip. O gün de çıkmaya elverişli bir gün değil...

Evlerde yaşama tanık olmaya çalışıyoruz. Paris katliamı sonrası ‘potansiyel suçlu’ görülmekten tedirgin, yanlarına yaklaşmamızdan rahatsızlar. Ancak bir aile var ki onlar tedirginliklerini, çaresizlikleri sebebi ile çöpe atmış durumda. Bu gettoya vardığımız anda adeta mülteci olmayan birilerinin buraya girdiğini anlayan Ayşe yanımıza geliyor. Gözyaşları içerisinde Peştuca (Afganların kullandığı dil) bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Tercümanımız Ziya’nın çevirisi sonucu kurduğumuz iletişimle Emir ve ailesi kapısız evlerini, yüreklerini bize açıyor ve hikâyelerini paylaşıyor.

Doktorlar gelmedi

Odun ateşi önünde arka fonda Emir’in kırık kolu sebebiyle çığlıkları eşliğinde hikâyelerini dinliyoruz. Emir’i hastaneye götürmeyi düşünüyoruz ancak Afgan olması ve sınırdışı edileceği korkusu ile bu fikirden vazgeçiyoruz. Çeşme merkeze inip bir doktoru, eczacıyı bu alana götürüp Emir’i tedavi etmesi taleplerimiz de karşılık bulamıyor. Çözüm merhem, sargı bezi, ağrı kesicileri alıp Emir’in yanına gitmek oluyor. Ağlayan Emir’in kolunu tuttuğumuz anda çığlıkları başlıyor ve ne yazık ki ağrı kesici şurubu içirmek dışında hiçbir şey yapamıyoruz. Saatler 21.00’i gösterirken Emir’in gözleri kapanmış, gözyaşları yavaş yavaş kuruyor. Aile de çaresiz uykuya hazırlanıyor. Çünkü erken kalkmalı. Belki de uyanılan sabah Avrupa’ya açılacak olan yolculuğun sabahı olabilir...

Can yelekleri sahile iniyor

Gün yavaş yavaş doğuyor. Saatler 06.00’yı gösterirken Emir’in ailesi 10 gündür olduğu gibi Emir’in ağlama sesiyle uyanıyor. Bugün rüzgâr sert değil. Gidilebileceği haberi alınıyor. Can yelekleri, sırt çantalarıyla Emir ve ailesi de yavaş yavaş sahile iniyor. Peştuce “Benim misafirlerim buraya” diyen adama kulak veren Emir ve ailesi bu kişinin işaret ettiği yerde bekliyorlar.

Emir’in poşetli kolu

Ve Emir’in ailesi bota binmek için sahilde Yunanistan’a bakarak bekliyor. Bazı insanlar için hayat zordur, bazıları içinse çok daha zordur. Emir için de çok daha zor ilerliyor bu hayat. Alanda bir botun ortalama şişirilip, hazırlanması 20, motorun içine insanların binmesi 15, çalışması da 10 dakika. Ancak Emir’in bindiği bot yaklaşık 1 saatte şişiriliyor. Bota mültecilerin binmesi ise 40 dakikayı buluyor.

[Haber görseli]

Emir şanslı bir çocuk

Herkes binmek istiyor ancak botun kapasitesini zorluyor. Bu durum gitmeye hazırlananlar arasında tartışmaların çıkmasına sebep oluyor. Bir önceki gün hiç görmediğimiz bir erkek “Bak bence bu kaçakçı” diyerek birilerini gösteriyor ancak o da botun şişme, motorun çalışma işlerini yapıp hiçbir bota binmeden alandan ayrılanlardan oluyor. İşte bu yok olan erkekler bu kavgaları kürekle insanlara vurarak durdurmaya çalışıyor. Çocuklar sıkışıyor. Emir’in poşet bağlanmış kolu ise anne, babası tarafından korunmaya çalışılıyor. Nihayetinde anlaşma sağlanıp, bota biniliyor. Ancak bu sefer de yaklaşık 30 dakika botun motoru bir çalışıp bir duruyor. Motor her çalıştığında Emir ve 3 ablası bize el sallıyor.

Durduğunda ise somurtarak bakıyor. Motor denizin üzerinde daireler çiziyor. Umutlar tükenmişken bir anda motor çalışıyor ve Emir’lerin de içinde olduğu bot Yunanistan sınırlarına yanaşıyor. Evet, bazı insanlar için hayat çok daha zordu ancak bazı insanlar çok şanslıyken bazıları da şanslıdır. “WHY ME” (Neden Ben) tişörtlü Emir de en azından yaşıtı Aylan Kurdi’den daha şanslı.

A+ A-