Solcu İsveç öldü

Osman İkiz - İsveç

01 Aralık 2019 Pazar, 13:08

Solcu İsveç öldü” diyen ünlü sosyal demokrat gazeteci Daniel Suhonen. Ben değilim. Ben onu söyleyeli çok oldu. Hem de kaç kez. Merak edenler 11 Eylül 2018 tarihli Cumhuriyet gazetesine bakabilir. İsveç’teki parlamento seçiminden sonraydı. Başlıkta, “İsveç Modeli öldü” demiştim. Spotta da, “Küreselleşmeye ayak uydurma sevdasıyla İsveç sosyal refah devletini yarı felçli hale getirmişti. Son darbe ise önceki günkü seçimde sağ ve aşırı sağın oylarını artırmasıyla geldi” diye yazmıştım. Suhonen, yazılarını okuduğum bir köşe yazarıdır. Sözünü esirgemeden yazar. Sosyal Demokrat Parti’nin, sağa teslim olduğu yolunda çok sayıda uyarıcı yazılar kaleme almıştır. Bizler, “öldü”, “vurdu”, “kırdı” sözcüklerini kullanmaya alışığız ama İsveçlinin “öldü” demesi için umudunu yitirmiş olması gerekiyor. Talancı yeni liberalizmin dümen suyuna giren Sosyal Demokrat Parti’nin iflas noktasına geleceğini yıllardan beri yazıyoruz. Görünen köy artık kılavuz istemiyor. Ülke sapır sapır dökülüyor. Sosyal demokrasinin bütün marifeti gelir dağılımında biraz adalet sağlayıp durumu idare etmektir ama bırakın idare etmeyi, orta sınıf bile paramparça oldu. Patlamalar, bombalar, şiddet günlük rutin haline geldi. Yabancı gazeteler, “Avrupa’nın en huzurlu ülkesi, şiddet ülkesi haline geldi” diye yazıyor. Tabii hâlâ herkesin bir dilim ekmek garantisi olduğundan, diğer ülkelerde görülen büyük protestolar gündemde değil ama bu daha ne kadar sürer kestiremiyorum. Büyük protesto gösterileri olmasa bile, 2022’de Sosyal Demokratlar’ın iktidara veda edeceği aşikâr.

Irkçılar iktidara doğru

2022’de iktidar değişecek ama gelecek olan çok daha beter olacak. Artık güya ırkçılık yapmayan İsveç Demokratları adlı parti geldi yüzde 22’ye dayandı. Kamuoyu yoklamaları ufak tefek farklılıklar gösterse de en büyük parti olan Sosyal Demokratlar yüzde 23. Yani ırkçıların nefesi, Sosyal Demokratların ensesinde. Sağcı partiler uzlaşırsa 2022’de iktidar onların. Tabii ki hayırlı olmayacak. İsveç Demokratları, son büyük toplantılarında çifte vatandaşlık hakkını tartışmaya açtılar bile. Zamanlamayı çok iyi ayarladılar. Türkiye’nin DAEŞ’li İslamcı teröristleri ülkelerine göndermeye başladığı sırada gündeme aldılar konuyu. İsveç Dışişleri Bakanı’nın da Türkiye’yi kibirli bir dille “Türkiye DAEŞ’lileri gönderirse yaptırım uygularız” diyerek tehdit ettiği günlerde. Çiçeği burnunda bakan, kendi vatandaşını ülkeye kabul etmek istemiyor yani. “Peynir ekmek gibi vatandaşlık dağıtırken aklınız neredeydi” diye kimse sormadı ama herkes düşündü tabii ki. Aslında uzun zamandır düşünüyorlar ve seçim zamanı oylarını ırkçılara veriyorlar. Sosyal Demokratlar, işin tuhafı milletin kendilerinden yüz çevirmesinin nedenlerini de biliyorlar. Ama felç olmuş gibi hiçbir şey yapmıyorlar. Doğrusu bu kadar aptal olamazlar diye düşündüğümden komplocu fikirler üretiyorum. “Acaba, günün birinde yabancı düşmanı bir partiye gerek duyulur diye bilerek mi ırkçı partinin güçlenmesine yardımcı olacak politikalar izliyorlar” diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Ürettiğim bu komplocu düşünceden doğrusu kendim bile korkuyorum. Sosyal Demokratlar ise güya şaşkınlar. Biz bugünlere gelineceğini yıllar önce gördük onlar yeni anlamış pozundalar.

‘Başaramadık’ itirafı...

“Şaşkın”ı oynayan Sosyal Demokrat Yürütme Kurulu’nun önüne gerilemenin nedenlerinin açıklandığı bir rapor sunuldu. Genel Sekreter Lena Rådström Baastad, Dagens Nyheter gazetesine de “Başaramadık” diyerek raporun ana hatlarını açıkladı. Genel sekretere göre, çete savaşlarıyla ülkenin şiddet toplumuna parti tarafından evrilmesi anlaşılamadı, kontrol sağlanamadı. İki sağ partinin dışarıdan koşullu desteği yüzünden sosyal refah devleti zayıfladı. Gençlerin ve yaşlıların durumları kötüleşti. Amerikalılar, vakit geçtikten sonra akılları başlarına gelenlere “Akşam yemeğinden sonra günaydın” derler; parti yönetimine sunulan rapor ve yöneticilerin gevelemeleri için çok uygun bir özdeyiş. Milletin artık kuru lafa karnı tok. Malmö kentinde ortalama dört günde bir bomba patlıyor. Kvällsposten’de yazar Björn Ranelid geçen günkü yazısına “İsveç, teröristler ve kriminallerin sığınağı oldu” başlığını attı. Yılın ilk altı ayında bombalı olay sayısı 120’yi bulmuştu. Yıl sonuna kadar 200 bulması kimseyi şaşırtmayacak. Bombalı olaylarda hasar gören dükkân, ev, market, butik sayısının haddi hesabı yok. Danimarka bile İsveç’ten gelenler için pasaport kontrolüne başladı. İsveç’e yuvalanmış Orta Avrupa ve Rus mafyası ile dinci teröristler komşu ülkeleri de korkutuyor. Sosyal Demokratlar ise yeni uyanıyor. Oysa BBC, 8 Ekim 2016’da İsveç’ten bir röportaj yayımlamıştı. Başlığı da “İsveç nasıl cihatçı yetiştiren bir ülke oldu” idi.

[email protected]ö