Şiddetsizlik hayal değil

Her gün, her koşulda, hep birlikte, şiddetsiz bir dünya...
Yayınlanma tarihi: 22 Aralık 2018 Cumartesi, 12:43

[Haber görseli]

Evde, sokakta, işte, sosyal ilişkilerde, siyasette kısacası her alanda yaşadığımız şiddete ve şiddet dayatmasına karşı, başka bir hayale gönül vermiş bir merkez var İstanbul’da. Şiddetsizlik Araştırma ve Eğitim Derneği, 2014 yılında kuruldu. Kültürel şiddet, yapısal şiddet ve doğrudan şiddet üçgeni üzerinde çalışıyor. Eğitimler düzenliyor, bilgi üretiyor. Şiddetsiz mücadele araçları geliştirmeyi, en önemlisi de şiddetsiz bir dünya için çalışan herkesi güçlendirmeyi hedefliyor. Derneğin Başkanı Hülya Üçpınar ve gönüllüsü Umut Avcı ile şiddetsiz bir dünya mümkün mü sorusuna yanıt aradık. Üçpınar’a göre bu mümkün ama zor. Avcı da “Buradan çıkacaksak başka yolu yok” diyor.

Nasıl başladınız?
Hülya Üçpınar: 20 yıl kadar geriye giden bir hayaldi. İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nde çalıştığımız dönemde, şiddetsizlik üzerine çalışan bir merkez oluşturabilir miyiz diye konuşmaya başlamıştık. 90’lardan söz ediyorum. Sonra dernek kapandı, bu mesele unutuldu. Daha sonra Hilal Demir beni harekete geçirdi. Ben İzmir’den geldim, o İspanya’dan geldi, çalışmaya başladık.

Nedenlere bakmak

Şiddetsizlik tam olarak ne demek?
H.Ü.: Şiddetsizlik deyince herkes, birisi yanağına bir tokat vurdu mu sen de öbür yanağını dön diye anlıyor. Bu değil. Şiddetsizlik aslında toplumumuzun kültürel yapısında var. Mesela köylerde aile büyüğünün bazı sorunları çözmesi, kadınların yaptığı şiddetsiz eylemler... Şiddeti savunan politik gruplar varken, şiddeti dışlayan politik gruplar da olageldi. Biz buralardan tutmak gerektiğini düşündük. Şiddet kültürüne baktığımızda, pek çok kurumsal yapıyı, kültürel ilişkilerin kendisini gösterebiliriz. Şiddet bir görüntü, bir sonuç. Şiddete giden noktada, kültürel yapının doğurduğu ayrımcılık, ötekileştirme gibi şeyler var. Kurumların kendilerinin ürettiği şiddet var. Sokağa dönük bir şey yapmıyoruz. Daha çok şiddet kültürünün nedenlerine bakmak ve alternaifleri göstermek istiyoruz.

Baktığınızda ne görüyorsunuz?
Umut Avcı: Amaçlar araçları meşrulaştırır mı? Bizim görüşümüze göre meşrulaştırmaz. Amaçlar araçları kurar, hatta inşa eder. Böyle düşünüyoruz. Bireyselden gruplara, tüm süreci şiddetsiz işletebilmenin araçlarını araştırıyoruz. Var olan araçları paylaşıyoruz. Yaptığımız şey teorik gibi görünse de bence gerçek hayatla örtüşüyor. Hülya’nın dediği gibi, pasif bir yerden değil ama birbirimizi ve kendimizi affede afede, bunun yollarını araya araya iletişim kurmamız çok önemli. Nasıl ki feminizim yükselişteyse, bütün bu baskıyla birlikte şiddetsizliğin de bir yükselişi olduğuna inanıyorum. İnsanlar körcesine öfkeye teslim olup gitmiyorlar ama öfkeyi ve şiddeti televizyonlarda göstermek işimize geliyor. Asıl ihtiyacımız, daha anlaşılır hissetmek.

İyilik ama nasıl?
H.Ü.: Kötülük ve şiddet, matematiksel olarak büyük bir hızla ilerlerken, şiddetsiz davranışlar ve farklı bir iletişim biçimine duyulan ihtiyacın kat sayısı sanki onun kadar yüksek değil. Belki biraz daha ivme kazanacak. Şu anda kitle iletişim araçlarında gördüğümüz şey şiddetin makbul olduğu. İktidar ilişkilerinin, hiyerarşik ilişkilerin makbul olduğu. İyilik isteyen insanlar aslında bunu bireysel iyi olma hali olarak istiyorlar ama iyiliğe engel olan mekanizmalar üzerine düşünüyorlar mı? Güç ilişkileri üzerine düşünüyorlar mı? Norveçli sosyolog Johan Galtung, yapısal şiddet derken hiyerarşiyi kastediyor. Kurumsallaşan şey hiyerarşidir ve daha güçlünün daha güçsüz üstünde oluşturduğu baskının kendisidir. İyilik istenirken bunlar ne kadar sorgulanıyor, bilmiyoruz. Şiddet tam da buradan körükleniyor. Ast üst ilişkisinin olması gerektiği, toplumun başka türlü örgütlenemeyeceği empoze ediliyor. Mafya dizilerine, ağalık üzerine kurgulanan dizilere bakın mesela... Bir ihtiyacın doğduğunu görmek güzel ama ne kadar ayakları yere basıyor soru işareti açıkçası.

Antrenman formatı

Çalışmalarınız nasıl?

H.Ü.: Antrenmanlar yapıyoruz. Hem fikrimizi, hem kalbimizi, hem de bedenimizi koyduğumuz atölye çalışmalarıyla hayatta ne istiyorsak onu birazcık deneyimliyoruz. Şiddetsizlik, şiddet nedir? Çatışma dönüştürme, güç iktidar ilişkileri üzerine çalışıyoruz. Eşitlerarası karar alma mekanizmaları konsensus, şiddetsiz iletişim, ayrımcılık, önyargılar, toplumsal cinsiyet, grup dinamikleri çalışma konularımızın başında geliyor.

Katılım nasıl oluyor?
U.A.: Sivil toplum örgütleri, dernekler, gruplar, öğrenci klüpleri başvuruyor. Biz de dışa açık etkinlik yapabiliyoruz. Gönüllü olmak isteyenler başvuruyor. Stajyer üniversite öğrencileri oluyor. Eğitimlerin antrenman formatında olması çok etkili. Merkezimiz, ne körü körüne her şeyi dışlayan politik bir zeminde, ne de sadece kişisel gelişim gibi politikayı dışarda bırakan bir yerde. Zihin, beden, kalp üçlemesinin bütüncül çalışması bana çok iyi geldi. Bir şey için kendinden vazgeçmediğin, kendin olarak katkıda bulunabildiğin bir konu şiddetsizlik bence.

H.Ü: Çalışmalarımız temel olarak ‘kendinin farkında olmak’ üzerine kurulu. Şiddetsiz iletişimi çalışırken, ben ne yapıyorumu bilmeden, başkasından bir şey talep etmenin anlamsızlığını görüyorsunuz. Çatışma dönüştürürken, hep karşıdakini suçluyorsan önce kendine bakman lazım diyoruz. Ben ne yapıyorum ki o böyle karşılık veriyor? Temel şey kendi farkındalığın. Adımlar atabilmen, bu adımların da şiddetsizliğin ilkeleri üzerine kurulması.

Nerde başlar?

Şiddetsizliği öğrenirken temel sorun ne size göre?
U.A: Bağlamları ezberlerden çıkaramamak. Her an çatışma içine düşüyoruz. Ailede, sokakta, işyerinde, sosyal hayatta. Bize kavgayı öğretiyorlar ama içinden çıkılamaz kavgayı. Bir ihtiyaç karşılanmamışsa çatışkı çıkar. Bu bilgi beni Hilal ve Umut’un tartışmasından çıkarıyor. Ortada karşılanmamış bir ihtiyaç var ve buna birlikte bakalım dediğinizde şiddetsizlik tam da burada başlamış oluyor.

H.Ü: Dönüşmek o kadar zor bir şey ki, farkına varsan bile dönüşemiyorsun bunun üzerine kafa yorman gerekiyor.

U.A.: Antrenmanlar burada işe yarıyor. Grup içerisinde, o güvenli alanda, gerçek hayatta yaşadığımız durumlara yakın şeyleri yaşayıp, içinden çıkıyoruz ve şiddetsiz dili içselleştirmemiz mümkün oluyor.

GÜÇ TANIMINI DEĞİŞTİR

Şiddetsiz alanlar yaratmak mümkün mü?
H.Ü: Buna inanmak istiyorum. Bu benim hayata bakış açım. Bu ideale inanmazsam, bu alanda çalışamam. Gündelik hayatta o kadar çok şiddet deneyimi yaşıyorsun ki inanmazsan devam edemezsin. Gerçekten çok zor olduğunu düşünüyorum. Doğrudan şiddete karşı (fiziksel, duygusal, sözel şiddet) bile, doğrudan bir şey yapamıyorsun. Doğrudan şiddet buzdağının görünen yüzü. Genelde bununla uğraşılıyor. Nedenlerine bakılmıyor. Kadın örgütleri bakıyor bir yönüyle. Neden yasalarsa, yasaların değiştirilmesi için çalışıyorlar. Dönüşüm yaratmak istiyorsak, altyapı çalışması yapmak zorundayız ve bu yol uzun. Herkes, bir biçimde bu alanda okumalı, çalışmalı, kendine bakmalı, dönüşmeli ve etrafına yaymalı mutlaka. Ama bunu davranışsal olarak yayabilmen için karşındakinin de buna açık olması gerekiyor.

U.A.: Bütüncüllüğü çok bilmiyoruz. İşe gideriz, mutsuzsak büyütmememiz gerekir, çünkü orası iştir, hayat dışarıdadır. Mutsuz evliliklere çocuğumuzun hatırına katlanırız. Yaşam alanlarımız başka başkaymış gibi... İşten çıkarım bir süre kendim olurum, eve giderim anne olurum. Bölüne bölüne yaşamak normal değil. Kendi hayatlarımızı o kadar tehlikeye atmış durumdayız ki 100 yıl sonrasıyla ilgili hiçbir planımız yok. Mış gibi devam ediyoruz. Kafamda uyduruk bir ok var; insanlık bu yöne gider diye. Bence iki senaryo var. Biri şu: Ve kötüler dünyanın geri kalanını öldürüp, paralarıyla bir kubbe inşa edip içinde yaşarlar. Diğeri de biz burdan çıkarız. Çıktığımız yer de her gün, her koşulda, hep birlikte şiddetsiz bir dünya olur.

Bu konuyla ilgilenenlere bir mesajınız var mı?
U.A.: Ben, şiddetsiz karşılaşma anları yaşandığında, farkındalıkların, açıklıkların tohum gibi olduğunu düşünüyorum. O an bir şey değiştirmiyor belki ama tohum ekiliyor. Kendimizi sağaltmak açısından da bir şeyin ucundan tutabilmemiz lazım. Gözümüzü kulağımızı açarsak, parçası olabileceğimiz, bizim için de bir şey var. Hem tohum ekmiş oluruz, hem de çaresizlik duygusu var ya ondan kurturmuş oluruz.
H.Ü.: Gücü bile onların paradigması üzerinden kurduğumuz için çaresizlik duygusu yaşıyoruz. Gücün tanımını da değiştirmek gerekiyor belki. Gandi, olmasını istemediğiniz şeyin alternatifi neyse onu kurmaya çalışın diyor. Mutsuzluk kaynağı çok ama dayanışmanın, sevginin değersizleştiği noktada inancı yeniden canlandıran, kendimizi iyi hissetceğimiz şeyler de var.

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ