Kapat
A+ A-

Özge Mumcu Aybars: Çocuk yürekli bir babaydı

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag) Yönetim Kurulu üyesi Özge Mumcu Aybars, "Acımı yıllara yaydım ama gülmeye devam ediyorum. Babam bize hayatın gülmeden olmayacağını çok derin öğretmiş" diyor.
Yayınlanma tarihi: 24 Ocak 2019 Perşembe, 13:30

[Haber görseli]

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag), 26 yıldır özlemle andığımız yazarımız Uğur Mumcu'nun kitaplarını, yeni kapak tasarımlarıyla birlikte yeniden bastı. Her kitabın içinden o kitaba özel tasarlanan hediye ayraç da çıkıyor. İsteyenler yeni baskılara vakfın abonelik sisteminden erişebiliyor. Uzun bir çabanın ürünü, yıllar sonra gelen yeni basım kitaplar. Mumcu okurlarına da birer armağan. um:ag Yönetim Kurulu üyesi Özge Mumcu Aybars ile vakıf çalışmalarını, babasını ve 26 yıllık ayrılığın izlerini konuştuk. Aybars, “Acımı yıllara yaydım ama gülmeye devam ediyorum. Babam bize hayatın gülmeden olmayacağını çok derin öğretmiş” diyor. 11 yaşındayken kaybettiği babasını, “Çok heyecanlı, bugünden baktığımda ‘çocuk yürekli’ diye tarif edebileceğim bir babaydı...” diye anlatıyor.

OCAK AYI ZOR GEÇİYOR

-Bavul dergisindeki yazında bahsetmişsin, aralık ayınının sonuna doğru başlayan o huzursuzluğu.. Ya annen ve abin. Onların ocak ayı?

Birgün bir haber portalında bir yazı gördüm, 24 Ocak yılın en depresif günüymüş. Hemen haberi bizimkilerle paylaştım. “Tamam” dedim, “olayı çözdüm, yılın en depresif gününde ayakta kalmaya çalışıyoruz.” Güldük aramızda. Huzursuzluk, kırgınlık, öfke, derin bir haksızlık hissi. Çeyrek asra rağmen babamın insanlara verdiği umudun diri olduğunu görme halim. Karışık duygular açıkçası. Ben halen bir yazı yazarken ağlıyorum. Acımı yıllara yaydım ama gülmeye devam ediyorum. Babam bize hayatın gülmeden olmayacağını çok derin öğretmiş.

-Bu huzursuzluğun temelinde adaletin bir türlü sağlanamamış olmasının da muhakkak etkisi vardır. İnancın kaldı mı, çekilecek mi o tuğla bir gün?

Her derin düzen bozulur. İnsanlar ölür, birinin vicdanı konuşur. Ben iki tür sistem olduğunu düşünüyorum. Bir yolsuzlukları ve sistemin kötü işleyen yanlarını ortaya çıkaran, toplumların ileriye varmasını sağlayan sisteme inanan insanlar, diğeri de bu kötü sistemin içinde kendi varlıklarını (maddi varlıklarını) kazanmak için ruhlarını satan insanlar. Bunların hepsi bir örümcek ağı gibi derin bir şekilde örülü. Ağı yırtanlar toplumun gelişmesini, ağı örenler toplumun yozlaşmasını sağlıyor. Belki yaşamımın bir zamanında görürüm. Ancak Filiz Ali babası Sabahattin Ali’nin nerede gömülü olduğunu bugün bile bilmiyorsa, bizim bu bilinmezliğe kendimizi alıştırmamız gerekiyor, ne yazık ki. Ancak bu havluyu atmak anlamına gelmiyor. Elimizden geldiğince gerçeğin ne olduğunun peşine düşmeye devam edeceğiz.[Haber görseli]

Fotoğraf: Necati Savaş

NASIL BİR BABA?

-Uğur Mumcu’yu unutulmaz yapan korkusuzluğu mu, adalet inancı mı sence?

Babamın adalet inancı korkusuzluğunu getirdi bana kalırsa. Onun deyimiyle “Demirden korkan trene binmez.”

-Nasıl bir babaydı peki? Ali Sirmen onun aslında fotoğraflarında göründüğünün aksine çok neşeli, esprili olduğunu söylemişti...

Çok heyecanlı, bugünden baktığımda “çocuk yürekli” diye tarif edebileceğim bir babaydı. Abimle ilişkisi bambaşkaydı elbette, abimin ansiklopedi okuduğunu görünce, ben denedim beceremedim misal :), ona ilgilendiği alanlarda taksitle ansiklopediler almıştı. Evimiz bir ansiklopedi cennetiydi. Hâlâ bir konuya bakıyorsam önce ansiklopedik tanımına bakarım. Kedilerle arası iyi değildi ama benim hatırıma, eve getirdiğim kediye mama verir, o kedi yalanıp onun koltuğuna oturunca bir bakar “kedi in aşağı” derdi. Kedi de inatla onun koltuğuna otururdu. Dışarıda randevularını gündüzden halleder, biz okuldan döndüğümüzde evde olurdu.

-Küçükken hiç kızdığın oldu mu ona?

Belki inanmazsınız ama hayır. Annemin duruşundan mı, yaptığı işin ciddiyetini bildiğimden mi bilmem ama düşünmedim bunu. Babam düz bir devlet memuru olamazdı. Bazı insanların ruhu farklıdır, o da ruhu farklı olan insanlardandı. Hem sevecen hem de dürüstlükten ödün vermeyen. Ali Sirmen, babamın en yakın arkadaşlarından biriydi, babama sorardım “Ali Amca yolsuzluk yapsa, görüşmeyi keser misin?” diye. “Önce durumu konuşup sorgularım ama evet, yaparsa görüşmeyi keserim.” Kırmızı çizgileri keskindi.

-Anne olman ve “bitmeyen travmam” dediğin travma, birbirini nasıl etkiliyor?

Oğlum, evimize gittiğimizde, merak içinde babamın odasına giriyor ve odadan ayrılmak istemiyor. Garip bir duygu. Büyüdüğünde anlatacağım elbette. O travma beni şöyle dönüştürdü, kendimden önce düşündüğüm bir varlık var ve onun için iyi olmalıyım. Gündelik depresyonlar ya da can sıkıntısı yaratan olaylar beraberken geçiyor. İyi ki anne oldum, diyorum ona bakınca.

[Haber görseli]BİR TUĞLA DA SİZ KOYUN

-Yıllar önce “Ona göre çağımızın en büyük suçu, haksızlıklara, adaletsizliklere karşı çıkmayarak susmaktı. Babam bu suçu işlemediği için öldürüldü” demişsin. Suskunların sayısı 25 yıldır artıyor sanki… Ne düşünüyorsun?

Baskı artıyor. İnsanlar gündelik hayatıyla ilgili kaygı duyuyor. Ekonomik sorunlardan yaşamsal sorunlara kadar türlü kaygı tepemizde. Kaç gazeteci içerde, kaç gazeteci kaçmak durumunda kaldı mesleğini yaptığı için? Kaç kişi sosyal medyada ismiyle paylaşım yapamıyor. Maalesef suskun sayısı artıyor.

-Bugünün Türkiye’sinde Uğur Mumcu’nun mirası gerçekten de ilham verici… Bu mirası hak ediyor muyuz sence?

Babam eşit, laik ve demokratik bir Türkiye hayalini kurdu. Bu miras hepimizin hakkı. Bizi ötekileştiren bir kesimin bile.

-Uğur Mumcu’yu nasıl anmalıyız?

Onun kitaplarını okumaya devam edin. O dönemde katıldığı programları izleyin. Onu tanıyın, putlaştırmayın. Uğur Mumcu’nun adını yaşatan vakfımıza destek olun. Bir tuğladan bahsettik. Siz de bizim mücadelemize bir tuğla koyun.

Yazıları güncel

-Mumcu kitaplarının yeni basımı, kapaklarının değişmesi heyecan verici. Biraz bu süreçten söz eder misin?

Vakfın 25 yaşında bir kurum olduğunu düşününce, bazı yenilikleri yapmak ve zamana uymak gerekti. Yani, kitapların yeniden dizilmesi, sadeleşen tasarım diline ayak uydurulması gibi... Önceki kitaplarımızda Emrah Yücel, Turgut Erentürk, Murat Dorkip gibi çok değerli tasarımcılar vakfımıza destek verdi. Şimdi İbrahim Keleş ve yine Turgut Erentürk bize destek verdi. Uzun bir süreç oldu açıkçası, önce stoklardaki kitapları tüketmemiz ve her kitabı tekrar yeni nesil tasarım programlarına aktarmamız gerekti. Bütçemiz de olmayınca zaman aldı. Bu noktada hem eski yayın yönetmenimiz Orhan Tüleylioğlu'na yıllar süren desteği için teşekkür eder, hem de Ali Murat İrat'a bu zorlu süreçte bizlerle olduğu için teşekkürü bir borç bilirim. Şimdi Tezcan Durna ile çalışıyoruz. Babamın kitaplarının yanı sıra, uzunca bir zamandır beni heyecanlandıran iletişim alanında akademik yayın yapma konusunda yol almaya başladık. Bu heyecan uyandıran bir süreç, çünkü klasik araştırmacı gazetecilik ile yeni nesil gazeteciliği de bu yolla buluşturuyoruz. Yani, babamın ürettiği geçmiş, geleceğin inşasında da yer alıyor.

[Haber görseli]-En sevdiğin Uğur Mumcu kitabı hangisi? Böyle bir ayırımı yapabiliyor musun?

Onlar babamın bizden ayrı çocukları aslında. Ayrım yapmam çok zor. İlla ayırmam gerekirse, benim doğduğum yıl yazdığı ve “Kızım Özge’ye...” atfıyla yayımlanan 12 Eylül sonrası “Terörsüz Özgürlük” kitabı. Nadir Nadi kitabın önsözünde şu satırları kaleme almış: “Uğur Mumcu’nun yazıları bugün günceldir. Bunlar, yarınki kuşaklar hesabına, kuşkusuz ibret alınması gereken bir tarih dersi yerine geçecektir.” Terörsüz Özgürlük başlıklı yazısı 15 Eylül 1980 tarihli. “Çok yönlü kışkırtmaların kurt kapanlarına kapılmadan, terörsüz özgürlüğü, kansız demokrasiyi kurmak ve sivil yönetimi, sağlıklı yöntemleri ve kalıcı çözümleri ile yeniden oluşturmak..” Burada bahsettiği 12 Eylül darbesi sonrası asker yerine sivil yönetimin gelmesi ama demokrasi sağlıklı yöntemler ve kalıcı çözümler geliştirdi mi? Hayır, bu da başka bir konu...

İçimdeki güneş

- um:ag'ın özgünlüğü nerden geliyor. Uğur Mumcu adı tartışmasız tabii ki ama uzun soluklu olabilmek büyük bir başarı...

Bana kalırsa vakfın özgünlüğü Uğur Mumcu'nun kimliği altında birleşen onlarca kişi ve kurumun aralıksız desteğinde yatıyor. Vakıf ilk kurulduğunda 12 yaşındaydım, 12 yaşında Vakfın yönetim kurulu üyesi oldum, bu 25 yıllık bir süreç aslında. İlk aşamada babamın adını nasıl yaşatabiliriz fikrinden çıktı. Evimiz eskiden beri çok kalabalık olurdu, babamın arkadaşları, yazarlar, gazeteciler, şairler... Onun dostluğu etrafında birleşen bir dolu dost, vakıf kurulurken yanımızda oldu. Kimi işletme birikimini sundu, kimi gazetecilik eğitiminin nasıl olması gerektiğini, kimi de vakfın nasıl yönlenmesi gerektiğini... Böylesine bir kolektif bir çabayla vakıf var olmaya devam ediyor.

- Senin yaşamın yani...

Ben hem Ankara'da okuduğumdan hem de vakfın benim için bir hayat sorumluluğu olduğundan sürekli elimizdeki etkinlikleri nasıl geliştiririz, bu birikimi nasıl geniş kitlelere yayabiliriz düşüncesinden hareketle, dünyada ne oluyor, elimizdeki alanı nasıl kullanabiliriz, bunun üzerine yoğunlaştım...

- Vakfın bir ayağı da İstanbul'da...

Türkiye’de 1996’da ilk yazma seminerini başlattık. Sonra devamı geldi. Bugün 10 yıl önce 4 olan seminer sayımız şimdi 14. Kadir Has Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi ile ortaklık kurduk. Prof. Dr. Asker Kartarı’nın desteğiyle, İstanbul’da seminerlerimizi yaygınlaştırmaya başladık. Aynı zamanda yazları Gümüşlük Akademisi Vakfı ile 3-4 günlük seminerler düzenliyoruz. Bir ayağımız gazetecilik eğitimine diğer ayağımız ise kültür ve sanatın düşünsel üretimine dayanıyor. Bir de özveriyle bize zor zamanlarımızda destek veren seminer eğitmenlerimiz, hocalarımız ve elbette çalışanlarımızın desteğiyle vakıf ayakta kalmaya devam ediyor.

-um:ag’ın çocuklarla ilgili yeni projesi var mı?

“İçimdeki Güneş” adında özel bir yaz etkinliğini yıllar boyunca hayata geçirdik. Ancak son üç yıl, MEB’den izin alamadık. Umarım hem yıl boyunca hem de yaz boyunca çocuklar için vakıf bünyesindeki etkinliklerimize devam ederiz. Ayrıca bizim çizgimizle uyumlu kişi ve kurumlarla işbirliği yapıyoruz. Can Gürses’in “Çocuklar için Matematik Atölyesi” şubat ayında başlayacak ve dönem sonuna kadar devam edecek. Çocuklar için bir öykü atölyesi projemiz de sırada.

[Haber görseli]

“Kısa logomuzun açılımı, uğur mumcu = araştırmacı gazetecilik. Bugün, karşıt düşünceye sahip olan gazeteciler dahi hakkını teslim ediyor. Hakkını teslim etmeyenlerin de kendileriyle ve yaptıkları meslekteki yetersizlikleriyle ilgili problemleri olduğunu düşünüyorum. Araştırmacı gazetecilik kursunun dışında, 14 başlıktaki seminer yılda 3 dönem açılıyor. Her dönem 150’ye yakın öğrencinin kültür - sanat ve düşün hayatının derinlikleriyle tanışmasını sağlıyoruz.”

‘Beni ben yapan travmam’

Sokak-edebiyat dergisi Bavul, Ocak 2019 sayısında, Uğur Mumcu’yu kapağına taşıdı. Dergide, Özge Mumcu Aybars’ın da bir yazısı yer alıyor. Aybars’ın yazısından satır başları şöyle...
“Doğruya doğru, 25 yıldır, aralık ayının sonlarına doğru, bir huzursuzluk beni sarıyor. 24 Ocak gecesine kadar geçmiyor. Hatta 24 Ocak gecesinde bu huzursuzluğun geçmesi için arkadaş grubumuz bir araya geliyor, durum komedilerinden besleniyoruz, kahkahalar birbirini kovalıyor, saçma sapan. Hakikaten geçiyor mu? Geçmiyor... 25 Ocak sabahlarının sessizliği bana daha gerçek gelir, hayatın yeniden aktığını kanıtlayan bir sabahtır. Kahvemi koyarım. Telefonlar çalar sonra, bir önceki günde yaşanan sıkıntılar aktarılır, karşımdakiyle birbirimizin neredeyse sırtını sıvazlar, “iyiyiz yine de!” diye düşünerek haftaya devam ederim. Bunun adını koydum ben “uzun süren travma”. Çocukluğumu bitiren, gençliğimi nasıl geçirdiğimi unuttuğum, kadınlığa geçtiğim, beni anneliğe eviren bir travma. Beni “ben” yapan travmam... Hangimiz kendimizi o gün neyle avutmuştuk belirsiz. Kendimi uyuşmuş hissettiğimi hatırlıyorum, duyularım benden alınmıştı sanki... Ben o gün kendimde olduğumu söyleyemem, her anı bölük pörçük, 11 yaşımdayım henüz, karanfil atıyorlardı bizlere yaya geçitlerinden, herkes birbirini ite ite yürüyordu... Kimsenin önünde ağlamayacağım, diye diye boğazımdaki yumruyla yılları devirecektim. Bu ağlamama bilinci, 13 yıl sonra Işık Kansu’nun yazdığı “Neden Öldürüldüler?” anma gecesinde yerle yeksan olacaktı. Kimseye göstermeden sessiz sessiz ağlayacaktım. İçimde derin bir soruyla: “Ülkesini bunca seven insanlar, neden bunca acıyı çekti?”

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ali Murat İrat, Ali Sirmen, Işık Kansu, Kadir Has, Sabahattin Ali, Uğur Mumcu

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler