YSK, Tarih Önünde

Olayların Ardındaki Gerçek
Yayınlanma tarihi: 30 Nisan 2019 Salı, 08:24

[Haber görseli]31 Mart seçimlerinin üzerinden bir ay geçti ama, seçimler Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından sonuçlandırılamıyor.

AKP ısrarla itirazlarına devam ediyor. “Seçimlerde şaibe var” algısını yaratmak için uğraşıyor. “Seçimler yeniden mi yapılacak?” Bu soru bugünlerde en çok sorulan sorudur.

1946 yılında çok partili sisteme geçtik. O günden bugüne, 73 yıllık bir süre içinde 20 genel, 15 yerel seçim yapıldı. Hiçbir zaman böylesi uzun bir belirsizlik yaşanmadı. Seçimlerin itiraz süreçleri 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Bu yasa, seçimlerin temel ilkelerini ve yapılacak itirazları kurallara bağlamıştır.

Örneğin, seçmen listeleri, seçimlerden önce askıya çıkar, belirli sürelerde de itirazları yapılır. Süreler dolunca da seçmen listeleri kesinleşir. Artık bunlar üzerinde herhangi bir itiraz yapılamaz, yapılırsa seçim kurulları tarafından reddedilir.

Seçimler bitti, AKP’nin itirazları bir türlü bitmek bilmiyor. Bu itirazlar aslında, yukarıda sözü edilen 248 sayılı yasaya göre geçmiş ve kesinleşmiş işlemlerle ilgilidir. YSK, AKP’nin bu biçimdeki itirazlarını reddetmiyor. İncelenmesi için seçim kurullarına gönderiyor. Bunu yaparken, kendisinin daha önce aldığı ilke kararlarına aykırı kararlar da veriyor. AKP, sandık kurulu başkanı ile parti temsilcileri dışındaki bir üyenin, kamu görevlileri arasından seçilmesi hükmüne dayanarak, 19 bin sandık başkanı ve üyesinin kamu görevlisi olmayan kişilerden atandığı iddiasını en önemli itiraz olarak ileri sürmektedir.

Bu konu partilerin değil tamamen kaymakamların ve ilçe seçim kurullarının sorumluluğundadır ve kesin olarak bir seçim öncesi işlemidir.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’nın “Sandık Kurulu Üyelikleri” başlığını taşıyan 23. maddesi, sandık kurullarındaki memur üyeliklerinin doldurulamaması durumunda, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, görev verilmesinde sakınca olmayan kimselerden seçilmesini öngörmektedir.

Ama AKP, 298 sayılı yasanın bu kuralını görmezden gelerek iddiasını sürdürmektedir.

Geçen hafta, İYİ Parti, Bursa Mustafakemalpaşa ilçesi seçimlerinde sandık kurullarıyla ilgili bir itirazda bulundu, YSK, “Sandık kurulları 2 Mart 2019’da kesinleşti, itiraz edilemez” diyerek bu itirazı reddetti ve doğru bir karar verdi.

Ancak YSK, AKP’nin ileri sürdüğü seçim kurullarının oluşumu gerekçesiyle İstanbul’daki seçimleri iptal ederse, geçen hafta İYİ Parti’nin itirazı ile ilgili verdiği kararla çelişkiye düşecektir. Hem yasanın 23. maddesine aykırı bir karar vermiş olacak hem de hiçbir kusuru olmadığı halde, vatandaşın oy hakkını ve seçim iradesini silip atmış olacaktır.

Bir başka nokta, YSK’nin Referandum’da aldığı karardır. Referandum sürerken AKP, pusulalarda zarfların mühürlenmediğini belirterek, seçmen iradesinin tam yansıtılması için bu pusulaların hepsinin geçerli sayılmasını istemişti. YSK de AKP’nin bu istemini “seçmen iradesinin kaybolmaması ve geçerli sayılması” gerekçesiyle kabul etmişti.

Bu durumu, AKP’nin sandık kurulu oluşumu ile ilgili itirazına uyarlarsak, seçmenin hiçbir kusuru yokken sırf sandık kurulu başkanı ya da üyesi gerekçe yapılıp seçimler iptal edilirse, YSK hem kendi kararını çiğnemiş olacak hem de seçmenin iradesini yok saymış olacaktır.

Daha da çarpıcı bir başka konu seçim zarfları ile ilgilidir. Seçimde 4 çeşit (Muhtarlık, İlçe Belediye Başkanlığı, İlçe Belediye Meclisi ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı) oy pusulası kullanılmış ve bu oy pusulaları aynı zarfa konulmuştu.

Eğer, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi iptal edilirse, bu durumda, aynı zarfa konularak yapılan diğer seçimlerin de iptal edilmesi gerekecektir. Tam bir karmaşa ortamı doğacaktır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptal edilmesi, seçimin dürüstlük, eşitlik, ahlak ve hukuk ilkelerine aykırı olacaktır.

YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmesi, tarih boyunca tartışılacak bir konu haline gelecektir. Böylesi bir karar, hukuk ve siyasal bilgiler fakültelerinde hukuka aykırılık örneği olarak ders kitaplarına girecektir ve yıllarca okutulacaktır.

Böylesi bir karar tüm Batı dünyasında, objektif ve pozitif hukuktan ayrılma olarak nitelendirilecektir. Bu nedenle, YSK’nin yargıçları bu tarihi karara imza atarken vicdanlarının sesini dinlemeli, baskılara boyun eğmemeli ve objektif hukuk kurallarından ayrılmamalıdır.

Geçen hafta, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın söylediği gibi “Hâkim, hiçbir şart ve ahvalde, vicdanını başkasına emanet etmemelidir”.

A+ A-