Çok değerli ve meşru bir unvan

Mustafa Kemal, 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldi. Amasya’da milli direnişin askeri temelini atmıştı, şimdi Erzurum’da ve Sivas’ta bu temelin siyasi karşılığını yaratacaktı.
Yayınlanma tarihi: 23 Temmuz 2019 Salı, 12:53

[Haber görseli]
Paşalık yetki ve unvanından ayrıldığı için, işi daha güç ve tehlikeli bir duruma gelmişti. Türk toplumu, meşru yetkiye önem veren, özellikle orduyu yöneten paşalara saygı duyan bir geleneğe sahipti. Emekli olan yönetici, çok yetenekli bile olsa, belki saygınlığını korur ancak yaptırım gücünü koruyamazdı. “Hizmet” dışı kalan her unsur, etkisini kısa süre içinde yitirirdi.
Yetkisizliğin yol açacağı her türlü olumsuzluğa hazırlıklıydı. “Bir kenarda sıkıştırılacak olursa, ölene dek çarpışacak ve asla sağ ele geçmeyecekti”. Her şeyi göze almıştı. Halkın desteğini örgütlü bir güce ulaştıracak ve sonuna dek gidecekti.

3 yıl dişimizi sıkarsak...
Erzurum’da ilk toplantıyı, 10 Temmuz 1919’da Erzurum ve Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuk Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeleriyle yaptı ve görüşlerini kapsamlı bir biçimde açıkladı. Açıklamaları, durumu belirlemekle kalmıyor, gelecekteki gelişmeleri büyük bir isabetle önceden görüyordu.
Masaya serdiği haritada elini Avrupa üzerine koyarak ve karşısındakiler sanki “Erzurumlu beş dernek yöneticisi değil de, yeni ordunun kurmaylarıymış gibi” büyük bir ciddiyetle askeri-siyasi görüşlerini anlattı. “Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılabileceğini, ancak Türk milletinin ölmeyeceğini” söyledi. Avrupa devletlerinin güçlü ve güçsüz yanlarını ele aldı. Batı’daki savaş yorgunluğunun milli mücadele için uygun koşullar yarattığını, İngiliz ve Fransız ordularının savaşacak durumda olmadığını söyledi. “Üç yıl dişimizi sıkarsak, düşmanı yurdumuzdan atarız” dedi.
Dört saat süren konuşmasında, değişik sorulara inandırıcı yanıtlar verdi ve bu toplantıyı, “görüyorsunuz ki; bu koşullar altında karşımızda yalnız Yunan kuvvetleri kalacaktır. Eğer, Türk milletini tek bir direniş cephesinde birleştirebilir ve ordumuzu kısa zamanda düzenleyip güçlendirirsek, çok sürmeden Yunanlıları denize döker, ülkeyi işgalden kurtararak bağımsızlığımıza kavuştururuz” diyerek bitirdi.
***
Kongre henüz başlamadan Kurtuluş Savaşı’nın dayanacağı stratejiyi belirlemişti. Bu belirlemeyi, Erzurum’da başlayarak Yunan ordusunun denize döküldüğü 9 Eylül 1922’ye dek adım adım uyguladı. Erzurum Kongresi’ni, 23 Temmuz 1919 günü görüşleri içeren güçlü bir söylevle açtı.
Kongre, beş ilden gelen 54 delege ile toplandı. Delegelerin 17’si çiftçi ve tüccar, 5’i emekli subay, 4’üemekli memur, 5’i öğretmen, 4’ü gazeteci, 5’i hukukçu, 4’ü mühendis, biri doktor, 6’sı din adamıydı.

Yorucu ama verimli

Kongre çalışmaları uzun, yorucu, tartışmalı ama beklenenin de ötesinde verimli oldu. Birbirinden değişik düşüncede ve anlayışta olan farklı kültür ve dünya görüşüne sahip insanlar bir araya gelmiş, ortak kararlara ulaşmaya çalışmışlardı. Düşünsel ayrılıklar, çoğu kez uzlaşmaz karşıtlıklar içeriyordu. Örneğin, Trabzon, Sürmene, Giresun ve Tirebolu’dan gelen delegeler Prens Sebahattinci’ydiler. Kongreye verdikleri 22 maddelik raporda, “Türk ırkının yaratılış olarak en kolay kabul edeceği uygarlık Anglo-Sakson uygarlığıdır. Doğu Anadolu’da, bu uygarlığı temsil eden milletlerin yol göstericiliği kabul edilmelidir” diyorlardı.
Erzurum Kongresi, bölgesel niteliğine karşın ulusal bağımsızlığı ve halkın birliğini amaç edinerek, mücadele ilkelerini belirleyen önemli kararlar aldı. Siyasi, idari ve hukuki saptamalarda bulundu. Müdafaa-i Hukuk örgütlerini, Sivas’ta yapılacak ulusal kongrede bir merkezde toplamak ve ülke geneline yaymak için gerekli olan düşünsel ve örgütsel temeli oluşturdu. İki kongre arasında yetkili olacak bir Temsil Heyeti seçti. “Milletin birliğini tüm dünyaya gösteren” bir eylem yarattı.
Mustafa Kemal, Erzurum’u Anadolu’da kurulacak bir hükümetin ilk adımı olarak görüyordu. Bu görüşü, “milletin güveneceği bir hükümet yaratmak için, önce o hükümetin dayanacağı bir kuvvet yaratmak gerekir. Bu da Doğu İlleri Kongresi’nin ve ondan sonra Sivas Genel Kongresi’nin toplanmasıyla olacaktır” diyerek dile getirdi.
Erzurum’daki çalışmaların bir başka önemli sonucu, temeli Amasya’da atılan, “Anadolu’da yeni bir hükümet kurma düşüncesinin” kesin bir karara dönüştürülmesidir. Mustafa Kemal, bu kararı kongreyi açış konuşmasında, “geleceğine egemen bir milli iradenin, müdahaleden korunmuş olarak ortaya çıkışı, ancak Anadolu’dan beklenmektedir” diyerek dile getirmişti.
Erzurum’da, devrimin iki temel ilkesi ortaya çıktı. Milli Mücadele, iktidar gücünü birkaç kişinin elinde toplayan tepeden inmeci ve salt askeri bir hareket olmayacaktı. Mücadeleye halk iradesi egemen kılınacak ve ulusun içinden çıkan bir çoğunluk yönetimi oluşturulacaktı. Erzurum’dan bütün Anadolu’ya durmadan gönderilen ileti buydu.

Ödün yok...
Kongrede, Misakı Milli anlayışı bir bildiri haline getirildi ve yabancı temsilcilikler de içinde olmak üzere ülkenin tümüne gönderildi. Doğrudan kendisinin kaleme aldığı Misakı Milli Bildirisi’nde, Türk unsurunun çoğunlukta olduğu İmparatorluk topraklarının sonuna dek savunulacağı ve bu sınırlardan hiçbir koşulda ödün verilmeyeceği açıklanıyordu.
Erzurum Kongresi’nin Milli Mücadele’ye yaptığı bir başka önemli katkı, direniş örgütlerinin bağlı kalacağı bir tüzüğün ve bu tüzükte somutlaşan mücadele anlayışının bir bildiri halinde belirlenmesiydi. Bildiride şu görüşler yer alıyordu: “Ulusal sınırlar içinde bulunan vatan bir bütündür; birbirinden ayrılamaz... Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, ulus birleşerek direnecek ve kendini savunacaktır... Kuvayi Milliye’yi etkin ve ulusal iradeyi egemen kılmak, temel ilkedir... Hıristiyan azınlıklara siyasi üstünlük ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez... Manda ve himaye kabul olunamaz... Ulusal meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır”.
Erzurum Kongresi, on dört gün süren yoğun çalışmalardan sonra, 7 Ağustos 1919’da 10 maddelik bir bildiri kabul edilerek son buldu. Son gün, içinde Mustafa Kemal’in de bulunduğu dokuz kişilik bir Temsil Kurulu (Heyeti Temsiliye) seçildi. Kongrede kabul edilen tüzüğe uygun biçimde seçilen kurul, Cemiyetler Kanunu’na bağlı olarak 24 Ağustos’ta Erzurum Valiliği’ne bildirildi. Kurul üyeleri, hiçbir zaman bir araya gelmedi ama bu girişim Heyeti Temsiliye Başkanı olarak Mustafa Kemal’e çok değerli meşru bir unvan kazandırdı.

A+ A-