Şiddet alıp başını giderken... ‘Sükut altın' zamanı değil

Farkında mısınız.... Sadece geçen ay bu ülkede 49 kadın katledildi... Bu yılın ilk 8 ayının kanlı bilançosu 300 kadın cinayetine dayandı. Farkında mısınız... Bu yıl da ülke genelinde yüzlerce çocuk cinsel saldırı ve tacize uğradı... Son raporlardan biri Şanlıurfa’dan. Baronun açıklamasına göre bu yılın ilk altı ayında 378 çocuk cinsel istismarın hedefi oldu.
Yayınlanma tarihi: 13 Eylül 2019 Cuma, 01:55

“Yüreğim kaldırmıyor” diye lütfen okumaktan vazgeçmeyin! Kafamızı çevirip yokmuş gibi yaşama devam etmenin bizi bu korku tünelinden çıkışa götürmediği aşikâr... Türkiye’yi baştan sona sarsar(mış) görünen, son cinayetlerden biri 19 yaşındaki Merve Kotan, üç gün sonra ise Emine Bulut’unki... Kadınlar, Bulut’un eski eşi tarafından katledilmesinin ardından bir kez daha meydanları doldurdu, sivil toplum örgütlerinden, muhalefet iktidar cephesinden siyasilere, toplumun birçok katmanından sert tepkiler yükseldi... Peki, bu son vahşet haberi olur mu? Ne yazık ki olmadığını biliyoruz...

“Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik nasıl olmalı, kadına yönelik şiddete karşı mücalede için ne yapmamız gerekiyor” sorusu Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ile Küresel Kadın Liderliği Merkezi’nin (CWGL) düzenlediği panelde masaya yatırıldı. Toplantının adresi, Suriye kriziyle birlikte çoğu kadın, çocuk yüz binlerce sığınmacıya barınak olan ülkelerden Ürdün’ün başkenti Amman... Başlık biz gazetecilerin cinsiyete dayalı şiddet haberlerini, siz okuyuculara iletme süreçlerinde karşılaştığı zorluklardan, haberde kullandığı dilden sosyal medyada “tıklanma” adına düşülmemesi gerek yanlışlara, etik gazetecilik ilkelerinin önemine uzanan geniş bir alan üzerine.

Şiddetin ayakları
Panelde ele alınan kilit maddeler arasında IŞİD şiddetinin hedefi olan özellikle Suriyeli, Iraklı sığınmacı kadın ve çocuklara yönelik haberlerde nelere dikkat edilmesi gerektiğinin yanı sıra cinsiyete dayalı şiddete karşı toplumsal farkındalığın nasıl oluşturulabileceği de yer alıyor... Toplantıda yapılan konuşmalarda kadına yönelik şiddetle, ayrımcılıkla mücadelede toplumun her katmanının elini taşın altına koyması gerektiği yineleniyor. Bunun parçaları arasında aileden okula uzanan cinsiyet eşitliğine odaklı eğitime, yasaların hazırlanmasından uygulanmasına, kadınların işgücüne katılıp emeğinin karşılığını ayrımcılığa uğramadan almasına, evlenip evlenmeme, kaç çocuk yapıp yapmayacağına yönelik siyasi, toplumsal baskılara dur demek de var. Şiddetin sadece fiziksel değil, duygusal ve ekonomik ayaklarının olduğuna da dikkat çekiliyor.

Sessizlik yalan olabilir

Katılımcılardan, Küresel Kadın Liderliği Merkezi yöneticilerinden, insan hakları aktivisti Krishanti Dharmaraj’ın sarf ettiği şu ifadeler vurucu: “Kadınlara çocukluklarından itibaren ‘sükût altındır’ diye yönlendirme yapılır. Bazen bu düşünce doğrudur. Ama bazen sessizlik yalan olabilir. Şiddet olarak kullanılabilir... Kadınlar olarak sessiz kalmama hakkımız var!”.

Dharmaraj’la, toplantı sonrasında yaptımız sohbette bu sözlerini biraz daha açmasını istiyorum. Dharmaraj kadın, kız çocuklarının kültürel, geleneksel yapılarda baskılanarak yaşadıkları haksızlıkları yüksek sesle dile getirmelerinin engellendiğine değiniyor. “Yapmamız gereken, bu suskunluğu açığa çıkarmak, kadınları seslerinin yükselmesi için cesaretlendirmek” diyor.
Şiddetle mücadele çerçevesinde yasalar çıkarılıp, uluslararası anlaşmalara imza atılsa bile bunun sahada, uygulamada işlerliğinin olmaması halinde mücadeleden bahsedilemeyeceğini vurguluyor. “Siyasi istekliliğin olması yasaların yapılması kadar uygulama için de kilit önemde” derken bu durumda da sivil toplum örgütlerinin önemine değiniyor. Dharmaraj, toplumsal barışın bir yatırım olarak görülmesi gerektiği görüşünü aktarıyor.
Eğitime karşın iş hayatında olamamak

Panelin moderatörü Ürdün’ün eski turizm bakanı, gazeteci, iletişim uzmanı Suzanne Afanah ile sohbetimizde, ülkede kadın haklarına ilişkin durumu soruyorum. Bölge genelinde kadınların toplumsal alanda öne çıkmalarında zorlukların sürdüğüne dikkat çekiyor. Cinsiyete dayalı ayrımcılık, eşitsizliğe işaret ediyor. Ürdün’ün bu konuda şanslı olduğu görüşünde. Kadın hakları, gençlerin eğitimi konusunda ilerlemeler sağlandığını, Kral Abdullah ve Kraliçe Rania’nın bu çerçevede reformcu girişimlerinin olduğunu aktarıyor. Ülkede siyasette kadınların de yer aldığını belirtiyor, kota olduğuna değiniyor. Ancak sosyal-kültürel açıdan, muhafazakâr yapının toplumda yaygın olduğunu, kadın hakları açısından bu konuda mücadelenin sürdüğünü kaydeden Afanah, işgücünde kadınların kendilerine yeterli yer bulamadıklarına da dikkat çekiyor. Afanah, üniversiteye giden kızların oranının yüzde 70 civarında olmasına karşın, işgücü içinde ülkede sadece yüzde 14’ünün yer aldığına vurgu yapıyor.

Etik habercilik...
Toplantıda, toplumsal cinsiyet odaklı erkek şiddetini haberleştirirken nelere dikkat edilmesi gerektiği masaya yatırılan maddelerden. Bu çerçevede şiddetin, cinsel saldırının hedefi olan kadınlar, kız çocuklarıyla görüşmede onların yaşadıkları ağır travmanın göz önünde bulundurulması gerektiği, empatinin önemi, görüşme sırasında bir uzmandan yardım alınabileceğine değiniliyor. Mağdurların kimliklerini gizleme isteğine mutlaka uyulması gerektiği de vurgulanıyor. Şiddete hedef olan kadına atıfla “gece şu saatte dışarıda olduğu ya da arkadaşları ile eğlenmek için dışarıya çıktığı sırada” gibi ifadelerin, “ne giydiğine ilişkin tanımlamaların” yer aldığına işaret edilerek bunun saldırıyı gerekçelendirirmiş gibi son derece yanlış bir algı oluşturmaya yol açtığına da dikkat çekiliyor. Kadınlara, çocuklara yönelik sosyal medya üzerinden zorbalık konusunda mücadelenin önemine değiniliyor.
Panelde dile getirdiğim önerimi sizlerle de paylaşayım. Kadın ve kız çocuklarına karşı işlenen suç, şiddet olaylarına ilişkin haberlerde “çocuk gelin”, “namus cinayeti” gibi tanımlamalara artık tüm platformlarda, günlük konuşma dilinde son verilsin. Cinayete cinayet, cinsel saldırıya cinsel saldırı demek gerekir.

A+ A-