Geride kalanlar anlatıyor: 'Şule Çet ismi insanlara cesaret verdi’

“Ölen bir şekilde ölüyor, yapan hapse giriyor ama çocuklar nasıl bir hayat sürdürüyor? Ben daha çok bunu merak ediyorum. Bence en kötüsü bu. Hayat bir şekilde devam ediyor ama geride kalan için korkunç bir hayat devam ediyor.”
Yayınlanma tarihi: 14 Eylül 2019 Cumartesi, 02:08

[Haber görseli]

Kadın cinayetlerinde katledilen kadınlar arkalarında, onların ve diğer tüm kadınların mücadelesini sırtlanan yakınlarını bırakmış. Öldürülen yakınlarının geri gelmeyeceğini bilerek çıktıkları bu yolda adaleti arıyorlar.

Bir de hepsinin istediği bir şey var: Bizim canımız yandı, başkalarının yanmasın.

Yazı dizimizin ikinci gününde Şule Çet, Ecem Balcı ve Selda Karaçelik’in yakınlarıyla yürüttükleri mücadeleyi konuştuk.

Gazi Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi Tekstil Tasarımı 2. sınıf öğrencisi Şule Çet, 28 Mayıs 2018’i 29 Mayıs’a bağlayan gece Ankara’daki bir plazanın 20’nci katından aşağı atılarak öldürüldü. 23 yaşındaki Çet’in ölümü ilk başta basit bir intihar olayı gibi yansıtılmaya çalışıldıysa da kamuoyunun baskısının etkisiyle davanın seyri değişti. Şule Çet’in ölümüne ilişkin “kasten öldürme”, “nitelikli cinsel istismar” ve “hürriyeti tahdit” suçlarından haklarında dava açılan Çağatay Aksu ve Berk Akand müebbet ve 39’ar yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

Davanın bu noktaya gelmesinde Şule’nin arkadaşlarının payı büyük. Sosyal medya üzerinden etkili bir mücadele yürüten arkadaşları “Hem Şule’nin adını yaşatalım, hem de sesini duyurmak isteyen insanların sesini duyuralım” diyerek yola çıktıklarını anlatıyorlar.

[Haber görseli]

‘Savcı dosyayı kapatacaktı’
Arkadaşlarının anlatımıyla Şule için adalet mücadelesi şöyle başladı: “Biz arkadaşları olarak haberi aldığımızda bir süre etkisinden çıkamadık. Şule sürekli gülen, güldüren, hayallerinden bahseden, umut dolu birisiydi. Bu olay basına intihar olarak yansıdı ilk başta. Basında kadın cinayetlerine ilişkin kötü bir algı var tık alabilmek için. Çok iyi hatırlıyorum bir gazete manşetten şöyle verdi haberi: İki erkekle lüks plazaya girdi.

Olay basına intiharmış gibi yansıyınca savcı da intihar olarak kapatmak istemişti dosyayı. Biz sosyal medyada ‘ne yapabiliriz?’ diyerek başladık. ‘Bir hesap açalım bütün dünyaya duyuralım’ gibi bir amacımız yoktu. Açtıktan sonra paylaşımlarımız belki 1 milyondan fazla insana ulaşmıştır. Öyle olunca insanlar davayı takip etmeye başladı. Sosyal medyada kamuoyu baskısı arttıkça bir şeyler olmaya başladı. Kadın Meclisleri’nin, kadın örgütlerinin verdiği destek davanın duyulmasını daha üste taşıdı.”

‘İntihar denilecekti’
Soruşturma sürecini de hatırlatan arkadaşları uğraşlarını şöyle anlatıyorlar: “Zanlılar o süreçte gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı. Savcı görevden alındı daha sonra. Sosyal medyada tutuklanmaları yönünde bir baskı oluşturduk. Şule, sosyal medyada duyulmamış olsaydı, şu an Türkiye Şule Çet isminde birini bilmiyordu. Öldürüldüğü bilinmeyecekti ve zihinlerde intihar etmiş bir kadın olarak kalacaktı. Çünkü karşı taraf çok güçlü, siz çok güçsüzsünüz, bir para denklemi var.”

“İnsan mücadele ederek bir yerlere gelir, kendine öfke kusmanın, saldırmanın hiç gereği yok” diyor Şule’nin arkadaşları ve ekliyorlar: “Biz bu aşamaya sadece sosyal medya üzerinden değil, insanlara tek tek ulaşarak, gerektiğinde e-postalar göndererek, konuyla ilgili bilgilendirici metinler hazırlayarak geldik.”

‘Patlama noktası oldu’
Şule’nin arkadaşları artık yalnızca onun değil, birçok kişinin de adalet mücadelesine destek veriyor. Hatta yalnızca duyurmakla kalmayıp destek sunduklarından da şöyle bahsediyorlar: “Biz şu açıdan en azından mutluyuz; biz bir platform değiliz, sadece adalet için paylaşımlar yapan bir sayfaydık. Sonrasında bize kadın cinayetleri ve cinsel istismar konularında birçok ihbar gelmeye başladı. Biz sadece duyurmakla kalmıyoruz. Psikolog, avukat gibi yardımlarda da bulunmaya çalışıyoruz. Şule Çet ismi insanlara cesaret verdi. Niye verdi derseniz: 3 duruşmada Şule ve kadın bedeni üzerinden kullanılan ifadeler insanların damarına dokundu. Çünkü artık insanlar için bir patlama noktası oldu bu konu. Duruşmalarda bekâretten girdiler, babasının yüzüne bakarak ‘kızını sahip çıksaydın’ dediler...”

‘İsmiyle yaşasın’
“Biz şöyle adlandırıyoruz: Şule Çet kadınların adalet yüzü. Biz başka insanların da sesini duyurmaya çalışıyoruz. Şule Çet artık hayatta değil ama ismiyle yaşıyor. Hem Şule’nin adını yaşatalım, hem de sesini duyurmak isteyen insanların sesini duyuralım dedik. Öyle de devam ediyoruz. Bizim yaşadıklarımızı başkası yaşamasın istiyoruz. Çünkü hiç kolay şeyler yaşamadık. Bunu bizim yapıyor olmamız çok acı verici aslında çünkü sosyal medya insanların son çıkışı haline geldi.”

[Haber görseli]

Ecem Balcı: Kanseri yendi, cinayete kurban gitti

Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde yaşayan 17 yaşındaki Ecem Balcı, 16 yaşında yakalandığı göğüs kanseri hastalığını yenmeyi başardı ancak aradan geçen bir yılın ardından cinayete kurban gitti. Ecem Balcı, 5 Ocak 2018 günü ortadan kayboldu. Kızının kaybolmasının ardından anne Esra Ercömert, 14 Ocak günü Kandıra Kaltalkayası mevkiinde kayalıklardan denize atlayarak yaşamına son verdi. Ecem Balcı’nın kaybolmasından sonra “Tarihi eser kaçakçılığı” suçundan tutuklanarak, cezaevine konulduğu tespit edilen Süleyman Kara, Ecem’i öldürdüğünü itiraf ederek, cesedi gömdüğü yeri gösterdi.

“Kızım kansere yakalandı ve bir göğsünün tamamı alındı. Onun psikolojik yıkımı vardı üzerinde ama zamanla pozitif düşünmeye başlamıştı. Beşiktaş hayranıydı, maçlara giderdi. Ecem, arkadaş çevresinde çok sevilen, gülen bir çocuktu. Ben onunla arkadaş gibiydim” sözleriyle kızını tarif eden baba Gökhan Balcı, Ecem’in öldürüldüğü günü şöyle anlatıyor:
“Annesinin erkek arkadaşı Süleyman Kara, kızım Ecem’i olayın yaşandığı gün ‘defineyi bulduk, çıkan tacı sana vereceğim’ diyerek çağırmış. Çocuk işte inanmış ve gitmiş. Hatta anneannesi apar topar evden çıktığını anlatıyor. Çantasını, cüzdanını dahi almamış. Telefonunun sinyali evden çıktıktan bir süre sonra kesiliyor. Katilin her şeyi başından beri planladığın düşünüyorum. Gölcük’e 18 km. uzaklıkta ormanlık bir alana çukur açarak çocuğumu oraya gömüyor.”
Balcı, soruşturma sürecinde polislerin yeterince kendilerini ciddiye almadığını, Ecem’in annesinin intihar etmesinin ardından soruşturmanın ciddiye alınmaya başlandığını belirtiyor.

‘Peşini bırakmam’
Katil tarafından Ecem’in telefonundan annesine “Ben İzmir’e gidiyorum. Kafama estiği zaman gelirim” mesaj atıldığını ve polislerin de o mesaja inandığını söyleyen Balcı, “Hatta adliyede bir polis bana ‘abi görmüyor musun zengin birisine kaçmış işte’ dedi. Çocuğumu ben tanıyorum bu mesajı atmış olamaz” diyor. Balcı, kızının annesiyle Süleyman Kara’nın ilişkisini onaylamadığını düşündüğü için öldürüldüğüne inanıyor.

Adli Tıp Raporu’nu henüz mahkemeye ulaşmadığını belirten Gökhan Balcı,“18 ay geçti biz hâlâ otopsi raporunu bekliyoruz. Adli Tıp Raporu hâlâ daha çıkmadı. Katilin ağırlaştırılmış müebbet almasını istiyorum. Ben bu işin peşini nasıl bırakayım? Sonuna kadar gideceğim” diyor.

Ecem’in davasının bir sonraki duruşması, 3 Ekim’de Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

[Haber görseli]

Ayrılmak istememesini tehdit olarak göremedik

34 yaşındaki jimnastik antrenörü Selda Karaçelik, boşanmaya çalıştığı ve 4 yıldır ayrı yaşadığı Ali Çelik tarafından 13 Kasım 2017’de başından vurularak öldürüldü. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Çelik, şu anda cezaevinde.

Kardeşinin 4 yıldır boşanmaya çalıştığını ancak katili Çelik’in direndiğini anlatan Sevgi Özçelik, “Sadece çocuğunu çok nadiren görmeye geldiğinde görüşürlerdi. Yılda 3 ya da 4 kere. Kardeşimi öldürdüğü gün de o günlerden biriydi” diyerek anlatmaya başlıyor: “Ailece bizim için çok büyük bir yıkım oldu. Biz akıl edemedik kardeşimizin başına böyle bir şey geleceğini. Aslında ayrılmak istememesi bile bugün baktığımız zaman bir tehdit olarak duruyor. Zaman içerisinde insanın algısı daha çok açılıyor, bizim o gün tehdit olarak görmediğimiz şeylerin bugün aslında sinyallerini verdiğini görüyoruz.”

İndirimin yolu ‘namus’
Kardeşini öldüren Çelik’in mahkemede “namus cinayeti” savunması yaptığına da değinen Özçelik, “Böyle bir şeyin olmadığı mahkeme sürecinde ortaya çıktı. Türkiye’deki yargılama sistemine baktığımızda indirim almanın en kolay yolu iftira atmak, ‘namus’ demek. Mahkemede akıl almaz savunmalar yaptı. Kardeşimin, kendisinin yılda birkaç kez görmeye geldiği çocuğuna bakmadığını öne sürdü. Diğer kadın cinayetlerine baktığımızda, bu iftiralarla bir şekilde indirim almaya çalışanlar olduğunu ve çok haksızlığa uğrayanlar olduğunu da görüyoruz. Biz şanslıydık. Kadın cinayetleri konusunda bireysel düşünülmemeli. Toplum olarak herkesin sorunu” diyor.

‘Yeğenim utanıyor’
“İnsanların indirim alabilecekleri, af çıkabileceğini düşünüp çocuklarının gözleri önünde annelerini öldürebiliyor” diyen Özçelik bu süreçte en çok geride kalan çocukları düşündüğünü belirterek kendi yeğeninin yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Kardeşimin o zaman 9 yaşında olan kızı şimdi 11 yaşına girdi. Yeğenim 2 yıldır travma tedavisi için psikoloğa gidiyor. Bu süreçte en çok baş edemediği şey bunu yapanın babası oluşuydu. Psikoloğa şu cümleyi kurmuş; ‘Annemin öldüğünü söylemekten ziyade bunu yapanın babam olduğunu söylemek bana daha korkunç geliyor.’ Bundan çok büyük utanç duyuyor. Annesinin öldüğünü hiç kabul edemiyor, yeni arkadaşlık kurmak konusunda zorluk çekiyor. Annesinin mezarına dahi gitmek istemiyor olayı kabul etmek istemediği için. Çocuğun gözünün önünde olması elbette korkunç bir şey ama görse de görmese de ömrü boyunca taşıyacağı çok büyük bir yara.”

‘Geride kalan için korkunç’
Özçelik, “geride kalanlar” için ise şunları ifade ediyor:

“Ölen bir şekilde ölüyor, yapan hapse giriyor ama çocuklar nasıl bir hayat sürdürüyor? Ben daha çok bunu merak ediyorum. Bence en kötüsü bu. Hayat bir şekilde devam ediyor ama geride kalan için korkunç bir hayat devam ediyor.”

A+ A-