Asıl hikaye aşkta sınıf farkı

Selen Uçer'le En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldığı Aşk, Büyü, Vs filmi üzerine keyifli bir sohbet... Uçer, filmin Yeşilçam melodramlarının 2019 versiyonu olduğunu söylüyor. Ümit Ünal'ın yönettiği film henüz gösterime girmedi ama iki kadının aşkını anlatan hikaye şimdiden herkesin dilinde. Uçer ile hem filmi, hem yeni oyununu, hem de Yeşilçam'ı konuştuk.

Emrah Kolukısa-Cumhuriyet Pazar
14 Kasım 2019 Perşembe, 16:22

Selen Uçer hayatının tam da bu anında aldığı En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle bir anlamda yeni bir eşikten geçiyor şimdi. Hem son dönemde yaşadığı kimi zorlukları geride bırakıyor belki hem de Altın Portakallı bir oyuncu olarak kariyerinin yeni bir evresine adım atıyor. Elbette zaman gösterecek her şeyi ama gün onun günü, ödül onun ödülü. Bakmayın aşağıdaki fotoğrafta ödülü onun elinden kapmaya çalışmama, Selen Uçer sonuna kadar hak ettiği Altın Portakal'ıyla anılacak artık, gerisi laf-ı güzaf. Benim de minik bir rol üstlendiğim "Aşk, Büyü, Vs" adlı Ümit Ünal filminde yıllar önce ayrı düştüğü sevgilisiyle yeniden yolları kesişen bir kadını oynuyor. Sevgilisini Ece Dizdar'ın oynadığı film geçen hafta sona eren 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde toplam üç ödül aldı. Gecenin en etkileyici konuşmalarından birini yapan (aşağıda bir bölümünü bulabilirsiniz) Selen Uçer ile sohbetimize aldığı ödülle başladık.

"Yeşilçam için, bizim mesleğimiz için çok önemli. Miras olarak da, ilk festival, en köklü festival, sembolik olarak en önemli festival… Tabii ki bu ödülü almak çok anlamlı, hele ki Ahmet Mekin gibi bir ikonun elinden almak..."

Fotoğraflar: Vedat Arık

ÖDÜLÜ MEKİN'DEN ALMAK MUTLULUK VERDİ


*Altın Portakal çok önemli bir sinemamız için. Ve sen de geçen hafta Antalya’da Ümit Ünal’ın yönettiği “Aşk, Büyü Vs” adlı fille En iyi Kadın Oyuncu dalında Altın Portakal aldın. Ne ifade ediyor bu ödül senin için?

Daha önce birkaç kez Altın Portakal’a gitmiştim. 2007’de ilk kez başrol oynadığım film yine Ümit Ünal’ın yönettiği “Ara” idi. Ama o yıl hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ön jüriye takıldı film, birtakım talihsizlikler sonucu diyelim, film festivale alınmadı.Tam da hatırlamıyorum, küçüktüm de zaten, ama “Ara”nın alınmayışı bir olay olmuştu o zaman. Sonra da hatta özürler dilenmişti. Ama benim için, genç bir oyuncu olarak, başlangıcım bir reddediliş, bir hayal kırıklığıyla olmuştu. Sonra bir iki kez arkadaşlarımla gittiğimi hatırlıyorum festivale. Sonra “Can” (y: Raşit Çelikezer) ile yarıştık orada.

* Hatırlıyorum “Can”ı, Sundance Film Festivali’ne gitmişti hatta.

Doğru. O zaman da Antalya’da işim beğenilmişti, adaylığım konuşulmuştu… O da yedi sene önceydi. Tabii ki insan zamanla tecrübeleniyor ama o yıl da yine jüri başka kararlar alınca bir tür bir burukluk yaşadım diyebilirim. Sonra da bir daha gitmedim zaten Antalya’ya. Antalya Altın Portakal sonuçta Türk sineması için, Yeşilçam için, bizim mesleğimiz için çok önemli. Miras olarak da, ilk festival, en köklü festival, sembolik olarak en önemli festival… Tabii ki bu ödülü almak çok anlamlı, hele ki Ahmet Mekin gibi bir ikonun elinden almak öyle bir şey oldu ki… “Selvi Boylum Al Yazmalım”, Altın Portakal, Yeşilçam… Yani bunlar çok önemli simgeler. Onun için ödülü Ahmet Mekin’den almak çok heyecan verici ve güzeldi.


SİLERİZ GİDER DEDİM

*Çok da güzel bir konuşma yaptın…

Şöyle düşünmüştüm doğrusu; alsam da almasam da -çünkü almadığım da oldu, girmediğim de oldu, her türlüsü yaşadım neredeyse- benim hayata karşı söylemek istediğim şeyler bunlar, ben bunları hazır edeyim, eğer olursa söyleyecek bir iki şeyim olsun… Çünkü hakikaten 20017’den beri 12 senelik bir birikim var ne de olsa. Çok yakın iki arkadaşıma da söyledim bu düşüncemi. Ban bir de çok kolay sahneye çıkıp irticalen konuşabilen biri değilim, çok sevmem öyle işleri, tanıyanlar bilir. Düzgün bir şey yapmak istedim. Madem bu kadar zaman oldu… Onlara dedim ki, arkadaşlarıma yani, ben bir şey hazırladım, ödülü almazsam da üçümüz arasında kalsın, sileriz gider…

2019 MELODRAMI

*Az önce Yeşilçam dedik… Ümit Ünal sinemaya 80’li yıllarda Yeşilçam’ın bugüne göre çok daha aktif olduğu dönemde girdi. yani o eski Yeşilçam’ı bilen bir senarist ve yönetmen. Keza “Aşk, Büyü, Vs” de Yeşilçam’ın en bildik klişelerinde ‘zengiz kız-fakir oğlan’ (ya da ‘zengin oğlan-fakir kız’) hikayesini çok ilginç bir şekilde kullanıp başka bir şey dönüştürüyor ve ‘zengin kız-fakir kız’ olarak önümüze getiriyor. Oyuncu olarak sen nasıl baktın bu klişeye, nasıl yorumlamayı tercih ettin?

Dediğin gibi Ümit bizden önceki kuşağın en önemli yönetmenleriyle, işte Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, ve tabii ki “Teyzem”in yönetmeni Halit Refiğ ile çalışmış, onların yanında yetişmiş bir sinemacı. O klişeleri çok iyi bilen biri elbette. Bence filmin çok güzel, 2019 versiyonu diyebileceğimiz bir bakış açısı var, senaryoda. Ve de Yeşilçam filmlerinin, o siyah beyaz filmlerin melodramları hep daha büyüktü, biz onlarla büyüdük. Daha büyük oyunculuklar, fazla dramatik durumlar filan, biliyorsun sen de… “Aşk, Büyü Vs” senaryosu ve film bütün o dramaların, ‘evet böyle şeyler yaşanıyor gerçekten de, ama nayır nolamaz şeklinde değil de böyle yaşanıyor’ diyerek, bütün o klişeleri realiteye çekip doğallığıyla oynatarak, Ece ve benim gibi iki oyuncuyu tercih edip bizi de öyle yönlendirerek, aslında o büyük dediğimiz şeylerin herkesin hayatında yaşadığı -hayal kırıklıkları, cevapsız kalmış hikayeler, kendini var edememiş hayat hikayeleri gibi- şeyler var filmde ve o melodramlarda da bunlar var. Melodramı alıp gerçek ve reel bir dille, 2019 versiyonuyla ve minimal sinema dilinde anlattı. Başından beri senaryoya böyle baktım ve kendi tercihiyle bir aşk hikayesi anlatırken sınıfsal farkı -Türkiye için bütün hikayelerde bu sınıfsal durum önemli bir yer teşkil eder- merkeze koydu, ve hikayeyi iki kadına yüklemek istedi. Esas hikaye sınıf farkı olan iki insanın aşkı…

"Aslında o büyük dediğimiz şeylerin herkesin hayatında yaşadığı -hayal kırıklıkları, cevapsız kalmış hikayeler, kendini var edememiş hayat hikayeleri gibi- şeyler var filmde... Melodramı alıp gerçek ve reel bir dille, 2019 versiyonuyla ve minimal sinema dilinde anlattı."

*Dediğin gibi biz ve yaşı bize yakın kuşak o siyah beyaz melodramlarla büyüdük. Sonra 80’li yıllarda farklı bir hikaye anlatım biçimi de geldi ama özellikle televizyonlarda o melodramları hep izledik. Senin bir oyuncu olarak aklında kalanlar, seni etkileyen film ya da oyuncular hangileriydi o yıllardan?


Tabii ki ilk aklıma gelen “Vesikalı Yarim”dir. “Vesikalı Yarim” Türk sineması için bir dönüm noktasıdır ve bütün melodramlar içinde de çok daha gerçek, sosyolojik olarak da, sonundaki lafı düşünürsek, analizi kuvvetli bir filmdir. Lütfi Akad işte… Tabii ki “Selvi Boylu Al Yazmalım” var sonra. Bir başka dönüm noktası da “Teyzem”dir benim için. TRT 2 yeni açılmıştı ve orada “Teyzem”i izledim ve büyülenmiş bir şekilde ekrana bakıyordum. Eminim benim meslek seçimimde büyük bir etkisi vardır. Sonra New York’ta yaşadığım dönemde “9”u izlemiştim ve geldiğimde tesadüfen Ümit ile tanıştım, onun senaryosunu yazdığı “Anlat İstanbul”da küçük bir rolüm oldu ve benim hikayem de oradan çıktı. Sonra Atıf Yılmaz filmleri, “Ah Belinda” mesela yeri bende çok ayrıdır. “Adı Vasfiye” tabii, ki Ümit de orada senaryo ve rejide çalıştı diye hatırlıyorum. Öncelikle bu filmlerdir benim için unutulmaz olan. Mesela “Sevmek Zamanı” çok daha sonra, erişkin yaşlarımda izlediğim bir film.

ÖDÜLÜ ECE İLE ALDIK

*Filme dönecek olursak, Ece ile (Ece Dizdar) partnerdiniz filmde ve başından sonunda hemen her sahnede birlikte oynadınız. Nasıldı onunla kurduğunuz bağ?

Biz birbirimizi çok tanımıyorduk ama benzer yollardan geçmişiz onu gördük. O da ben de Dot’ta çalıştık farklı oyunlarda, onun da tıpkı benim gibi yurt dışında bir tecrübesi olmuş… Provalar zamanı daha mesafeliydik, fakat sete girdiğimizde o kadar ikimizin de amacı aynıydı ki, çok iyi bir iş çıkarmak istiyorduk, daha da yakınlaştık. Zaten 12 günde çekilen, bizim durmadan oynadığımız bir şeydi, deli gibi çalıştık. İkimiz de işine çok özenen insanlarız. Sette o mesafeler de kalktı ve laf olsun diye söylemiyorum, bu ödül beraber aldığımız bir ödüldür. Filmde bir sürü sahne tek plan çekildi ve iki kişinin konuşması ve sahnesiydi. Yani o olmasa ben olmazdım, ben olmasam o olmazdı… Ama sonrasında da çok anlaştık.

*Çekimlerden sonra da görüştünüz yani…

Tabii… Hatta çok komik, biz bütün gün çalışıp otel odalarımıza çekildiğimizde yine telefondan sürekli Ece ile mesajlaşıp konuşuyorduk. Çok acayip bir durumdu geçekten, o derece yakın hissediyorduk birbirimize kendimizi.

"Tabii ki ilk aklıma gelen “Vesikalı Yarim”dir. “Vesikalı Yarim” Türk sineması için bir dönüm noktasıdır ve bütün melodramlar içinde de çok daha gerçek, sosyolojik olarak da, sonundaki lafı düşünürsek, analizi kuvvetli bir filmdir. Lütfi Akad işte…"

TİYATROYA DA DEVAM


*Bir yandan tiyatroda da izliyoruz seni. Geçen sezon başladığın ve bu sezon devam ettiğin “Güle Güle Diva” adlı tek kişilik oyundan söz edelim biraz.

Biz geçen sezon başladık o oyuna ama çok az oynadı, bu sezon daha sık oynamak niyetindeyiz. Yeni oyun sahneliyormuş gibi bir enerjiyle başladık sezona. Firuze Engiz yazıp yönetti… Zor bir dönemde bir şeyler anlatmak istiyorduk, o yazdı ben doğaçladım, sonra o biraz daha yazdı, ben rolleri çalışmaya başladım… Bir sene ufak ufak buluştuk, hatta bir buçuk sene ve nihayet sahneye çıktık. Aslında 11 kadın karakter var oyunda ama onların arasında biraz anlatıcı gibi de olan Günseli’nin hikayesi aslında ve Günseli tamamen Firuze’nin yarattığı bir karakter. Hem onun hem benim yakın çevremde bazı hastalıklar vardı ve sık sık hastaneye gidip geliyorduk, oyun da biraz bu yüzden hastanede geçiyor. yani bir yanıyla çok kişisel bir oyun, ikimiz için de.


*Nasıl bir kadın?  

Sefaili kasabasında yaşıyor Günseli, sekreterlik yapıyor, evlenmiş, kitap okumaya çok meraklı, ama istediği kadar da okuyamamış, fakat kimseyi, hayatı yargılamayan bir karakter. Aslında çok özel ve bugünümüz için umut veren bir karakter yarattı Firuze. Benim için de en zorlayıcı olanı… Tamam 11 tane kadın var toplam ama esas Günseli’nin hikayesi. Günseli rolüne çalıştım ben esas.


"Daha önce birkaç kez Altın Portakal’a gitmiştim. 2007’de ilk kez başrol oynadığım film yine Ümit Ünal’ın yönettiği “Ara” idi. Ama o yıl hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ön jüriye takıldı film, birtakım talihsizlikler sonucu diyelim, film festivale alınmadı..."

ÖDÜL KONUŞMASI...

"Aşk, Büyü, Vs" bir yola devam hikayesi aslında. Hatta bugün buradaki 56. Antalya Altın Portakal film festivali gibi öze dönüş hikayesi. Hayatın bir şekilde cevapları verdiğinin hikayesi. Bir aşk hikayesi. Hepimizin bildiği bir hikaye aslında . Ama farklı...bize öğretilen kalıplarda değil. Farklı olanın, yeni olanın yadırgandığı, yargılandığı , ötekileştirilip yok edilmeye çalışıldığı  bir dünyada kendilerini var eden iki kişinin hikayesi.  "Aşk, Büyü, Vs" filminin kendisi de bir yola devam hikayesi...Tüm ‘çekilemez’lere ‘olmaz abi o iş’lere, ekonomik ve kültürel tüm zorluklara rağmen,birbirinden çok farklı bir ekibin inancıyla inadıyla omuz omuza vererek gerçekleştirdiği bir film. Özellikle Ece ile benim için! ‘Evden kaçıp artiz mi olucan’, ‘Artiz olup şeyyy mi olucan’ sözlerinin mirasları ile yaşayan ve hatta ‘sen dansöz oynuyorsun, gerçek hayatta da dansss hep sen di mi’ gibi yorumlarla karşılaşabildigimiz bu ülkenin iki kadın oyuncusu olarak cesaretle, işimizi en iyi şekilde yapmaya devam ederek oynadığımız bir film. Ben de bu ödülü yola devam edeceklere itaf etmek istiyorum. Konuşmaktan,kendini ifade etmekten  korkmayan kız çocuklarına ithaf ediyorum. Kız çocukları ile yanyana yürüyen erkek çocuklarına ithaf ediyorum. Ne düşünürse düşünsün, neye inanırsa inansın, ne dil konuşursa konuşsun, kimi severse sevsin birbine saygı duyan, farklılarıyla beraber yaşamayı beceren, çalışan- güvenen -üreten, bu ülkenin eşit şartlarda büyüyecek kız ve erkek çocuklarına ithaf ediyorum.