Ceyda Karan'ın Charlie Hebdo davasındaki savunması

Laiklik ilkesini ve seküler değerleri bizzat Anayasası’nda benimsemiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak; ifade özgürlüğünü hiçbir ‘ama’ya teslim olmadan, meslek onurum ve ahlakım, insan haysiyetim adına, her şart altında sonuna kadar savunmayı bir görev bilirim.

Ceyda Karan
21 Ocak 2016 Perşembe, 16:19

Geçen sene ocak ayında teröristler tarafından vahşice katledilen Charlie Hebdo’daki meslektaşlarımın yazdıklarını ve çizdiklerini; beğeneyim yahut beğenmeyeyim, yaşam haklarına kast edilerek canlarının alınmasını kınamak da insan olarak görevimdir. İfade özgürlüğünün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve onun da ötesinde sınırsız biçimde savunulması gerektiğini düşünürüm. Çağdaş ve namuslu her insanın da böyle düşüneceğini umuyorum.

Charlie Hebdo’nun terörist saldırı sonrası çıkan ilk sayısındaki kapak çizimine de belirttiğim bu sebeplerle, yani meslek onurum ve ahlakım, dayanışmam, insan olarak haysiyetimin ve inandığım değerlerin doğal bir sonucu olarak yer verdim. Temel kıstaslarım olan, bir bireye, bir topluluğa yönelik küfür, hakaret veya teröristlere doğrudan hedef gösterme ve şiddete sevk etmeyi içermeyen her yayın, ifade özgürlüğü kapsamına girer. Tıpkı söz konusu edilen kapak çiziminde olduğu gibi...

Bana isnat edilen ‘halkın bir kesiminin diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerinin aşağılanması’ suçlamaları abesle iştigaldir ve yayınlanan karikatürle yakından uzaktan bir alakası yoktur. 12 Ekim 2015 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da konuşmacı olarak katıldığım Avrupa Basın Konseyleri toplantısında aynı  kürsüyü paylaştığım kişiliklerin beyanları, konu edilen çizimle ilgili ortaya atılan safsataların içyüzünü ortaya serecek niteliktedir.

Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ursula Lunacek’le birlikte katıldığımız panelde yer alan ve Müslüman Kardeşler örgütüne yakınlığıyla tanınan Suriye asıllı “Avusturya Müslüman Girişimi”nin Başkanı Tarafa Baghajati, 100’e yakın gazeteciye hitabında, yargılanmamıza konu edilen bu çizimin hakaret yahut incitme unsuru olmak bir yana, tam aksine, Avrupa ve Batı’da İslamofobi ile mücadelede bayrak yapılması gerektiğini vurgulamıştır.

Baghajati’nin belirttiği üzere köşeme koyduğum çizim nefret ve hakaretten tümüyle azade olmakla kalmıyor, tam aksine şimdiden bir insanlık ve hoşgörü çağrısı olarak tarihte yerini almıştır. Nefret, hakaret içermeyen ve şiddete teşvik etmeyen her düşüncenin ifade edilebilmesi ise bir insanlık görevi onur meselesi olmalıdır.

Şu ironiye bakın ki, Avrupa’da İslamofobi ile mücadele eden Baghajati gibi değerli bir ismin aksine, Katoliklerin Papa’sı bu çizim karşısında kendi peygamberinin “Bana tokat atana öteki yanağımı dönerim” sözünü de unutup din adına yapılan bir katliam karşısında “Anama sövene yumruk atarım” diyerek ahaliyi alenen şiddete teşvik etmişti.

Papa’nın ve Avusturya’da yaşayan Suriye asıllı bir İslam aliminin sözlerindeki bu zıtlık, rövanşist ve intikamcı zihniyetle insanım diyen herkesin mücadele etmesi gerektiğini ortaya koymakta.

Herhangi bir dinin peygamberinin tasvir edilip edilmeyeceği dini bir meseledir. Kutsallıklar bağlamında tartışılır ve sadece o kutsalı seçeni bağlar. Farklı görüşler ortaya konulur. İçinde saldırı, hakaret, cinayet ve şiddete teşvik barındırmayan herhangi bir yazı yahut çizimin yayımlanması meselesi ise düşünce ve ifade özgürlüğünün alanına girer. Hukuk sistemi seküler esaslara dayalı bir ülkede aksi düşünülemez.

Şeriat yasalarına göre değil demokratik hukuk devleti içinde yaşıyorsak eğer, içinde saldırı, hakaret, cinayet veya şiddete teşvik barındırmayan içerikte herhangi bir yazı yahut çizim de bir ceza davasının konusu olamaz. Söz konusu derginin çok daha önceden yayımlamış olduğu ve hakaret olarak algılanabilecek çizimleri yahut yazıları onları basmış olanları bağlar, basmayanları bağlamaz. Konu Cumhuriyet’in yayımladıklarının TÜMÜNÜN içeriklerinin saldırı, hakaret, cinayet ve şiddete teşvik barındırıp barındırmadığıdır.

Hiç kimse aynı görüşte olmak zorunda değil. Ama Türkiye’de sokakta yürüyen sıradan bir insan değil, bu memleketi yöneten, farklı inanç ve toplumsal kesimler karşısında tarafsız konumda olması gereken, insanları etkileme gücüne sahip olan siyasi heyet meseleyi manipüle edip geniş kitleleri şiddete, cinayete, lince teşvik ediyorsa, o zaman herkes tehlike altındadır. Bugün değilse, yarın.

Bilgilerinize...