Cezaevleri yangın yeri

Cezaevlerindeki hak ihlalleri ve baskılar, darbe girişiminin ardından dayanılmaz boyutlara ulaştı. Aile ve avukat görüşünün engellenmesi, görüşlerin kamera ile kayıt altına alınması, gazete ve kitapların yasaklanmasının yanı sıra darp ve özellikle 12 Eylül’dekine benzer sistematik işkence iddiaları da gündeme gelmeye başladı.

07 Ağustos 2016 Pazar, 03:05

7 Haziran seçimleri sonrasında cezaevlerindeki siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik artan fiziksel ve psikolojik şiddet; 15 Temmuz’daki kanlı darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’le birlikte had safhaya ulaştı. Aile ve avukat görüşünün yasaklanması, görüşmelerin kamera kaydı altında gerçekleştirilmesi, gazetelerin yasaklanması, siyasi tutukluların darp edilmesi, Bakırköy Cezaevi’nde kadın mahkumların taleplerinin insanlık onuruna yakışır bir seviyeye getirilmeyince koğuşların ateşe verilmesi, sonuç olarak ise yüksek güvenlikli cezaevlerine sevk edilmeleri son bir kaç haftadır yaşanan gelişmeler. Kamuoyunda her dönem büyük tartışma yaratan cezaevleri, yeniden ülke gündeminde. Avukatlar, “Cezaevlerinde neler oluyor?” sorusunu Cumhuriyet’e yanıtladı...

 

‘Tutukluların yaşam şartları pazarlık konusu yapılıyor’

Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) avukatlarından Şule Recepoğlu, çözüm sürecinin bozulması ve sonraki bir yıllık süreçte hasta tutuklular dahil olmak üzere tüm siyasi tutukluların yaşam şartlarının bir pazarlık konusu yapıldığını belirtti. Recepoğlu, “Darbe girişimininden öncede bas bas bağırıyorduk. Ciddi, koatik bir süreç gelecek diye... Bunu nerden mi anlıyorduk? Kaotik süreçlerin geleceğinin en büyük sinyali cezaevleridir çünkü devlet ilk baskı yönelimlerini hep cezaevleri üzerinde uygular” diye konuştu.

 

‘OHAL’in ardından tüm cezaevlerine kısıtlamalar geldi’

7 Haziran seçimlerinden sonra tek başına iktidar olamayan AKP iktidarı ve sonrasında başlayan çatışma sürecinde tüm yurtta olduğu gibi cezaevlerindeki Kürt siyasi tutuklulara yönelik hak ihlallerinin arttığına dikkat çeken Recepoğlu, “15 Temmuz tarihinden sonra Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile toplum güvenliği ve kamu düzenini korumak adı altında cezaevlerine yönelik getirilen yasal mevzuatların büyük bir kısmı darbe girişiminden öncede siyasi tutuklulara uygulanıyordu. OHAL’in ilan edilmesiyle birlikte tüm cezaevlerine yönelik kısıtlamalar getirdiler” dedi.

 

Görüşte kamera kaydı

OHAL ile getirilen kısıtlamalara değinen Şule Recepoğlu şöyle devam etti: “Avukat görüş kısıtlaması da dahil olmak üzere bir çok kısıtlama getirildi. Tepkiler üzerine bu yasağı kaldırdılar. Avukat görüşleri haftada bir gün, bir saat ile sınırlandırıldı. Kimi cezaevlerinde görüşmeler kamera kaydı altında, iki görevli eşliğinde yapılıyor. Avukat görüşmesi görevli eşliğinde nasıl yapabilir? Bu durum çok vahimdir. Savunma hakkına aykırıdır.”

 

Aileye görüş yasağı

OHAL’de haftada bir olan aile görüşlerinin 15 günde bir olmaya başladığını belirten Recepoğlu, kimi cezaevlerinde ise OHAL süresi bitene kadar aile görüş yasağının getirildiğini söyledi. Recepoğlu, “Telefon ve mektuplaşma gibi kısıtlamalar daha da arttı. Tüm gazeteler yasaklandı, ve şimdi sadece cezaevi yönetimin izin verdiği TV kanalları izletiliyor” diye konuştu.

 

‘Tedavi bürokrasiyi bekler mi?’

Hasta tutukluların durumunun ciddiyetinden bahseden Şule Recepoğlu şöyle konuştu: “Hangi suçu işlemiş olursa olsun, kim olursa olsun, her nerede olursa olsun, yaşam hakkı ve tedavi hakkını elinden alamazsınız. Mevzuatlar da tutuklular için belirlenmiş haklar ihlal edilmemeli. Devlet ise ihlal ettiği hakları OHAL ile tamamen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Hasta tutukluların asker yetersiz, rink aracı yetersiz, gündem yoğun gibi nedenler gerekçe gösterilerek tedavi edilmeleri engelleniyor. Şimdi ise OHAL bahanesi ile hasta tutsakların tedavi haklarını daha da kısıtlanıyor. Tedavi bürokrasiyi bekler mi?”

 

‘ATK’nın raporları şaibeli, cemaat suçlamasıyla tutuklananlar var’

Meslektaşlarına ve hasta tutukluların ailelerine seslenen Recepoğlu, “Adli Tıp Kurumu’nda (ATK) görev yapan ve bir çok hasta tutukluya cezaevinde kalabilir raporu veren birçok ATK uzmanı, Gülen Cemaati’ne mensup oldukları gerekçesiyle tutuklandı. ATK’nın hasta tutuklular için bağımsız ve doğru karar verip vermediği şüphesi içerisindeyiz. ATK’nın verdiği kararların hepsi şu anda şaibelidir. Bizler cezaevinde bir gün daha kalamayacak arkadaşları somut olarak görüyorduk ama bu uzmanlar tarafından verilen raporlarda ‘Hasta cezaevinde kalabilir’ deniliyordu. Bu uzmanlar bir çok kişinin ölümünü hızlandırdılar. Onların verdikleri raporlar yüzünden bir hasta tutuklunun kaç günlük ömrünün kaldığını bilmiyoruz. Avukat arkadaşlar şaibeli kararları dikkate alarak yeniden yasal bir süreç izlemeliler” diye konuştu.

 

‘Kadınlar koğuşları yakarak tepkilerini gösterdi’

Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Özgür Yılmaz, Bakırköy Kadın Ceza İnfaz Kurumu’nda son dönemde yaşanan olaylar ile olarak yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bakırköy Cezaevin’de hak ihlalleri hep vardı. Sohbet hakkı dahi yasaklanmıştı. Son olarak OHAL ile birlikte artan hak ihlallerine karşın kadınlar oturma eylemi yapıp, slogan atarak ve kapılara çakarak protesto etmek istediler. Kadın tutuklular, gardiyanlar tarafından darp edilip, sözlü tacize maruz kaldılar. Süngerli odalara tıkıldılar daha sonra ise kadınlar koğuşları yakarak tepkilerini gösterdiler. Bu olayın ardından sürgünler başladı. Kadınlar darp edilip, ters kelepçe takılarak ring araçlarına bindirildi. Silivri Cezaevi 9 No’lu koğuşuna götürüldüler. Orada da darp ve çıplak aramaya maruz kaldılar ve tek kişilik hücrelere kapatıldılar.”

 

‘Avukatlar darp edip, boş araziye bıraktılar'

Müvekkillerini görmek için cezaevine gittiklerini fakat uzunca bir beklemeye rağmen görüştürülmediklerini belirten Yılmaz, “Müvekkillerimizle görüşene kadar buradan ayrılmayacağız, dedik. Akşam 7 oluncaya kadar bekledik. Sonrasında ise askerler bizleri yerlerde sürükleyerek, zorla bir araca bindirdiler. Bizi boş bir araziye götürüp, orada bıraktılar” dedi.

 

‘Siyasi tutuklular durmadan sürgün ediliyor’

Mezopotamya Hukukçular Derneği Cezaevleri Komisyonu sözcüsü Erhan Çiftçiler, siyasi tutukluların en büyük sorunlarından birinin,bir cezaevinden, diğerine durmadan sürgün edilmeleri olduğunu kaydederek, “Bu sürgünler bir işkence. Ring araçları, sıcak hava, bitmeyen yolculuk... Van’da olan siyasi tutuklu bir bakıyoruz Tekirdağ’a sürgün edilmiş. OHAL’den sonra ise cezaevindeki 3 kişilik koğuşlarda, 7-8 kişi kalıyor. Yatacak yer yok” diye konuştu.

 

‘ATK, 80 yaşındaki birine cezaevinde kalabilir raporu verdi !’

Fethullah Gülen Cemaati’nin ATK’lardaki yapılanmasına yönelik açıklamalarda bulunan Erhan Çiftçiler şu ifadeleri kullandı: “80 yaşında bir müvekkilim vardı. İleri derecede hastaydı. Van ATK’da cezaevinde kalamaz raporu verilmesine karşın İstanbul ATK, ‘cezaevinde kalabilir’ dedi. Bu raporu verenler şimdi cemaat üyesi olmaktan tutuklandı. Özellikle İstanbul ATK’nın hasta tutuklulara yönelik verdiği raporlar tekrar incelenmeli” diye ifade etti.

 

‘Çok sanıklı operasyonda dahi gözaltı süresi 4 güne uzatılmıştı’

Özgürlükçü Hukukçular Derneği üyesi avukat Raziye Turgut ise OHAL döneminde gözaltı süresinin 30 güne çıkarılmasına dikkat çekti. Turgut, “Balyoz, Ergenekon, KCK gibi çok sanıklı operasyonda dahi gözaltı süresi en fazla 4 güne uzatılmıştı. 4 gün içinde ise tüm işlemler bitirilmiş oluyordu. Bu gözaltı süresinin uzatılmasının tek bir izahı olabilir; o da işkence izlerinin yok edilmesidir. Yakın bir tarihte bir müvekkilim gözaltında iken polis tarafından cinsel ve fiziksel işkenceye maruz kaldı. Polis Müvekkilimin başını bacakları arasına alarak, tehdit ve hakarette bulunmuş. Müvekkilim, işkenceci polisleri teşhis edebilecek durumdadır. Müvekkille ilk 5 gün için görüşme kısıtlaması getirdikleri için, işkence iddiaları için etkili bir yola başvurmanın önü de kapatılmaya çalışılıyor” diye kaydetti.

 

‘12 Eylül gibi!’

Gözaltında işkence uygulayanların yaşlarının orta yaş ve üzeri olduğunun altını çizen Raziye Turgut, “90’ların işkencecilerinin şimdi görev başında olduğu kanaatindeyim. Nitekim müvekkillerimiz makattan elektirik verilmekle tehdit ediliyor. Bunlar 12 Eylül Darbesi döneminde uygulanan işkence yöntemleri. Ayrıca gözaltında işkence yapıldığında özellikle kafa ve boyun darp ediliyor ki, bu işkence izlerinin ilk bakışta görülebilmesinin önüne geçilsin. Şu an cezaevleri işkencehaneye dönmüş durumda ” ifadelerini kullandı.

 

‘Hükümet siyasi tutuklulara darbe yapıyor'

OHAL ile uygulanmak istenen keyfiyetlere kanunen de meşruluk sağlandığını söyleyen Turgut, “Özellikle Düzce ve Gümüşhane Cezaevi’nde siyasi tutuklulara yönelik yaptırımlar git gide arttırılmaktadır. Cezaevi müdürleri hukuksuzluklar karşısında keyfi uygulamalarını devam ettirmekte ve avukatlar ile görüşmeyi reddetmektedir. Hükümet OHAL durumunu kullanıyor. Siyasi tutuklulara darbe yapıyor” dedi

 

HDP'li Beştaş: Bir darbe bastırıldı ama başka bir darbe bütün hızıyla kol geziyor

Cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararı ile ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin araştırılması gerektiğini vurgulayan HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Yine, askeri içtimanın dayatılıyor. Darbe olsaydı tam da bu olacaktı zaten. Bir darbe bastırıldı ama başka bir darbe bütün hızıyla kol geziyor” dedi. Bektaş hak ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı bazı cezaevlerini şöyle sıraladı:

- Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan Heja Algan Nusaybin’deki yasağın ardından 75 siville birlikte gözaltına alındı. Sağ gözünü işkencede kaybetti ve sol gözünü kaybetme riski devam ediyor. Ankara Numune Hastanesi'ne sevki çıktığı halde sevk edilmiyor.

- Malatya E Tipi Cezaevi'nde avukat görüş odasına kamera ve ses kayıt cihazı yerleştirildi.

- Sincan F Tipi Cezaevi’nde işkenceler ve baskı iddiaları devam ediyor.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nin verilerine göre cezaevlerindeki toplam hükümlü sayısı150 bin 135, tutuklu sayısı ise 176 bin 116. Bu yüksek rakallar sağlık, beslenme, barınma, havalandırma gibi hak ihlaline neden oluyor.

İHD’nin verilerine göre cezaevlerinde, durumu çok ağır olan 400’ün üzerinde hasta tutuklu bulunuyor.

Tüm cezaevlerindeki hak ihlallerinin yanı sıra avukatlar ve aileler özellikle Gümüşhane Cezaevi’nde cezaevi müdürünün kanunsuz uygulamalarına dikkat çekiyor.