A+ A-

‘İnsanız, elbette daha iyisine layığız!’

İngiliz üstad Ken Loach, Altın Palmiyeli ‘Ben, Daniel Blake’ filmiyle vizyonda.
Yayınlanma tarihi: 04 Ocak 2017 Çarşamba, 18:53

80 yaşındaki İngiliz üstad Ken Loach, bu yıl Cannes’da kendisine ikinci kez Altın Palmiye kazandıran “Ben, Daniel Blake” filmine adını veren sıradan bir vatandaşın dramıyla refah toplumunun yaldızını kazıyor. Cannes Film Festivali’nden yayımladığımız söyleşinin gerisi burada.

-'Uzun metrajı bırakıyorum, belki belgesel yaparım’ dedikten sonra “Ben, Daniel Blake”le geldiniz, anlatmak istediklerinizi bitirmediğinizi düşünebilir miyiz?

50 yıldır çekiyorum, filmlerim çocuklarım gibiler ama sürekli yeni hikâyeler geliyor çünkü mutlu dönemlerde yaşamıyoruz. Küreselleşmeyle birlikte adaletsizlik ve dolayısıyla mutsuzluk arttı, refah vaatleri çöktü. Paul (Laverty) ile sohbetlerimizde sayısız gerçek hikâye çıkar ortaya ve aralarından bazıları süzülür, anlatmak istersiniz. İnsan olduğu sürece sanat da varolacak, ben de sinemayı hiç bırakamayacağım galiba.

-Bu film nasıl ortaya çıktı?

Paul ile hayatı dert edindiğimiz rutin sohbetlerimizde gençlerin durumunu konuşurken ne kadar zor durumda olduklarını anladık ve derinlemesine araştırmaya karar verdik. Tabii ki yine karşımıza sosyal yardım meseleleri ve kendilerini açlık seviyesinde bulan pırıl pırıl işsiz gençler çıktı ve işin daha korkunç boyutunu gösteren yardım kuruluşu ‘Yiyecek Bankası’ (Food Bank) derken ne yapacağımızı biliyorduk. İnsan genç yaşta eğitim veya siyasete müdahil olamayacak denli bıkmış olabilir mi, korkunç!

-İngiltere misali bir refah toplumu imajından sefalet manzarası resmediyorsunuz. Sosyal devlet iflas mı ediyor gerçekten?

İnanılmaz gibi değil mi? Etmesi için hiçbir neden yok! Dünyanın en zengin beşinci ekonomisine sahibiz ve zamanında dünyaya örnek olan sosyal devletimiz çoktan çöküşte. Malum yıllardır bunun filmini yapıyorum, her fırsatta. Daha da fenası bunun faturası yine sıradan vatandaşa çıkıyor. Onca zenginlik nereye ve kimlere gidiyor sorusunun yanıtıyla değil devlet yardımının verildiği ihtiyaç sahibi insanlarla uğraşılması zoruma gidiyor. Biz insanız, emek verdik, yaşıyoruz. Hakkımız olmayanı istemiyoruz ve elbette bundan daha iyisine layığız!

-Filmin adı çok yalın ve bu nedenle çok güçlü, sıradan bir vatandaşın adını söyleyerek öne çıkması maalesef artık gerçekçi değil düşlerde kalan idealist bir direnişi çağrıştırıyor.

Evet, bizi bu duruma düşürdüler. Çünkü artık bireyler yok, kalabalıklar var. Kim bunlar, ne söylüyorlar duyuyor muyuz? Toplum olamıyoruz çünkü fakirler ve zenginler arasında uçurum iyice açıldı. Önce sizi fakirleştiriyorlar, sonra parasız olduğunuz için cezalandırıyorlar. Parasızlığın farkı sanki kültürel bir fark gibi algılanıyor ama düpedüz tüketim toplumu olduk. Sanata çoğu kişi prim vermemeye başladı. Kısacası sistem sizi kenara itiyor, marjinal yapıyor, sonra da bak bana uyum sağlayamadın diyor. Komedi gibi! Sistem bizi sömürmeye ve sesimizi kesmeye odaklanmış. Ama hâlâ sesimiz var, gidişata itiraz edebiliriz. Filmin adı bu nedenle elbette manidar.

Paul Laverty: Biraz vicdan biraz matematik!

Senarist Paul Laverty, kadim dostu ve yönetmeni Ken Loach ile birlikte çalıştığı 12. film “Ben, Daniel Blake” ile sosyal devletin iflasıyla birlikte sıradan insanın dramına odaklanıyor ve “Zaten insansız ve duygusuz sanat olmaz” diyor. Eski insan hakları avukatı olan Laverty, ilk kez birlikte çalıştığı “Carla’s Şarkısı”ndan bu yana Loach’un peşinden ayrılmamış:

“Sinemanın insanlarla kurduğu ilişki muhteşem. Haber bültenlerinde başınızı çevirdiğiniz bir olayı eğer iyi anlatılmışsa sinemada gözden kaçırmıyorsunuz. Bu da insanın dramını geniş kitlelere anlatmak açısından son derece önemli ve üstelik büyülü bir yol”. Bu yıl Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi kazanan “Ben, Daniel Blake”in adını bir kafede takılırken bulmuş, “Toplumsal bir kaos içinde gözden çıkarılan bir bireyi anlatan senaryo yazarken aslında ruhun inceliklerini anlatıyorsunuz. Yani ne kadar kırılgan, gururlu, yalnız, öfkeli ve çaresiz olduğunu. Üstekik haklı olduğu bir konuda. Bunları düşürken hikâyeye konu olan kişinin adını vermek bana iyi geldi. Hiç değilse varolduğumuzu duyurmamız gerekiyordu. Evet, buradayız, o halde öne çıkalım!” Lavertyi her zaman barışçıl olma taraftarı. Nitekim her şeyin basit bir gelir dağılımıyla halledilebileceğinin altını çiziyor, “Biraz vicdan, biraz matematik yeterli. Dünyada hepimize yetecek kadar, hatta ziyadesiyle zenginlik var” diyor.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler