Abesle iştigal suçlamalar

Gazetemiz yazar, çizer, yönetici ve avukatları ifadelerinde suçlamaların akla ve hukuka aykırı olduğunu anlatmaya çalıştı, ama...
Yayınlanma tarihi: 22 Temmuz 2017 Cumartesi, 04:15

[Haber görseli]

MUSA KART

Türkiye’nin önde gelen karikatüristlerinden biri olan Musa Kart, Cumhuriyet soruşturmasında gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteciler arasında yer aldı. Musa Kart, 1985 yılından bu yana Cumhuriyet gazetesinde çiziyor. Musa Kart, hakkında gözaltı kararı çıkarıldığını, Cumhuriyet operasyonunun başlamasından saatler sonra gazetede öğrendi. Kart, gazetenin önünde bir açıklama yaparak “Yıllardır bu ülkede yaşadıklarımızı karikatüre dönüştürmeye çalışıyorum. Ama inanın şu an kendim bir karikatürün içerisinde yaşıyorum, öyle hissediyorum. Bugüne kadar FETÖ ile PKK ile ilgili yüzlerce, binlerce karikatür çizdim. Ama bugün öne sürülen gerekçeye baktığımızda gerçekten bir komiği yaşıyoruz” dedikten sonra evine gitti ve gözaltına alındı. Ardından gözaltı kararını duyduktan sonra kaçmayarak evine gittiği halde “kaçma şüphesi var” gerekçesiyle tutuklandı. İddianamede Kart’ın 2 ByLock kullanıcısı ve haklarında FETÖ/PDY soruşturması bulunan 4 kişiyle iletişim kaydının bulunduğu belirtildi. HTS kayıtlarına göre suçlama konusu edilen görüşmelerden biri hâlâ ulusal kanallarda reklamları dönen çok ünlü bir tur şirketiydi.

Kart savcılıkta verdiği ifadede Cumhuriyet Vakfı senedinde kabul edilmiş ve kuruluş amacı olan ilkeler gereği gazetenin terör örgütleri ile bağlantısının kurulamayacağını belirterek gazetede darbe girişimine yönelik çok sert yazılar yazıldığını ve manşetler atıldığını söyledi.

[Haber görseli]

HAKAN KARA

20 yıllık haber müdürü

32 yıldır Cumhuriyet’te çalışan Hakan Kara da “yayın politikası değişikliği” gerekçesiyle gözaltına alınan ve tutuklanan isimler arasında yer aldı. Kara’ya yöneltilen suçlamanın trajikliği, onun 20 yıl boyunca haber müdürlüğü görevini üstlenmesine rağmen Vakıf Yönetim Kurulu üyesi olduktan sonra “yayın politikası değişikliğinden” sorumlu tutulması oldu. İddianamede diğer vakıf yöneticilerine yöneltilen suçlamada olduğu gibi kopyala-yapıştır yöntemiyle yazılan “2013 yılından sonra yönetime gelen ve radikal bir yayın değişikliği yapan diğer şüphelilerle ortak hareket ettiği, gazetenin yayın politikasından hukuken sorumlu olduğu” suçlaması yöneltildi. İddianamede ayrıca Kara’nın 2 ByLock kullanıcısı ile haklarında FETÖ/PDY soruşturması bulunan 2 kişiyle iletişim kaydı bulunduğu iddiası da yer aldı. Oysa HTS kayıtlarına göre ByLock kullanıcısı olduğu belirtilen kişilerle olduğu iddia edilen iletişim yalnızca bu kişilerin Kara’ya mesaj atmasıydı. Kara, kendine yöneltilen suçlamalarla ilgili Emniyet’teki savcılık sorgusu ve hâkimlik sorgusu sırasında şunları söyledi: “Soruşturma dosyasında tek bir sayfada adım geçmiyor. Biz FETÖ ile ilgili yazı yazdığımız zaman ortada hiçbir gazete yoktu. Bilirkişi raporu ‘Zaman gazetesi ile Cumhuriyet gazetesi aynı manşeti atmış’ diyor. Aynı gün, aynı haberi, farklı 7 gazete aynı başlıkla manşetten vermiştir. Raporda bundan bahsedilmiyorsa, bilirkişi yanlıdır. Son yıllarda 54 bin 740 haber başlığı yapmışız. Sadece bir tane haber başlığının çakışması normaldir.” Kara sorgusunun sonunda şu cümleleri de ekledi: “Gazetemiz Cumhuriyet, laiklik, demokrasi, insan hakları üzerine yayın yapar. Bunu da Türkiye’de ve dünyada herkes bilir. Bu ilkeler doğrultusunda yaptığımız yayın yüzünden bu yıl alternatif Nobel ödülünü aldık. Türkiye’de ilk defa bir gazete böyle bir ödül aldı.”

[Haber görseli]ÖNDER ÇELİK

Matbaa sorumlusuna zorlama suçlama...

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyelerinden Önder Çelik tutuklanmadan önce gazetenin basım, matbaa ve teknik işleriyle ilgilenmekteydi. Savcılığın iddianamesinde de 30 yıldır Cumhuriyet’te çalışan Çelik’e yöneltilen tek suçlama ‘vakıf üyesi’ olmasıydı. Yıllarını Cumhuriyet gazetesi için harcayan bir basın emekçisinin vakıf üyesi olması onun “terör örgütüne yardım etmek”le suçlanmasına yetiyordu. Savcılık, Çelik’e “3 ByLock kullanıcısı ile haklarında FETÖ’den dolayı soruşturma bulunan 2 kişiyle iletişim kaydı bulunduğu” suçlamasını da yöneltti. Çelik’in görüştüğü ve ByLock kullanıcısı olduğu iddia edilen Cumhuriyet’in muhasebe çalışanı Emre İper telefonunda ByLock olmadığına dair uzman bilirkişi raporuna rağmen tutuklanmıştı. Önder’in “iletişim irtibatı” olduğu iddia edilen diğer isimlerle tek irtibatı ise bu kişilerin bir kez mesaj göndermelerinden ibaretti. Önder, Cumhuriyet’e yönelik suçlamalara ilişkinse şunları söyledi:

“Bize bahsettiğiniz itham ve iddiaların gerçekten akılla ve mantıkla izah edilebileceğini, hukuki anlamda da izah edilebileceğini sanmıyorum. Yapılan bu suçlamalarla sadece gazetemizin ve gazetecilik anlayışımızın yargılandığı kanaatindeyim. Nitekim bu soruşturmayı açan, iddia edilen sözde kanıtları toplayan ve gözaltına alınmamız kararını veren savcının FETÖ üyeliğinden sanık olduğu, iki kez müebbet hapis istemi ile hakkında dava açılmış bir kişi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu niteliklere sahip kişinin hakkımda soruşturma yürütemeyeceği ve suçlamada bulanamayacağı ortadadır. Özgürlüğüm hukuksuz olarak gasp edilmektedir.”

[Haber görseli]

Kitap Eki Yönetmeni’ne ‘vakıf üyeliği’ tutuklaması

Cumhuriyet’i susturma amaçlı operasyonda usul, hukuk bir yana insan aklını zorlayan onlarca skandal yer aldı. Bunlardan en çarpıcısı Cumhuriyet Kitap Eki Yönetmeni Turhan Günay’a ısrarla “Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi” ve “Yenigün Haber Ajansı”nda birinci derecede imza yetkisine sahip’ olduğu iddiasının söylenmesi oldu. Günay’a ifadesinde 31 kez “Yönetim Kurulu üyeliğini yaptığınız Cumhuriyet gazetesi” diye başlayan sorular yöneltildi ve Günay her seferinde “Ben yönetim kurulu üyeliğini 2011-2013 arasında yaptım, artık üye değilim” karşılığını verdi. Buna rağmen akla aykırı “Günay’ın, Vakıf ve Yenigün Haber Ajansı üyesi olduğu” iddiası iddianamede, hatta Günay’ın tutukluğuna karşı Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru için Adalet Bakanlığı’nın gönderdiği savunmada da devam etti.

Adalet Bakanlığı da Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruya ilişkin gönderdiği görüşte “vakıf ve haber ajansı yöneticisi” olduğu yalanını tekrarladı. Bakanlık, savcılığın iddianamesindeki suçlamaların “kuvvetli suç şüphesi” oluşturduğunu ileri sürdü.

[Haber görseli]Avukat Güngör’ün ‘suçu’ vakıf üyesi olmak

Gazetemizin avukatlarından Mustafa Kemal Göngör hakkındaki suçlamalar da diğer vakıf yöneticileri gibi yayın politikası değişikliğine giden yeni yönetim kurulunda üye olmak iddiasıydı. İddianamede “Güngör’ün 18 Şubat 2014’te İnan Kıraç’ın yerine vakıf yönetim kurulu üyeliğine getirilmesi” suçlama konusu olarak yer alırken, “2013 yılından sonra yönetime gelen ve radikal bir yayın politikası değişikliği yapan diğer şüphelilerle ortak hareket ettiği, gazetenin yayın politikasından hukuken sorumlu olduğu” ileri sürüldü. Hakkında herhangi bir delil gösterilemeyen Güngör’e karşı da iletişim kayıtları delil olarak gösterilmeye çalışıldı. Güngör hakkındaki suçlamalara sorgu hâkimliğinde şöyle cevap verdi: “Bıçak sırtında günler yaşıyoruz. Türkiye de siz de bu zor günlerde tarihi bir anı yaşıyorsunuz. Bu tamamen siyasi bir operasyon. Onun için yaşamsal bir karar vereceksiniz. 31 yıllık avukatım. Bu suçlamaları görünce içim acıdı. Ben, Cumhuriyet ve arkadaşlarım FETÖ/PDY, PKK/ KCK terör örgütlerinin faaliyetlerini destekleyen faaliyetlerde bulunmuşuz. IŞİD eklenmemiş nedense... Masumiyet karineli savcımız, masumiyet karinesi ile işine devam etsin. Ancak biz de masumiyet karinesinden faydalanalım.”

‘Gülen’i iktidardan önce yurda biz çağırdık'

[Haber görseli]

Gazetemizin avukatlarından ve vakıf yöneticilerinden Bülent Utku, suçlama konusu yapılan haber ve yazılarla hiçbir ilgisi olmadığı ve iddianamede de hiçbir somut fiil isnat edilemediği halde “Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.’de ikinci derecede imza yetkisine sahip bulunduğu ayrıca vakıf yönetim kurulu üyesi olduğu” gerekçesiyle tutuklandı ve hakkında dava açıldı. Somut tek bir fiil dahi belirtilmeden Utku hakkında “2013 yılından sonra yönetime gelen ve radikal bir yayın politikası değişikliği yapan diğer şüphelilerle ortak hareket ettiği, gazetenin yayın politikasından hukuken sorumlu olduğu” ileri sürüldü. 33 yıllık avukat olan ve mesleğe 12 Eylül yargılamaları ile başlayan Utku, 1993 yılından bu yana gazetemizin yazar ve muhabirlerinin avukatlığını yapıyor. Utku, hakkındaki iddialara yanıt verirken Fethullah Gülen’in gazetemizin yazarı Mine Kırıkkanat’a açtığı davayla ilgili tutanağı hâkimliğe vererek şunları söyledi: “Soruşturmamız ile ilgili olan duruşma zaptını hâkimliğinize ibraz etmek istiyorum. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014 Nisan ayında geçen bir duruşmadandır. Bu duruşmada ben Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Mine Kırıkkanat’ın müdafii olarak yer aldım. Dava Fethullah Gülen’in şikâyeti ile ilgili bir davadır. Bu sırada Gülen yurtdışındadır. Ben kendisini sorgulamamız gerektiği için kendisini duruşmaya, yurtiçine davet ettim. Benim bu davetim şimdi siyasal iktidarın davetinden çok çok öncedir. Yani şimdi bize yönelttiğiniz ithamların akıl, mantık ve hukukla hiçbir ilgisi yoktur.”

YARIN: AHMET ŞIK’A SUÇ UYDURMAKTA ÇOK ZORLANDILAR

Yazı dizisinin birinci bölümü: Asıl hedef: Biat ettirmek

Yazı dizisinin ikinci bölümü: İftira makinesi yandaş basın

Yazı dizisinin üçüncü bölümü: Kendileri gittiler, savcı kaçacaklar diye tutukladı

[Haber görseli]

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

İnan Kıraç, Mine Kırıkkanat, Ahmet Şık, Fethullah Gülen