Dışarıdaki Gazeteciler'den yargıya: ‘Siz de hakikati savunmalısınız’

Cuma günü görülecek Cumhuriyet davası öncesi, içerideki meslektaşlarının serbest bırakılması için çalışan Dışarıdaki Gazeteciler, yargıya “Adaletsizliği durdurun” çağrısı yaptı. Hâkimlere “Yasaları çiğniyorsunuz” diye seslenen Dışarıdaki Gazeteciler, “Hakikati savunmalısınız”, “Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile değil adaletsizlikle döşeli” dedi.

CANAN CO?KUN
06 Mart 2018 Salı, 22:18

Dışarıdaki Gazeteciler, AKPGülen cemaati ortaklığı ile 2011’de OdaTV, KCK Basın davalarında gazetecilik faaliyetleri yargılanırken bir araya geldi. Aradan geçen sürede gazeteci yargılamaları bitmediği için onların mesaisi de bitmedi. Cumhuriyet gazetesine 31 Ekim 2016’da başlatılan operasyonla tekrar toplandılar. 24 Temmuz 2017’de başlayan Cumhuriyet gazetesi duruşmaları öncesi yaptıkları eylemlerle adalet talebini vurguladılar. Bunun için adliye önünde rengârenk balonlar uçurdular, elle yürüyüşler düzenleyip, yan yana yürüdükleri kişilere sarıldılar. Meslektaşlarına uygulanan tecridi kırmak için cezaevine kartpostallar yolladılar. 9 Mart’ta 6. duruşması görülecek Cumhuriyet davası öncesi bir kez daha bir araya gelip son eksiklikleri tamamladılar. Dışarıdaki Gazeteciler’e toplantıda “Duruşmada söz hakkınız olsa heyete ne derdiniz” sorusunu yönelttik. Yanıtlarında yargılamayı yapan hâkimlere şöyle seslendiler:

DEVLETİ ÇÖKERTMEYE Mİ ÇALIŞIYORSUNUZ?

Ertuğrul Mavioğlu: Galatasaray’da, Tünel’de, Kadıköy’de, Çağlayan’da, Silivri’de toplandık. Her yerde sloganlarımızla bu davanın nasıl gayri adil olduğunu anlattık. Hiçbir zaman bizim sesimizi duymadınız. Bir atasözünü anımsatıyor bu durum bana. Görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır kimse bulunamaz. Bitirin bu adaletsizliği. Hakikatin savunulmaya ihtiyacı var. Yalanlar gibi havaya uçmaz hakikat. Yalanı havaya salarsın bulduğu insanı bir şekilde etkiler. Algı yönetimi denen kavram bugünlerde çok moda. Hakikat savunucularını içeri atmak, onları bu şekilde cezalandırmak yaşadığımız ülkenin cehenneme dönüşmesinde çok önemli bir etki yaratıyor. Sizden hakikati savunmanızı beklemiyoruz ama hakikat savunucularının önünü bu denli kesme konusunda 1 yılı aşkın süredir yapmış olduğunuz -Ahmet Şık açısından OdaTV’yi düşündüğünüzde 2 yıl- bu kadar emir üzerinden bir adalet mekanizması kurmak Türkiye’de adalet mekanizmasına olan inancı da sarsmış durumda. Bu saatten sonra arkadaşlarımızı bıraktığınızda bu geri gelir mi, gelmez ama en azından biz arkadaşlarımıza kavuşuruz. Adalet Bakanı, “Adalet yoksa devlet çöker” diyor. Siz devleti mi çökertmeye çalışıyorsunuz?

MESLEĞİNİZE HAKARET EDİLİYOR

Timur Soykan: Deniz Yücel olayından sonra mesleğinizin onuruna hakaret edilmiş gibi hissediyor musunuz? Bütün bu süreçleri yaşanırken hep maske kullanma fırsatları vardı. Artık iktidarın sopası olduklarını, yargının artık hiçbir bağımsızlığının olmadığını, insanları rehin alıp uluslarlarası pazarlıklar çevirecek bir çeteye dönüştüklerini bütün dünyaya sergilediler. Bir insanın onuru olan mesleğine bu kadar tecavüz edilirken ne hissettiniz? Biz aslında bunların hepsini tam 7 yıl önce yaşadık. 7 yıl önce kendilerini muktedir zannedenler polisin, yargının, devletin kendi elinde olduğunu zannedenler gerçeği, hakikati yine yok etmeye, onu hapsetmeye çalışıyorlardı. Yıllar geçti, sonra gördük ki o kumpası kuranlar, gerçeği yokedebilecek kadar güçlü olduğunu zannedenler -Ahmet Şık’ın 2011’de cezaevinden çıkarken söylediği gibi- kendilerini Silivri Cezaevi’nde buldular ve anahtarlar ters döndü. Biz biliyoruz ki bu anahtarlar yine ters dönecek. -İnsanlık tarihinde binlerce yıllık birikimi adalete tecavüz edildiğinde bundan karlı çıkılmayacağını gösteriyor. O anahtarların geri döndüğü, kendilerinin o adalete muhtaç olacakları günleri yaşayacaklar.

BURADA YAŞANANLAR OYUN DEĞİL

Elif Ilgaz: Aylardır burada gazetecileri, meslektaşlarımızı, dostlarımızı yargılama adına bir müsamere sergilenmekte. Burada yapılan yargılama değil, “mış” gibi yapılıyor. Siz hâkimler yargılıyormuş gibi yapıyorsunuz, avukatlar ve sanıklar savunuyor‘muş’ gibi yapıyor. Herkes hukuk varmış gibi rolünün hakkını veriyor. Biz, izleyiciler de... Sesimizi çıkarmadan, izliyor, oyunun bir parçası oluyoruz. Oysa hepimiz biliyoruz zarların hileli olduğunu. Ben artık bu sıraların izleyicisi olmak istemiyorum, isyan ediyorum! Daha ne kadar çalacaksınız ömürlerinden? Daha kaç yıl, kaç ay, kaç gün, kaç saat? Oysa masum birinin hayatından bir saniyesini bile almaya hakkınız yok biliyorsunuz değil mi? Size hatırlatmak isterim burada yaşananlar bir oyun değil. Mesleğinin onurunu koruyan, sadece gazetecilik yaptıkları ve gerçekleri yazdıkları için uğruna ağır bedeller ödeyen bu arkadaşlarımız için hayat hücrede devam ediyor. Söyleyin daha ne kadar hukuk varmış gibi yargılayacak, devam edeceksiniz bu oyuna? Hâkim bey, sizin elinizde. Yargı bağımsızdır. Siz bağımsızsınız. Bozun oyunu ve kenara koyun o zarları. Hatırlayın aylardır nasıl çürütüldüğünü iddiaların. Açın hukuk kitaplarını, aklınızı, vicdanınızı dinleyin, verin kararınızı. Adalet hukukla sağlanır hâkim bey, size öğretecek değilim. Hukuka bağlı kalın. O temeli sarsmayın.

TOPLUMSAL GÖREVİ YARGILIYORSUNUZ

Gülşah Karadağ: Bu iddianameyi yazan savcı da bu iddianameyi kabul eden hakim de hukuksuz davranıyor. Çok isterdim bunları şikâyet edebileceğimiz bir merci olmasını. Bizzat meslektaşları bunun ve bunun gibi diğer basın iddianamelerini kabul edeni de yazanı da görevden atsınlar. Çünkü iddianameniz hukuki ve kanuni değil. Bir gün beni yargılayacak olsanız burada size söyleyeceğim tek şey “Kendi gazeteciliğimden aynı zamanda Cumhuriyet gazetesindeki arkadaşlarımın gazeteciliğinden o kadar eminim ki hukuk çerçevesi içinde kalan bizleriz, Türkiye Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde kalan biziz, bu yasaları çiğneyen sizsiniz. Haklı olduğumuzu, adaletin tarafında olduğumuzu biliyoruz. Siz kim oluyorsunuz da gazeteciliği yargılıyorsunuz? Siz kim oluyorsunuz ki ‘hükümeti eleştirdi’ diye gazeteciliği yargılıyorsunuz. Gazeteci dediğin budur zaten. Gazeteci dediğin saklanan, gizlenen yolsuzluktan, usulsüzlükten, hukuksuzluğa kadar ne varsa onu ortaya çıkarandır. Gazeteci, hükümetin, siyasetçinin, muhalefetin gizlediği, sakladığı işleri ortaya çıkarır. Siz kim oluyorsunuz ki kalkıp bu toplumsal görevi yargılıyorsunuz?

DAVA HUKUKEN SIFIRLANDI

Fatih Polat: Bu dava bir gazetenin yayın politikasının yargılandığı siyasi bir dava olarak başladı. Ahmet Şık’ın savunması engellenerek salondan çıkarılmasıyla da adil yargılamanın olmazsa olmaz koşulu olan silahların eşitliği ilkesine tamamen son verilmiş oldu. Dolayısıyla hukuken de sıfırlanmış bir dava ile karşı karşıyayız. Bu davadan bize kalan meslektaşlarımızın iletişim fakültelerinde ders niteliğinde okutulabilecek olan onur verici savunmalarıdır. İki boyutuyla hatırlayacağız. İlki adil yargılanma hakkının ayaklar altında çiğnendiği bir yargılama usulü, ikincisi bu yargılama usulüne karşı sürekli dik durarak sağlam savunmalarıyla tarihe not düşen gazeteci duruşu.

ADALETE DAVET EDİYORUM

Güventürk Görgülü: Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile değil adaletsizlikle döşeli bu memlekette. Hepinizi adalete davet ediyorum.

Çakırözer: Eşi benzeri olmayan bir hak ihlali

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, 9 Mart’ta görülecek olan Cumhuriyet davası öncesinde gazetemiz İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabiri Ahmet Şık’ı tutuklu bulundukları Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti.

Çakırözer, “Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’ın tutuklulukları 500 güne dayandı. Haklarında iddia edilen suç maddelerinden bugüne kadar bu kadar uzun tutuklu kalan yok. Yani örneği, eşi benzeri görülmeyen bir hak ihlali söz konusu. Hem de bu kişiler gazeteci. Yani düşünce ve ifade özgürlüklerinin en öncelikle korunması gereken kişiler. Tutuklu gazeteci ayıbı bu ülkede artık sona ermeli. Gazeteciler düşündükleri yazdıkları ve eleştirdikleri için hapse atılmamalı” dedi. 9 Mart Cuma günü Silivri Cezaevi yerleşkesinde görülecek Cumhuriyet Gazetesi davasına da gazeteciler, hak savunucuları ve tüm yurttaşları çağıran Çakırözer, “Sadece Cumhuriyet’teki meslektaşlarımız için değil düşündükleri yazdıkları nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılan tüm gazeteciler ile, milletvekilleri ile, insan hakları savunucuları ile dayanışma için herkesi Silivri’ye davet ediyoruz” dedi.

Nasıl anlatacağız?

Çakırözer ziyareti sırasında Anayasa Mahkemesi’nin düşünce özgürlüklerinin ihlal edildiği yönünde verdiği karar rağmen tahliye edilmeyen ve birinci derece mahkemesi tarafından ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılan yazar Mehmet Altan ve yine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle tutuklu yargılanmakta olan yazar Şahin Alpay’ı da ziyaret etti. Çakırözer, “Türkiye’nin en yüksek mahkemesi ‘Bu iddialarda suç unsuru yok. Düşünce özgürlüğü ihlal ediliyor’ diyor. Ertesi gün mahkeme ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veriyor. Bunun dünyanın hiçbir yerinde örneği yok. Bu çelişki göreceksiniz AİHM’den de dönecek. O zaman nasıl anlatacağız bu haksızlık bu hukuksuzluğu” dedi. Çakırözer; Silivri’de diğer tutuklu gazeteciler Ahmet Altan, Ahmet Turan Alkan, Ali Bulaç ile sivil toplum örgütü kurucusu Osman Kavala ile 78’liler Vakfı Başkanı ve Tükenmez Kalem Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Celalettin Can’ı da ziyaret etti.