Kapat
A+ A-

40 yıl öncesinden ‘sıcak’ kareler...‘Ecevit çekici, Demirel sempatik’

60’lı yıllarda iki kez müdahale gündeme gelmişti ancak çıkarma gemisi yoktu
Yayınlanma tarihi: 21 Temmuz 2014 Pazartesi, 04:43

[Haber görseli]

Türkiye, 1960’lı yıllarda iki kez Kıbrıs’a müdahaleyi gündemine alır. Ancak o dönem, Türkiye’nin harekâtta kullanılacak çıkarma gemisi bile yoktur. Cüneyt Arcayürek anlatıyor...

Johnson mektubu bu dönem mi geliyor?

O sırada ABD’nin Ankara Büyükelçisi çözüm için bir süre istedi. İsmet Paşa da bunu kabul etti. Büyükelçi, 3-5 saat sonra geldi, elinde bir zarf... İçinde Johnson mektubu... Türkiye’nin, ABD’nin verdiği NATO silahlarını kullanamayacağı ve bazı Sovyet tehditlerinin olacağı, gerekirse müdahale edileceği gibi gayet ağır ve terbiyesizce bir mektup... Bu çıkarma görüşü o gün suya düştü. Bir süre geçti, 1965 seçimleri oldu ve AP tek başına iktidara geldi. Kısa bir süre sonra Kıbrıs’ta yine Türklere karşı ağır saldırılar ve katliamlar devam edince, bu sefer Demirel hükümeti toplandı, yine genç bakanlar derhal müdahale edilmesi gerektiğini savundular. Bunun üzerine Başbakan, o zamanın Genelkurmay başkanını çağırdı ve hükümetin Kıbrıs’a askeri harekât yapmaya karar verdiğini tebliğ etti. Genelkurmay Başkanı Tural Paşa, “Emredersiniz” dedi, gitti ve Genelkurmay’da komutanlara hükümetin kararını bildirdi. ABD bu kez işin daha ciddi olduğunu kavradı ama yine de böyle bir harekâtın yapılamayacağını düşünüyordu. Diplomatik bir hareketle Bakan Yardımcısı Cyrus Vance’ı gönderdi. Diplomasideki namı, “Örümcek Vans” idi. Türkiye ise bu sırada Mersin Liman’ına şilepleri gönderiyor, güneye doğru
asker sevkıyatı oluyor...

‘Komutanı aradım’

O zaman ben Hürriyet gazetesinde çalışıyorum. Bölgede çalışan muhabirimiz bir gece beni aradı ve dedi ki, “Askerleri şileplere bindirdiler ve şilepler denize açıldı, harekât oluyor galiba...” Telefonu kapadım, Deniz Kuvvetleri Komutanı Necdet Uran’ı aradım. “Paşam şilepler yola çıkmış...” Hafifçe güldü, “Yahu Cüneyt, bir çıkarma başlasa, Deniz Kuvvetleri Komutanı şu anda yatağında olur muydu?” diyerek telefonu kapattı. Ben hayatımda hiç bu kadar utandığımı hatırlamıyorum. Cyrus Vance bu sırada mekik dokuyor, pazarlıklar yapılıyor. Çıkarmanın önlenmesi için şartlar konuşuluyor, Türkiye Cyrus Vance eliyle Atina’ya bazı taleplerini bildiriyor...

O sırada EOKA denilen, Enosis taraftarı terör örgütünün başındaki emekli Albay Georgios Grivas’ın derhal alınması, Yunanistan’ın gönderdiği
askerlerin derhal çekilmesi gibi talepler. Cyrus Vance, o dönem bunları Atina’ya kabul ettirdi ve müdahale olasılığı bitti.

5 bin şehit verilebilirdi

O dönem çıkarma yapılsaydı ne olurdu?

Biz de zaten İsmet Paşa’nın öngördüğü ve saptadığı gibi, ordunun şileplerle adaya bir çıkarma yapmasının olanaksızlığı hakkında bilgiler edindik. Neydi? Gemilerden sandallarla adaya çıkmaya çalışılacak, adamlar karşıdan ateş edecek ve tahminen 5 bin şehit vereceğiz... Demirel hükümeti
bunun üzerine, derhal çıkarma gemileri yapılması emrini verdi. 1974 Harekâtı’nda kullanılan gemiler bu şekilde yapıldı...

[Haber görseli]

74 Harekâtı öncesinde Ecevit’in politikası nasıl işledi?

Ecevit, bence çok ince ve dikkatli bir politika izledi. 1974 seçimlerinden sonra Erbakan’ın partisi MSP ile ortaklık kurmuştu. Hükümetinden çok fazla itiraz gelmiyordu. Bir yandan da Genelkurmay’a gidiyor, Türkiye’nin duruşunu ve haklarını anlatan bir duruş sergiliyordu. Askerlere asla “şunu yapın, bunu yapın” şeklinde bir talimat vermiyordu... Ama tabii Meclis’ten olur alması gerekiyordu... Düşünebiliyor musunuz, bir ordu 50 yıldır savaşmıyor ve üstelik denizaşırı bir harekât gündemde...

Ecevit’in sabrı tükeniyor

Harekâttan yalnızca 3 gün önce Londra’da baş döndürücü bir trafik başlıyordu... O trafiği Arcayürek’ten dinlemeye devam ediyoruz... l Harekâttan önce Londra’ya giderken aynı uçaktaydınız... Garanti anlaşması gereği üç ülkeye müdahale hakkı verilmiş... Türkiye, Yunanistan, İngiltere. Yunanistan’la anlaşmaya imkân yok. Bunun üzerine İngiliz hükümetini, birlikte adaya müdahale etmeye ikna etmek için Londra’ya gitmeye karar verdi. 17 Temmuz Çarşamba günü büroda oturuyorum... Ecevit aradı ve “Derhal meydana gel” deyip kapattı. Biraz sonra, can dostum Örsan Öymen aradı, Ecevit’in kendisini de aradığını söyledi. Arabaya binip havaalanına gittik... Biz 15.30’da Ecevit’le birlikte Londra’ya hareket ettik.

‘Ecevit çekici, Demirel sempatik’

Harekâttan kısa süre sonra 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu ve Kuzey’deki halk kendi anayasalarını oylayarak bağımsızlık için adım attı. Artık Türkler ve Rumlar, kesin çizgilerle birbirinden ayrılıyordu ve BM gözetiminde nüfus mübadelesi gerçekleşmişti. Güneydeki Türkler Kuzey’e, Kuzey Kesimi’ndeki Rumlar da güneye bir daha dönmemek üzere geçti. Rauf Denktaş, Rum lider Makarios ile 1977- 79’da Doruk anlaşmalarını imzalarken Rumlar ilk defa iki kesimli, iki toplumlu federal çözümü benimsemişti. Türkiye’ye adadaki askerlerini çekmeleri için baskılar artmış, ekonomide alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Türkiye IMF’den istediği krediyi alamıyor, ABD’nin silah ambargosunu da kaldıramıyordu.

‘Uzlaşılırsa asker çekilir’

ABD Dışişleri Bakanlığı tutanaklarına göre, Türkiye ile ABD arasındaki görüşmelerde Ada’daki TSK varlığı başından beri gündemdeydi. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı olan Cyrus Vance ile Türk meslektaşı İhsan Sabri Çağlayangil’in A r a l ı k 1977’de yaptığı görüşmenin ana gün- demi Kıbrıs’tı. Çağlayangil, “Türk askerlerinin Kıbrıs’ta benimsenen uzlaşıya göre çıkacağını” söylüyor ve aralık ayının ortasından itibaren 2 bin 634 askerini askerini beş aşamada çekileceğini belirtiyordu. Vance ise “bunun yeterli olmayacağını” belirtiyordu. Ada’daki Türk askeri varlığının akıbeti meselesi o günden bugüne müzakere masasından hiç eksik olmadı. Türkiye’de iç politikada bitmek bilmeyen Demirel- Ecevit kavgası, Washington’da da yakından takip edilmekteydi. 1977’de Vance başkanlığında yapılan oturumda Kıbrıs Özel Temsilcisi Clark Clifford, Demirel’i “sempatik ve anlayışlı” diye
tanımlarken “Demirel dikkatli olmalı, taviz verdiği algısı oluşturmamalı. Rakibi (Ecevit’i kastederek) üzerine atlayacaktır” diyordu.Aynı tutanaklarda, Ecevit için ise “Atatürk’ten bu yana Türklerin liderleri arasında en doğal çekiciliği olan kişi” tanımlaması yapılmış, en zayıf yönünün ise “ekonomi” olduğu tespitine varılmıştı.

O benim muhatabım değil

Vance, 23 Ocak 1978’te Türkiye’ye geldi. Ecevit ile yaptığı görüşmede bir konuda nabız yokladı:

“Sorunu Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs kendi aralarında çözerse ABD mutlu olur. Siz hiç Kyprianou (Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideri) ile görüştünüz mü?” Ecevit’ten gelen “Benim muhatabım değil” yanıtı, o günden bugüne Türkiye’nin Kıbrıs’taki politikasının çerçevesinin temel parametrelerinden birini oluşturdu ve hiç değişmedi. Rum Kesimi ise aradan geçen zaman içinde AB üyesi olmasına karşın, Türkiye tarafından muhatap alınmıyor.

Rakibiydi, dostu oldu

Rumların 1963’teki saldırısının ardından başlayan milli mücadelenin önde gelen isimlerinden biri de İsmail Bozkurt’tu. O dönemde “mücahit komutanı” olarak görev yapan Bozkurt, ilk Kurucu Meclis’e girip Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin genel başkanlığı görevini üstlendi ve Denktaş görevden ayrılana kadar rakibi, sonrasında ise dostu oldu. Bozkurt’a göre iskân politikalarının izleri bugün de devam ediyor: “Maalesef rehabilitasyon sürecinde iskânda çok ciddi hatalar yapıldı, güneyden çok sayıda Türk, Kuzey Kıbrıs’a geldi. Devletin politikası o zaman, güneyde bıraktıkları toprak karşılığında ev vermekti ama bu genişletildikçe genişletildi. Kapanın elinde kalan bir sistem yapıldı. Olması gerekiyordu ama esas sorun sistemsizlikti.”

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler