Kapat
A+ A-

Goril Koko ve evrimin geleceği

İki bin kelimeyi anlıyor ve bin işaret dili kelimesi ile konuşabiliyordu.
Yayınlanma tarihi: 3 Ağustos 2018 Cuma, 23:43

[Haber görseli]

Dil nedir? Sadece insanlara özgü bir ayrıcalık, gezegendeki hükümranlığımızın sebebi veya evrimin en tepesine kurulmuş zekâmızın ödülü müdür? Yoksa hayvanlar da konuşur da biz mi duyamayız? Kediniz burnunu burnunuza dayadığında, bir sokak köpeği bacaklarınıza sürünüp havladığında, bir martı ciyak ciyak martıladığında ne söylemek istiyordur acaba? Peki, ya üç bin kelime konuşan bir gorile ne dersiniz? Koko, belki de dünyanın en meşhur konuşan hayvanıydı. 1971’de San Francisco hayvanat bahçesinde doğan ve ailesinden ayrı düşen bu soyu tükenmekte olan dişi goril, Haziran 2018’de uykusunda öldüğünde konuşulan iki bin kelimeyi anlıyor ve bin işaret dili kelimesi ile konuşabiliyordu. Bebekliğinden itibaren hayvan psikoloğu Penny Lancaster ile yaşayan Koko, sayısız belgesel, makale ve kitaba da konu oldu. O aynı zamanda Goril Vakfı ve Koko Projesi’nin yüzü; Leonardo Di Caprio, Robin Williams gibi isimlerle arkadaşlık hatta bazen flört eden bir yıldızdı.

Şaka bile yapıyordu

Köpeğimizin birkaç komut öğrenmesine veya bir oyuncağının ismini bilmesine çoğumuz aşinayız. Koko’yu farklı kılansa dili insanlara özgü sandığımız özellikleriyle kullanmasıydı. Koko sadece eşyaların isimlerini ezberlemiyordu. O şaka yapıyor, yeni kelimeler uyduruyor (maske yerine göz şapkası) duygularını dile getiriyor, geçmişi ve geleceği ayırt ediyor, yalan söylüyor (lavaboyu ben kırmadım, Kate kırdı) hatta hakaret ediyordu (Kuş! Fındık! Tuvalet!). Hayvanların IQ’sunu ölçmek insanlar için tasarlanmış testlerle tam olarak mümkün olmasa da Lancester, Koko’nun dört yaşındayken aynı yaştaki bir insan yavrusundan sadece dört beş ay geride bir zekâ gösterdiğini söylüyordu. Koko’nun öz benlik ve aidiyet algısı gelişmişti, utanma duygusu vardı ve en önemlisi başka canlılara karşı empati besleyebiliyordu. Gemlenmiş bir atı gördüğünde “At üzgün” dedi Koko, “Neden” diye sorulduğunda “Dişleri” dedi. Atın çektiği acıyı hissetmişti. Hepimiz gibi yalnızlığın iyice vurduğu bir yılbaşındaysa hediye olarak bir kedi istedi Koko. Yavru kedinin ismini komiklik olsun diye All-Ball koydu ve bir arabanın altında kalarak öldüğünde günlerce yasını tuttu. Koko bildiğimiz anlamda dili en yetkin kullanan insan dışı canlıydı. Ama Washoe’dan da bahsetmezsek olmaz. 1966’dan 2007’ye kadar 250 kelime öğrenen şempanzenin evlatlık çocuğu Loulis de onu izleyerek işaret dilini öğrendi. Böylece insanlardan değil, diğer maymunlardan işaret dili öğrenen ilk canlı olarak evrimin eşiklerinden birini atladı. Konuşmayı lexigram denen sembollerle öğrenen 38 yaşındaki cüce şempanze Kanzi de aynı Koko gibi kelimeleri düşüncelere ve cümlelere dönüştürme yetisine sahip. Dilimizi öğrenenler sadece kuzenlerimiz maymunlar da değil üstelik. Kelimeleri tekrarlamakla kalmayıp anlamlı cümleler kurabilen papağan Alex, binden fazla kelimeyi anlayabilen ve eliminasyon yöntemiyle ismini bilmediği objeleri de seçebilen Border Collie cinsi köpek Chaser gibi örnekler de var. 1984’te yapılan bir çalışmada yunusların verilen komutları yerine getirdiğini, yerine getirilmesi imkânsız komutları eğitmenlerine bildirdiğini ve böylece cümle anlama yetileri olduğunun kanıtlandığını biliyor muydunuz?

Bebek özlemi çekti

Peki, insanlardan eğitim almayan hayvanlarda bu yetilere neden rastlamıyoruz? Tarzan diyeyim anlayın. Ya da şöyle açıklayalım: dil zaten öğrenilen bir şey, en yakınımızdakilerden duyarak, tekrarlayarak ve bir eğitimden geçerek öğreniyoruz. Anadil dememiz boşuna değil. Doğar doğmaz insanlardan uzaklaştırılsak ve bu dile maruz kalmasak bizler de ‘insanca’ konuşamayız ve kendimizi başka şekilde ifade etmek zorunda kalır, başka türlü bir dil uydururuz. Ki hayvanlar da zaten bunu yapıyor. Tüm maymun cinslerinin son derece kompleks iletişim sistemleri var. Sesler, ifadeler, hareketler, duruş, yürüyüş ve aralarındaki en ufak farklar bambaşka anlamlara geliyor. Hatta 2006’da yapılan bir araştırmayla gorillerin kendi aralarında kullandıkları bir işaret dilinin var olduğu bile keşfedildi. Kimi çalışmalar hayvanların konuşamamasının sebebini dil-ağız-boğaz yapılarının, kimileri de ön beyin fonksiyonlarının yeterli derecede gelişmemesine bağlıyor. Koko tüm hayatı boyunca bir bebeğin özlemini çekti. Belki Koko anne olabilseydi ve biyolojik çocuğuna işaret dilini öğretebilseydi şu anda elimizde hayvanların neden ve nasıl konuşup konuşamadığı ile ilgili bambaşka kanıtlar olurdu, olamadı. Olsun, bilim istediğimiz seviyeye gelmemiş olsa dahi hayvanların bilişsel kapasitelerinin sandığımızın üstünde olduğunu kabul etmek çok önemli. Çünkü hayvanlara yapılan kötülüklerin çoğu onların aptal ve duygusuz canlılar olduğu tezine dayanıyor. Etrafında olup biteni anlamayan, kendini ifade edemeyen, acı ve üzüntü hissetmeyen varlıklar üstünde deneyler yapmak, onları zalim koşullarda yaşatmak, öldürmek, işkence etmek, yemek normal karşılanıyor. Koko bir vâris bırakmamış olabilir ama o ve arkadaşları çok daha değerli bir miras bıraktılar bizlere: Bu gezegeni paylaşan canlıların birbirleriyle ‘konuşmasının’, birbirini anlamaya çalışmasının ve birbirine empati duymasının önemini öğrettiler. Sadece Koko, Kanzi, Washoe, Alex ve Chaser de değil üstelik; alet kullanan kuşlar, yas tutan filler, yardımsever şempanzeler, gelecek duygusu taşıyan domuzlar… Hepsinin bize söyledikleri bir şey var. Evrimin geleceğinde esas mevzu hayvanların konuşup konuşamayacağı, beyinlerinin yeterince evrilip evrilmediği değil, esas mevzu biz insanların beyinlerinin ve şuurunun bu hayatı paylaştığımız diğer canlılara iyi ve hakkaniyetli davranacak kadar gelişip gelişmeyeceği. Umalım ki gelişsin, bunu Koko’ya borçluyuz.

Cumhuriyet İMECESİ