Dünyanın insanlık için uygun olmadığını savunan anti-natalistlere temel soru şu: Dünyaya gelmeli miyiz?

Anti-natalistler, insanlığın ürememesi gerektiğini savunan görüşleriyle felsefi bir tartışma başlatmışlardı. Hintli Raphael Samuel’in ailesine ‘Rızam dışında dünyaya getirdiler’ diyerek açtığı dava, her ne kadar şöhret sarmalında kalsa da tartışmaları yeniden ele almakta fayda var.

16 Şubat 2019 Cumartesi, 21:03

Hindistan’da Raphael Samuel adlı bir zatın, “Beni rızamı almadan dünyaya getirdiler” diyerek ana - babasına dava açması dünya medyasında hayli yer buldu. “Var olma” karşıtı düşüncelerin, örgütlü olma anlamında, daha çok batı kaynaklı olduğu düşünülürse, reenkarnasyon gibi “yeniden doğuş”un çokça inananı bulunan Hindistan’dan birinin doğmaya karşı olması ilginç karşılandı demek ki. Ama Samuel’in işi sulandırdığı da fark edilmeli. “Beni rızam olmadan dünyaya getirdiler” demiş olması, ana rahmindeyken rıza alınacak bilince sahip olduğunu sanması anlamına gelir ki, aklı başında anti-natalistler meseleye böyle bakmazlar. Hintli vatandaş, istediği buysa eğer, adı etrafında küçük çaplı bir ün yaratmayı başarmış oldu.

Bugüne kadar bu akımın (akım mı demek lazım ondan da emin değilim doğrusu) adını duymayanlar, bu zat sayesinde anti-natalistlerden, yani “üreme karşıtları”ndan haberdar oldu. Anti-natalistler. Çok çok özetle insanoğlu/kızının ürememesi gerektiğini savunuyorlar. Neden? Çünkü dünya doğmak için uygun bir yer değil. Bunu savunurken koca bir “felsefe” oluşturan “filozofları” var bu akımın. Gerekçelerine “haklı” diyenler çok olsa da yaygınlık kazanmış, çok sayıda taraftar bulmuş bir “düşünce” değil bu.

 

David Benatar, dünyanın çocuk sahibi olmak isteyenler için iyi bir yer olmadığı kanısında...

David Benatar vardır örneğin. Bu zat 1966’da Güney Afrika’da doğdu. Cape Town Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yaptı uzun yıllar. Çocuk sahibi olunmaması durumunda dünyanın daha iyi olacağına fena halde inandırmış kendini. 2006 yılında basılmış bir de kitabı var; Better Never to Have Been: The Harm Of Coming Into Existence. Türkçeye “Keşke Hiç Olmasaydık- Var Olmanın Kötülüğü” adıyla çevrilmiş. Kitap yayımlandığında çok ilgi çekti. Benatar’ı ciddiye almam, sevenleri kusura bakmasın. Ona karşı güçlü argümanlarım olduğundan değil, çok daha basit bir gerekçem var; doğmamayı savunan Benatar, iddialarını yazdığı söz konusu kitabını ana babasına ithaf etti çünkü. Kendisini dünyaya getiren ana babasına, dünyaya gelmekten bu kadar memnun değilse neden minnet duyuyor? Bir de kendisine sorulan “çocuğunuz var mı?” sorusunu yanıtlamamayı tercih ettiğini söylüyor bir söyleşisinde. “Bunun görüşlerimle neden ilgili olduğunu anlayamıyorum. Çocuğum varsa ikiyüzlüyümdür ama iddialarım hâlâ çok doğru” diyor aynı söyleşide. O nedenle yazdıklarını okumak ama savunmamak daha doğru tutum benim için.

Hintli Raphael Samuel

Mutluluk verileri hatalı

Birtakım araştırmalar yapılmıştı. Bunların derlendiği 2017 Dünya Mutluluk Raporu’na göre, 2014- 2016 yılları arasında yapılan anketlerde Amerikalıların 6.99’u, Kanadalıların da 7.32’si hayatlarından daha az mutlu idi. Bir başka ankette de Hindistan, Rusya ve Zimambwe’den “çok mutluyum” sonucu çıkmıştı. İşte bu sonuçların Benatar açısından hiç bir önemi yok. Hatalı olduğuna inanıyor bu sonuçların. “İnsan yaşamının kalitesi, birçok insanın düşündüğünün aksine, aslında oldukça dehşete düşürücü” diyor, The Human Predicament: A Candid Guide to Life’s Biggest Questions’da mutlu olduğunu düşünen insanların bile yaşamlarının kötü olduğunu kanıtlamak için bir “sıkıntı listesi” yer alıyor.

Neredeyse her zaman aç ve susuzmuşuz. Sık sık tuvalete gitmek zorundaymışız, çok sıcak ya da soğuk açısından termal rahatsızlıklar yaşıyormuşuz, nihayet yorulduğumuz için uyuyamıyormuşuz. Kaşıntı, alerji, soğuk algınlığı, âdet ağrıları gibi nedenlerden ötürü acı çekiyoruz Benatar’a göre. Daha neler sıralamış neler; evlenip boşanıyormuşuz, genç kalmak istiyor ama yaşlanıyormuşuz. Kısacası yaşam bir “hayal kırıklığı”dır Benatar’ın gözünde.

Benatar çelişkileri

İşte böyle yaşayan insanoğlu/kızının çocukları için de büyük hayalleri vardır ama onlar öldüklerinde de mahvoluruz. Peki nereye varıyor tüm bunlar? Ölelim o zaman. Ona da bir yanıtı var; “ölüm sorunlarımızı daha da kötüleştiriyor” ona göre. Yani tamam, “yaşam kötü ama ölüm de kötü”. Kitabında bu konuya tam 43 sayfa ayırmış üstelik. Ama durun, şunu da savunuyor öte yandan: “Tabii ki yaşam her zaman fena değil, ölüm de her şekilde kötü değil. Bununla birlikte hem yaşam hem ölüm çeşitli açılardan berbattır. Birlikte bir mengene oluşturuyorlar yaşamımızda. Sonra da bir sürü soru türetiyor, “Yaşam devam etmeye değer mi (evet çünkü ölüm kötüdür), “hayat doğmaya değer mi? (hayır, çünkü hayat kötüdür).

Benatar’a neden dünyayı daha iyi bir yer yapmak için çabalamadığını sormuşlar. “Daha iyi bir dünya yaratmak şu an insanların çektiği acıları haklı çıkarmaz. Her halükârda, çarpıcı biçimde geliştirilmiş bir dünya mümkün değildir. Asla da olmayacak. İnsanlık ders çıkarmayı bilmiyor” olmuş yanıtı.

Dünyayı iyi yapma mücadelesini küçümseyen, insanoğlu/kızının azmini hesaba katmayan uçuk görüşler bunlar. Gerekçeleri güçlü elbette ama buna rağmen doğum karşıtı düşüncenin çok taraftar topladığı söylenemez. Benatar bunu kabul ediyor; “çünkü, doğum karşıtlığı düşüncesi çok fazla biyolojik güçle savaşmak zorunda”. Peki buna rağmen umudu var mı? “Var” diyor; “dünyanın deliliği hızla artıyor, bu nedenle çiftler çocuk yapmama kararını verebilir. Umudum bu.”

Soyu Tüketme Hareketi

Taraftarı az ya da çok, var böyle akımlar işte. Örgütlü bir doğum karşıtı hareket de mevcut. Voluntary Human Extinction Movement (VHEMT) (Gönüllü İnsan Soyunu Tüketme Hareketi, diye çevirdim, umarım doğrudur) bunlardan biri örneğin. Çevre sorunları yarattığı için insan varlığının sona ermesi gerektiğini savunuyor bu örgüt. 1991 yılında 1970’lerin çevre hareketinde hatırı sayılır bir ün yapmış olan Amerikan aktivist Les U. Knight tarafından kurulan bu örgüte göre tüm insanlık gönüllü olarak tükenmek için üremeden uzak durmalı. İnsan nüfusunda azalma olursa insan kaynaklı birçok acı sona erebilir diyor örgütün liderleri. İnsan dışındaki canlıların neslinin tükenmesi, dolayısıyla insanların ihtiyaç duyduğu kaynakların azalması nüfus fazlalığından diye düşünüyorlar. Hepsi doğru da, yine de yoksulluğun, kıtlığın, açlığın insan eliyle yaratılan sorunlar olduğunu görüp, bunu ortadan kaldıracak politikalar üretmek daha doğru bir yol. Bu uğurda mücadele eden büyük öncüleri örnek almalı.