Oxfordlu Astrolog: Efe Erten

Günümüzde hemen her yerde karşımıza çıksa da astroloji ciddi ve gerçekçi bir kavram olarak kabul görmüyor. Uluslararası sertfikalı Astrolog Efe Ertenise kerameti kendinden menkul falcıların aksine aldığı çoklu disiplinli eğitimle, okumuş bir astrolog profili çiziyor. Erten'le hem kişisel hikayesini hem de astrolojinin kadim yolculuğunu konuştuk.

20 Aralık 2019 Cuma, 11:42

-Oldukça donanımlı ve zorlu bir eğitim hayatınız olmuş. Biraz hangi okullarda ne eğitimi aldığınızdan bahsedebilir misiniz?


Galatasaray Lisesi mezunuyum. Sabancı Üniversitesi’nde Kültürel Çalışmalar okudum. İlk "master"ımı Oxford Üniversitesi Antropoloji bölümünde, ikinci "master"ımı Sabancı Üniversitesi Ekonomi bölümünde yaptım.


- Bu okullarda kültürel çalışmalar ve antropoloji alanında aldığınız dersler mi sizi astrolojiye yöneltti, yoksa halihazırda var olan ilginizin pekişmesine mi yardımcı oldu?


Astroloji 5 yaşımdan beri hayatımın içindeydi. Ancak aldığım tüm eğitimlerin astrolojiyle sağlıklı bir ilişki kurabilmemde hayati öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Kültürel Çalışmalar bölümünde aldığım epistemoloji dersleri katı pozitivist söylemin gerçeğe erişmek için tek yol olmadığı konusunda ufkumu açtı. Antropoloji bölümünde çalıştığımız kabilelerin çok çeşitli kültürleri, inançları ve kozmolojileri insan-evren ilişkine olan merakımı artırdı. Ekonomi ise bilginin sayısal zemine oturtulması, hesaplanması, net bir şekilde sınıflandırılması ve sebep-sonuç ilişkisi içinde incelenmesi açısından bana güçlü bir analitik temel kattı. Neticede astroloji pozitivist metodun dışladığı varsayımlarla ve tekniklerle çalışan, kozmosu anlamlandıran ve matematik hesap temelli bir bilgi sistemi.


- Astroloji alanında hangi eğitimleri aldınız?


3 yıldır İlhan Astroloji Enstitüsü’nde değerli hocam Barış İlhan’dan ve Ayşem Aksoy’dan astroloji dersi alıyorum. Bu eğitimim sırasında uluslararası geçerliliği olan NCGR (Ulusal Jeo-Kozmik Araştırmalar Konseyi) tarafından düzenlenen iki sınavı geçip birinci ve ikinci seviye NCGR sertifikası aldım. Şimdi İlhan Astroloji Enstitüsü’nde ders almaya ve NCGR’ın üçüncü ve dördüncü seviye sınavlarına hazırlanmaya devam ediyorum. Aynı zamanda Amerika’daki Kepler College’da Madalyn Hillis-Dineen’den Uranyen Astroloji eğitimi aldım. Bunlar dışında Türkiye ve Amerika’daki uluslararası astroloji seminerlerinde ve çalıştaylarında dünya çapında saygın astrologlardan spesifik konu bazlı eğitimler almaya devam ediyorum.


- Anladığım kadarıyla astrolojiye bakışınız, alışıldık burç yorumları ve falcılık literatüründen daha farklı. Özellikle kabala, tasavvuf ve hermetizmle kişisel astroloji kariyerinizi nasıl bir araya getirdiniz?


Astroloji fal değildir; astroloji burç yorumu da değildir. Bu perspektifi kazanmamda değerli hocam Barış İlhan’a çok şey borçluyum. Bana burç yorumu yapmadan, nitelikli ve derin bir şekilde astroloji yapılabileceği konusunda rehberlik etti. Astroloji kökleri Babil ve Eski Mısır’a dayanan kadim bir bilgi sistemidir. Helenistik dönemde Ptolemy, Dorotheus ve Vettius Valens gibi büyük astrologlarca kuralları tabüle edilmiştir. Devamında İslam Dünyası, Rönesans, Aydınlanma Çağı ve Modern Çağ dönemlerinde çok çeşitli eklemelerden ve modifikasyonlardan geçerek günümüze ulaşmış. Hermetizm, tüm bu bilginin ilk çıkış noktasını gösteren olgudur. Rivayete göre üç büyük bilgiyi - astroloji, simya ve maji – Hermes Trismegistus getirmiştir. Tasavvuf, aynı diğer mistisizm yolları olan Tao, Kabala, Gnostisizm, Hinduizm ve Budizm gibi bize insanın kendini bulma ve her şeyle birliği hissederek kendini aşma yolculuğunu anlatıyor. 1800’lerin sonu 1900’lerin başında kurulan Teosofi cemiyetlerinde gelişen yeni ve ezoterik astroloji, özellikle Dane Rudhyar’ın kurduğu hümanistik astroloji ve devamında büyüyen Psikolojik Astroloji de tam olarak bu “kendini gerçekleştirme” sürecinden bahsediyor. Bu sebeple astroloji gibi bir insanın kendini tanıması, kendini bilmesi ve kendini ful potansiyelinde gerçekleştirmesi için mükemmel bir vasıta olacak bir bilgi sisteminin, hâlâ fal ya da ticari bir eğlence seviyesinde algılanması çok üzücü. Böyle derin bir bilgi sisteminin bugün günümüzde konvansiyonel medyada sadece “burç falı” şeklinde kendine yer bulabiliyor olması ise hem üzücü hem de medya sistemi hakkında düşündürücüdür.


- Jung hakkında da çalıştığınızı gördüm. Jung pek çok metafizik konuda ilham veren birisi olarka görülüyor. Sizce Jung'u Freud ve çağdaşlarında ayıran nedir? Size nasıl bir ilham verdi?


Freud, dünyaya gelmiş en büyük hakikat savaşçılarından biri. Bu gerçeklik sevgisi onu hem çağdaşlarından hem de tüm zamanlardan ayırıyor. O güne kadar doğayı hunharca ve arsızca kontrol etmeye çalışan insana durdu ve “sen daha kendini kontrol edemiyorsun!” dedi. Bilinçdışı denen bir kavramı ilk defa ortaya attı, insanın “ben” dediği ve yüzde yüz tanıdığını sandığı kendisinin aslında çok küçük bir bilinçli yüzdesinin farkında olduğunu, kendisiyle ilgili bazen korkunç bazen de özgürleştirici asıl gerçekliğin derinlerde bir yerlerde, bilinçdışında yattığını ilk defa söyledi. Bu bir devrim! Bu sebeple Freud daha yukarıda bir yerlerde, mucitler sahasında oturuyor. Freud’un ateşini yaktığı bu bilinçdışı devrimi aslında çok karanlık, metafizik, gizemli ve belirsiz bir âleme kapı açıyordu. Ancak Freud’un pozitivizmi ona bu yolda cesaretle ilerlemesine izin vermedi. Bu görevi de genç meslektaşı Jung yerine getirdi. Jung’un derin orta çağ, din, spiritüalizm, mistisizm ve simya bilgisi ona bu âlemi araştırmasında yardım etti. Böylece Jung, Freud’un kişisel bazda ve materyal sınırlar içinde tanımladığı “bilinçdışı” kavramını, daha metafizik ve spiritüel “kolektif bilinçdışı” kavramıyla genişletti. Jung’u çağdaşlarından ayıran duygularına sahip çıkma cesaretidir. Herkesin katı pozitivist olduğu bir dünyada “cadılık, büyücülük, hurafecilik” olarak algılanabilecek bir teoriyi ortaya koyma gözükaralığıdır. Freud’un bana verdiği en büyük ilham insanın kendi hakikatini öğrenme tutkusudur. Bu hakikatin görünen değil görünmeyen derinlerde yattığını, ve ona rüyalar/semboller kanalıyla erişilebileceğini söylemesidir. Jung’un bana en büyük ilhamı ise insanın kendi hakikatinin öyle özerk, kendinden menkul, tek başına materyal bir olgu olmadığını, tüm insanların ve yaradılanların birbirlerine kolektif bilinçdışı üzerinden bağlı olduğunu göstermesidir. Her şey birdir, ve bu “Bir” hakkında öğrenilecekler bir insanın hakikati hakkında da önemli bilgiler içerir. Ben de “insanın kendini tanımasına rehberlik etmek” yolculuğumda bu iki devin omuzlarında yürümekten güç ve destek alıyorum.


- Astrolojiyi kainatın işleyişi hakkında matematiksel bir dil olarak görüyorsunuz sanırım. Bu konudaki yeteneklerinizi de ekonomi alanında yaptığınız çalışmalarda geliştirmişsiniz. Tüm bu bilgileri bir araya getirdiğinizde insanların ortak ve bireysel döngüleri veya kaderleri olduğunu söyleyebilir misiniz?


Evet Astroloji hem bireysel hem de kolektif seviyede işlemektedir. Hermes Trismegistus’un Zümrüt Tabletinde yazdığı gibi “yukarıda ne varsa, aşağıda da o vardır.” Bütün evren, her seviyesinde, aynı şekilde çalışır. Gökyüzündeki devasa yıldızlar da, gezegenler de, bakteriler de, bir hücrenin içindeki organeller de, hatta bunun da altındaki atomlar, elektronlar ve diğer atom-altı parçacıklar da aynı şekilde çalışır. Her bir özerk ünitenin kendi içinde bir özerk kaderi olduğu gibi bir de bu ünitelerin kolektif olarak maruz kaldıkları ortak bir kaderleri vardır. Bu “Bir”in kaderidir ve herkes “Bir”dir. Bu metafizik ya da mistik sayılabilecek anlayış aslında Astrolojide kendine çok matematiksel bir zemin bulmaktadır. Ekonomi eğitimim bana bu matematiği görmekte ve kullanmakta çok yardımcı oldu. Astrolojide kabaca çok yavaş hareket eden dışsal gezegenler Uranüs, Neptün ve Plüto’nun “kolektif gezegenler” olduğu söylenir ve kuşakların, dönemlerin ve kolektiflerin kaderini tayin ettikleri kabul edilir. Jüpiter ve Satürn ile beraber bunların döngüleri tarihi yazar. Aslında kolektif olanı sadece kolektif gezegenlere de atfedemeyiz. Herhangi bir gün yaşanan herhangi bir gezegen transitinin, gezegen burç değişiminin, Retro hareketin ya da bir tutulmanın da hem kolektifte genel hem de her bireye özel kişisel bir anlamı vardır. Bir insanın kişisel kaderi ve özgür iradesi için ise belli bir konumda, belli bir tarih, saat ve dakikada çıkarılmış, çok kişisel bir Doğum Haritası bilgi verir. Tüm bu gezegen transitleri ve Doğum Haritası hesaplamaları sadece matematiksel hesaba dayanır. Bu sayede biz “her şeyin hem ayrı hem de birlikte çalıştığı” gibi mistik bir savı astrolojide matematikle test eder ve doğrularız.


- Siz insanların kaderlerini sadece bilinen (güneş sistemi) burçları ile değil, geniş bir astronomi bilgisinden oluşan doğum haritasıyla öngörüyorsunuz sanırım. Bu yöntemi anlatabilir misiniz? İnsanlar bunun basit bir versiyonunu evde kendileri de yapabilir mi?


Klasik veyahut Psikolojik Astrolojide bilinen Güneş Sistemi gezegenlerini ve yükselen, MC, ay düğümleri gibi astronomik eksenlerle ilgili noktaları kullanıyoruz. Bunları Güneş’in ilerlediği yol olan Zodyaktaki bilinen 12 burç perdesinin önünde inceliyoruz. Buraya kadar ki kısmı gerçekten, hakkını vererek yapmak için mutlaka çok iyi astronomi bilmek gerekir. Bir Astroloğun, hiçbir bilgisayar ve yazılım kullanmadan sadece eliyle harita çıkarabilmesi çok önemlidir. Çünkü o zaman gezegenlerin yörüngelerinde ilerleme hızını, bir gün içinde gezegenlerin doğma ve batma süreçlerini gerçekten, somut ve bilimsel bir şekilde anlar. Bu matematiksel hesaplamayı yapamayan astrolog için doğum haritası, fiziki gerçeklikten kopuk acayip sembollerin, şekillerin serpiştirildiği bir şema olarak kalacaktır. İyi bir astrolog iyi astronomi bilmeli, her akşam çıplak gözle 7 gezegeni gördüğünde tanımalı, o günkü yıldız konumlarını kafasından çıkarabilmeli, hatta o sırada yükselen burcu aklından hesaplayabilmelidir. Bu Güneş sistemiyle sınırlı gezegenler dışında son bir yıldır Uranyen Astrolojiyle ilgilendiğim için hipotetik Transneptünyen objeler olan Cupido, Hades, Zeus, Kronos, Apollon, Admetos, Vulcanus ve Poseidon’u da çalışmalarıma katıyorum. Ayrıca yine Güneş Sistemi’nde Mars-Jüpiter arasında yer alan Asteroidleri, özellikle de ilk keşfedilen dördü olan Ceres, Pallas, Juno ve Vesta’yı kullanıyorum. Astroloiyle ilgilenen herkes kendi Doğum Haritasını sadece bir dakikada çıkarabilir ve bence çıkarmalıdır. Astro.com’dan kendi haritalarını çıkarabilirler. Bu haritadaki gezegen derecelerini ve burçlarını bir yere not ederlerse, astrolojik yazıları çok daha nitelikli ve kişiye özel bir şekilde okuyabilirler. Haritayı yorumlayamasalar da en azından gezegen derecelerini tespit edebilecekleri bir seviyeye çok kolay gelebilirler. Bunun için öğretici bir “İşaretler” videosu youtube kanalımda mevcut, ayrıca harita okumak için gereken işaret lejandını instagram profilimde sabitlenmiş “İşaretler” hihlight’ında da bulabilirler.


- Gelecek yorumlamaları sırasında tamamen kullandığınız yöntemimi izliyorsunuz, yoksa işin içine kişisel sezgi ve görü becerilerinizi de katıyor musunuz?


Astrolojik öngörülerimde tamamen öğrendiğim kitabi teknikleri izliyorum. Ancak bu konuyu duayen Astrolog Bernadette Brady’nin “the eagle and the lark” (kartal ve tarla kuşu) metaforunun çok güzel özetlediğini düşünüyorum. Brady’yi alıntılamak gerekirse, tanrılar çok güzel bir şarkı dinlemek istiyormuş. Çok güzel sesli tarlakuşu, ilham veren sesiyle Tanrıları mest etmek istese de Tanrılar gökyüzünde çok yukarıda yaşadıkları için asla onlara erişemiyormuş. Onlara erişebilecek fiziki gücü olan kartalın ise çok çirkin bir sesi varmış. Ancak somut dünyanın şampiyonu kartal duygulara, esinlenmeye ve ilhama hâkim tarlakuşunu sırtında taşırsa bu ikili Tanrılara istedikleri güzel şarkıyı dinletebilirler. Astrolojide kitabi bilgi, doğru teknik, metodlara hâkimiyet kartaldır ve olayın %80’idir. Sezgi, “eğitilmiş tahmin”, duygusal etkileşim, görünmeyen şeyler arasında bağlantı kurma yeteneği, vizyon ve içe doğma ise tarlakuşudur ve öngörünün yüzde 20’sidir. İyi bir astrolog öncelikle astronomik hesaplamayı ve astrolojik öngörü tekniklerini çok iyi öğrenip %80’lik kartalını mükemmelleştirmelidir. Sonrasında danışanıyla diyaloğa girerken veya siyasi/ekonomik/dünyasal bir öngörü yaparken doğru işaretleri sezmeye açık olmalı ve yüzde 20’lik tarlakuşuna izin vermelidir. Ben her zaman kartalıma, yani matematiksel hesaplamama, tekniğe hâkimiyetime, somut ve gerçekçi yaklaşımıma güvendim. Yıllar içinde de tecrübeyle içimdeki sezginin, yani tarlakuşumun geliştiğini gözlemliyorum.


- Astrolojinin de dahil olduğu öngörü ilimleri bazen manipüle edilip içi boşaltılmaya müsait hale de gelebiliyor. Bu alanda gerçek bilgi ile göstermelik yöntemler hangi kriterlerle ayrılabilir?


Maalesef astrolojiyi kötüye kullanan, yeterli bilgi sahibi olmadan yanlış bilgilerle insanları suistimal eden çok sayıda kişi var. Bu kişilerle gerçekten bilgi sahibi astrologları ayırt etmek için en önemli kriter, uluslararası geçerliliğe sahip astroloji kuruluşlarından sertifika almış olmaktır. Şu an dünya çapında yaptığı sınavlarla astrologlara yeterlilik sertifikası veren iki büyük kurum ISAR ve NCGR’dır. Bu iki kurumdan birinden sertifika almış astrologların bilgileri onaylanmıştır. Aynı zamanda doğru bir astroloğu ayırt etmek istediğinizde, “bu Astroloğun Hocası kim?” siye sormak önemlidir. Astroloji tezgahta usta-çırak ilişkisinde öğrenilen bir zanaattır. Astroloğun Hocası, onun bilgisi, mesleki duruşu ve etiği hakkında bilgi verir. Bunlar dışında, Astroloğun bilgiye yaklaşımı çok önemli bir belirteçtir. Bir makale yazdıktan sonra kaynakça veriyor olması, kullandığı yazarların ve kitapların da kabul görmüş, nitelikli ve ciddi yazarlar/kitaplar olması önemlidir. Ayrıca bir Astroloğun saygın ve nitelikli bir Astrolog olduğunu gösterecek bir diğer gösterge, uluslararası konferanslarda seminer verebiliyor olması, makalelerini uluslararası astroloji dergilerinde yayınlatabiliyor olması ve dünya çapındaki akran Astrologlar tarafından alıntılanıyor olmasıdır.