A+ A-

Faydalı bilgiler... İslâm, Modernizm, Anti-Modernizm

Faydalı bilgiler... İslâm, Modernizm, Anti-Modernizm
Yayınlanma tarihi: 13 Temmuz 2015 Pazartesi, 18:51

19’uncu yüzyıl ile 20’nci yüzyılın başı, İslâm dünyasında “modernist” düşünce akımının etkinliğine sahne oldu. Bu dönemin önde gelen Müslüman düşünürleri Batı’nın bilime, teknolojiye, akla büyük önem atfeden düşünüş tarzını benimsemişlerdi. Onların hedefi, İslâm’ın modern- Batılı bilim, düşünce ve kurumlarla entegrasyonunu sağlayarak İslâmî toplumu çağa uygun olarak biçimlendirmekti.

Bu “İslâmi modernizm”in ilk elde zikredilmesi gereken ismi, Cemaleddin Afgani’dir (1839-1897). O, Batı’nın bilimsel-felsefî bilgisinin İslâm’a uyarlanmasını desteklemiş, felsefeyi İslâm’ın düşmanı sayan muhafazakâr ulemanın da şiddetli muhalefetiyle karşılaşmıştır. Aynı dönemde Hint Yarımadası’nda da bir başka öncü isim, Seyyid Ahmed Han (1817-1898) karşımıza çıkar. O da modern bilimsel bilgi ve düşüncenin İslâm’la bütünleştirilmesini, “Allah’ın işi (yaratısı) olan ‘doğa’nın, Allah’ın sözü olan ‘Kur’an’ ile özdeşliği” iddiasında bulunacak derecede destekledi.

Bu akım içerisinde Afgani’nin öğrencisi Muhammed Abduh’u (1849-1905) belirtmeden geçmek de olmaz. O da memleketi Mısır’da İslâm’ı modern düşünce ile uzlaştırma yolunda düşünsel çaba harcadı. Abduh, “şura”, “maslahat”, “icma”gibi geleneksel İslâmî kavramların “parlamenter demokrasi”, “faydacılık” ve “kamuoyu” gibi modern Batılı kavramlara denk olduğunu ileri sürmüştür.

Müslüman düşünür, ideolog ve aktivistlerin izleyen kuşakları, her ne kadar ideolojik yönelimleri itibariyle birbirlerinden ayrılsalar da fikri formülasyonlarında bir şekilde bu modernist akımın mirasını barındırırlar. Reşid Rıza, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub ve Mevlana Mevdudî gibi püriten bir İslâmî radikalizmin savunucularından, Muhammed ve Ali Abd-ül Razık, Taha Hüseyin ve Muhammed İkbal gibi liberallere kadar erken 20. yüzyıl İslâm dünyasının etkili şahsiyetlerinin düşüncelerinde İslâmî modernizmin izleri, şüphesiz değişik dereceler ve farklı vurgularda karşımızdadır.

İslâm dünyasında bu “modernist” eğiliminin öne çıkması, Batı dünyasında pozitivizmin, rasyonalizmin ve sekülerizmin tam hâkimiyetini tesis etmiş modern projenin revaçta olduğu dönemle çakışır. 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren ilk işaretleri görülmekle birlikte esasen bu yüzyılın son çeyreğinde önü açılmış “postmodern” düşünce çığırıyla birlikte ise İslâmî modernistlerin görüşleri de geçerliliklerini önemli ölçüde yitirmiştir.

Nasıl postmodernizm en genel anlamda “modernite”ye ilişkin bir hayal kırıklığının ifadesi ise, 20. yüzyıl başındaki “özürcü- savunmacı” (apologetic) İslâmî modernizm de İslâmî “anti-modernizm”in sözcüleri tarafından hırpalanmaya başladı. Batı ile İslâm arasında bir uyuşum sağlama düşüncesi geriledi. “İslâmî düşünme” yeteneğini yeniden yakalayarak yüzyıllardır Batılı entelektüel akımların tahakkümü altında kalmış Müslüman ilim ve irfanına tekrar hayatiyet kazandırmayı amaçlayan ‘bilginin İslâmîleşmesi” projesi öne çıkarılmaya başlandı. Ve İslâm’ın modern-evrensel değerleri hakkıyla gerçekleştirdiğini değil, İslâm’ın kendisinin bir evrensel değer olduğunu kanıtlamak esas alınır oldu.

İlginç olan şu ki “anti-modernist” çığır da görüş ve savlarını temellendirirken büyük ölçüde Batı’ya bağımlıdır! Modern bilim ve uygarlığının Kuhn, Feyerabend ve Foucault gibi, postmodern çığırla da irtibatlandırılan ateşli eleştirmenlerinin,“evrensel bilim” düşünün geçersizliğine; bilim ve bilginin göreliliğine; bunların söyleme bağlı olarak inşa edildiğine vurgu yapan çalışmaları, İslâmi anti-modernizmin başyapıtları olmuştur. Yani Batı modernliği ile “İslâmi-modernizm”in eleştirisi ve reddiyesi de İslâm’ın içinden değil yine “modern Batı”dan çıkmıştır!..

Dolayısıyla “modernlik” karşısında İslâm dünyasının tavrını gerek “modernist”, gerekse “anti-modernist” olunduğu durumda da belirleyen hep Batı’dır.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer