Kapat
A+ A-

Olağanüstü hukuk

Kendi mevzuatını oluşturan OHAL, kendi yargı sistemini de oluşturdu.
Yayınlanma tarihi: 20 Ocak 2018 Cumartesi, 22:12

OHAL sürecinde yayımlanan KHK’ler kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda, hukuka aykırı olsa bile yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi yasaklandı.

İç hukuk yolunun kendiliğinden kapanması

İdare mahkemeleri, “Kanun hükmünde kararname” adından yola çıkarak, yapılan işlemin bir yasama işlemi olduğu gerekçesiyle, OHAL alanında yetkisizlik ilan etti. Hukuk mahkemeleri, “Kanun hükmünde kararname”nin Bakanlar Kurulu onayı ile yürürlüğe girdiğinden hareketle, yürütmenin tasarrufuna giremeyeceğini ilan etti. Anayasa Mahkemesi, “kanun hükmünde” de olsa yapılan işlemin bir yasama faaliyeti olmadığı gerekçesiyle kulaklarını ve gözlerini tıkadı, yapılan ihlal başvurularını yine bir KHK ile kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na havale etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de oluşturulan yeni OHAL yargısının, iç hukuk sistemini kendiliğinden tıkadığını göz ardı ederek, yaşamları KHK ile değişen insanlara komisyon kapısını gösterdi.

Süper yetkili, işlevsiz aklama kurulu

Tüm gözlerin çevrildiği OHAL Komisyonu daha baştan sakat doğdu. Hem yapılan tüm işlemlerin üzerinde bir konuma yerleştirildi, hem de tüm işlemlerin ana imzacılarından biri olan Başbakan’a bağlandı. Yeri geldiğinde Başbakan’ın imzaladığı KHK’de hata yapıldığını ilan edecek, yeri geldiğinde bir kişinin aylarca tutuklu kalmasına neden olan mahkeme kararının yanlış olduğu değerlendirmesini yapacaktı. Mağduriyet iddialarının sadece başvuru dosyası üzerinden incelenmesi kararı alındı. Böylece, mağdurun hakkındaki suçlamayı öğrenmesinin, delilleri incelemesinin, savunma yapmasının önüne geçildi. Yine de umutlar bu “süper yetkiye” bağlandı, ancak komisyon işlevini gösteremedi. Ocak 2017’de yayımlanan KHK ile kurulan, ancak çalışmaya başlamak için 6 ay bekleyen komisyon, “neye göre, kimi aklayacak” soruları ile birlikte 102 binin üzerinde mağduriyet başvurusunu arşivinde biriktirdi. Kurulmasının üzerinden 1 yıl geçti, ama henüz fiilen bir sonuç üretmedi. Sonuç üretemediğinden, komisyon kararlarına karşı açıldığı söylenen itiraz yolu da henüz görülmedi.

Özel ordu gibi özel harekat

15 Temmuz’un ardından devletin acil olarak özel harekât polisine ihtiyacı doğdu. Bunun için KHK hızına başvuruldu. Polislerden farklı olarak, 27 yaşındaki lise mezunlarının özel harekât adayı olması, adaylarda KPSS koşulunun aranmaması sağlandı. Özel harekâta, yine KHK ile, teşkilat içinde özel bir konum verildi.

Savunmanın gizliliğini ihlal

Tutuklu ve hatta hükümlülerin avukatları ile görüşmelerinin sesli ve görüntülü olarak kaydedilebilmesi, bir görevlinin görüşmede hazır bulunması, hükümlü tutuklu arasındaki belge alışverişine el konulması sağlandı. Soruşturmanın üzerindeki yargısal denetim zayıflatıldı. Savcılar yakalama emri verme yetkisi aldı. Kişilerin kaçak ilan edilmesi ve bu yolla kaçmamışsa da mal varlığına el konulması kolaylaştırıldı. Sadece kovuşturma sürecinde yapılabilecek “kaçak ilan etme” yetkisine soruşturma süreci de eklendi. Böylece bir kişinin savcı tarafından kaçak ilan edilmesinin önü açıldı. Normalde 24 saat olan savcının el koyma kararının hâkime sunulması koşulu, 5 güne çıkarıldı. Bu düzenleme, bu kadar uzun süre içinde el konulan eşyaların, yani delillerin tahrif edilmesinin kolaylaştırılması kuşkusunu doğurdu. Evde, işyerinde, arama yapılabilmesi için komşulardan ikisinin hazır bulunması koşulu bir komşuya düşürüldü. Askeri bölgelerde ve avukat bürolarında savcının katılımı olmadan arama ve el koyma yapılabilmesinin önü açıldı. Sadece savcı ve hâkimin yetki alanında olan arama sırasında elde edilen belge ve kâğıtların kolluk tarafından da incelenmesi sağlandı. Yine daha önce sadece hâkimin yetkisi altında olan şüphelinin bilgisayarına el koyma ve bilgisayarını kopyalama kararı savcıya da verildi. Delil güvenliği yine tehlikeye atıldı. Savcılara dinleme ve kayıt etme yetkisi de verildi. Savcılara gizli soruşturmasıyla görevlendirme, teknik araçlarla dinleme yetkisi verildi.

Tek tip devlette tek tip maphus

15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından sık sık dile getirilen duruşmalarda sanıkların tek tip kıyafet giymesi zorunluluğu yine KHK gücü ile yürürlüğe girdi. Masumiyet karinesine aykırı olarak darbe suçları sanıkların badem kurusu, terör suçları sanıklarının ise gri tulum giymesi kuralı konuldu. Kıyafet zorunluluğuna uymayan mahpusa ise duruşmaya çıkarılmama cezası verilmesi, adil ve duruşmalı yargılama hakkına aykırı olarak sağlandı.

Maphusa izolasyon

Olağan hukuk döneminde, tutukluların yakınları ile ayda 4 kez görüşme hakkı bulunuyordu. Bunun bir tanesi de açık görüş olanakları ile veriliyordu. Hatta görüşler geniş anlamda aile fertleri ve tutukluklu ve hükümlülerin kendilerinin tercih ettiği kişilere de açılabiliyordu. Ancak OHAL KHK’si ile geniş anlamda aile fertleri, eş ve ikinci dereceye kadar akrabaları ile sınırlandırıldı. Aile dışında görüşme hakkı yasaklandı. Haftada bir olan telefonda görüşme hakkı 15 günde bire düşürüldü.

Uzun tutukluluk gibi uzun gözaltı

Olağan hukukta 24 saat, belli suçlarda en fazla 72 saate kadar çıkartılabilen gözaltı süresi önce KHK ile 30 güne kadar uzatıldı. Daha sonra bu süre 7 güne, 7 günlük uzatma yetkisi de eklenerek 14 güne indirildi. İnsan hakları raporlarında aktarılan bilgilere göre, OHAL döneminde gözaltına alınanların Cumhuriyet Savcıları tarafından 24 saat haberleşme kısıtlaması uygulanıyor.

Hukuksuz delilin yolu KHK ile açıldı

OHAL ’in oluşturduğu özel yargı, kendisini sadece mağduriyet iddialarında göstermedi. KHK’nın verdiği güçle, Ceza Muhakemesi Yasası’nda pek çok düzenleme yapıldı. Daha soruşturma aşamasında şüphelinin avukatı ile görüşmesine sınırlama getirildi. Şüphelinin ifadesinin zorla alınması yoluyla hukuka aykırı delil üretilmesinin önüne geçilmesi için gereken avukatla görüşme hakkına önce 5 günlük kısıtlama getirildi. Bu daha sonra 24 saate düşürüldü.

‘Yargılama hızlansın’ diye avukatsız duruşma

15 Temmuz yargılamalarının, yürütme erkinin istekleri doğrultusunda hızla tamamlanması bahanesiyle, duruşmaların avukatsız da sürdürülebilmesinin önü açıldı. Avukatın mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya yine mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi durumunda yargılamanın devam etmesi sağlandı. Hatta sanık hakkında verilen hükmün avukatın yokluğunda açıklanması bile sağlandı. Adil yargılanma hakkına aykırı olarak, mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, sanığın sorgusunun duruşmaya getirilmeden yapılabilmesi sağlandı. Bunun için iki taraflı olarak sesli ve görüntülü iletişim tekniklerinin kurulması yeterli oldu. Örgüt faaliyeti gerekçesi ile açılan davaların duruşmalarında sanığın savunmasına 3 avukat sınırlaması getirildi. Böylece muhalif bir tepki oluşturan, siyasi olarak nitelendirilen davalarında çok sayıda avukatın, duruşma salonunda güçlü bir savunma hattı oluşturmasının önüne geçildi.

Avukata da ihraç

Avukatların, müdafilik görevinden men edilmesi, yani bir anlamda ihraç edilmesi kolaylaştırıldı. Avukatın müdafilikten yasaklanması için hakkında örgüt suçlarından sadece soruşturma açılması bile yeterli görüldü. Bir avukatın, müvekkili hakkında ceza soruşturması devam ederken bile müdafiliğinin yasaklanması sağlandı. Sadece sanıkların değil, savunma görevi ve savunulma hakkının da masumiyet karinesi, KHK gücüyle yok sayıldı. Çok sayıda avukat müdafilikten yasaklandı. Adalet Bakanlığı, hukuk fakültesi mezunu olup üniversitede akademisyen olarak çalışan, kararname ile ihraç edilip avukatlık mesleğine geri dönmek isteyenlere izin vermedi. Savunma ve itiraz hakkına aykırı olarak avukatın, müvekkilinin dosyası üzerinde inceleme yapma ve belgelerden örnek alma hakkının savcılıkça kısıtlanmasının önü açıldı. Sadece ilk tutukluluk kararına yapılan itirazın değil belli suçlarla ilgili tüm tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden yapılmasının önü açıldı. Böylece tutukluluk incelemesinin duruşmalı olarak, bizzat savunma, sözlü itiraz hakkının tanınması da engellenmiş oldu. Tutukluluk halinin sona ermesine karar verilmesi durumunda, savcılara itiraz hakkı verildi.

Askeri düzen sil baştan

Saray’a bağlı ‘peygamber ocağı : Genelkurmay Başkanı’nın görev ve yetkileri sınırlandırıldı. Ordunun temel terfi temayülleri altüst edildi. Genelkurmay Başkanı olabilmek için kuvvet komutanlığı yapma şartı kaldırıldı. Kara, Hava ve Deniz kuvvetleri komutanlıkları Milli Savunma Bakanı’na bağlandı. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Yani Jandarma “asker” değil “kolluk” oldu. Artık Cumhurbaşkanı ve Başbakan kuvvetlere doğrudan emir verebilecekti. Genelkurmay Başkanı’nın emir komuta yetkisi, sadece savaş şartları ile sınırlandırıldı. Kuvvet komutanlıklarının kışla içindeki atama yetkisi kaldırıldı. Ordunun içindeki eğitim altyapısı tamamen değiştirildi. Askeri liselerin kapatılması; Milli Savunma Üniversitesi, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi gibi yeni asker okullarının kurulmasının tamamı, Genelkurmay Başkanı’nın yeni kuvvetlerin oluşumundaki yetkisini azaltmak için yapıldı. Yüksek Askeri Şûra’da hükümetin ağırlığı artırıldı.

Saray Savunma Sanayi: Sadece kışla değil ülkenin savunma sanayisi de Saray’a bağlandı. Milyonlarca dolarlık askeri üretimlerin yönünü belirleyen Savunma Sanayi İcra Komitesi, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığına verildi. Savunma Sanayi Müsteşarlığı da Milli Savunma Bakanlığı’ndan alınarak Cumhurbaşkanlığı’na verildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı ile birlikte savunma sanayisinin dev şirketleri ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN. TUSAŞ, İŞPİR ve ASPİLSAN da Saray yönetimine verildi.

Saray İstihbarat Teşkilatı: MİT, Başkanlık sistemine geçişten önce OHAL gücünden faydalanılarak Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. MİT Müsteşarı’nın Cumhurbaşkanı tarafından atanması sağlandı. MİT’in devasa bütçesi Başbakanlık örtülü ödeneğinden Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğine bağlandı. MİT ajanlarının istifa etmeleri zorlaştırıldı. Sadece MİT değil, devletin tüm istihbarat birimlerinin koordinasyonu, Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu eliyle Cumhurbaşkanlığı’nda toplandı. Anayasa değişikliği ile askeri mahkemelerin tamamı kaldırıldı.

Kışladaki açık KHK ile kapatıldı: İhraçlarla oluşan personel açığını hızla kapatmak için, rütbe yükseltmelerinde bekleme süresi ve sicil şartlarında esneklik getirildi. Sivil alandan pilot alımındaki koşullar yumuşatıldı. İhtiyaç halinde kullanılacak “ihtiyat pilotu” adı altında, “yedek pilot ordusu” oluşturuldu. Terör örgütleri ile ilişkisi olanlar bile Milli Savunma Bakanlığı’nın belirlediği celp ve sevk çerçevesinde silah altına alındı.

Saray’a tutuklu takası yetkisi: Yabancı tutuklu ve hükümlülerin başka bir ülkeye iade edilmesi, başka bir ülkede bulunan hükümlü ve tutuklularla takas edilmesi sağlandı.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer