Köşe Yazısı

A+ A-

Kana Rengini Veren Nedir?

08 Temmuz 2018 Pazar

Akıp giden zamanın geçişini izlemek insana göre değil. Tüm evren ya da evrenler, doğuyor, sonra ölüyor. Yıldızların ışığı milyonlarca yıl uzaktan geliyor. Zaman demek ki bizim dışımızdaki bir gerçekliktir, onu biz uydurmadık. Ama belki de onun farkına varmak gibi bir şanssızlığımız var. Zamanın yürüyen bandında onunla birlikte koşmak, düşmek istemiyorsak onun hızına ayak uydurmak zorundayız.

***

Hayatın anlamı akıp giden zaman içinde varolmayı becerebilmek olabilir. Kültür insanları, bu durumu kendi varolma biçimlerinden yola çıkarak “hayata anlam katmak” diye anlatırlar. Doğayı anlamak felsefeyse, değiştirmek onun türevidir. Yaşadığımız coğrafyada, ama tüm canlılarla ortaklaştığımız gökyüzünün altında, doğayla, uzamla, uzayla ilişkimiz, bizim için önceden çizili olmayan bir kader; sevinç, hüzün ve keder kaynağıdır. Onu yazar, onu anlatırız.

***

Zaman içinde varoluşumuzu etkileyen kültürü, siyaseti, hemen her şeyi kapsayan doğa-insan ilişkisi anlamlı olsun istiyorsak önceliğimiz, ot gibi değil, acaba otlara haksızlık mı ediyorum, insan gibi yaşamak olmalı. Ama kültürsüzleşme, sokaktaki eğitimsiz yurttaşların, kendini eğitmiş ya da eğitilmiş sayanların yüzünden okunuyor, sözcüklerinden sızıyor. “Kitap okur musunuz?” diye soruyor sokak röportajcısı, “okumam, partimiz her şeyi bilir” diyor hanımefendi gururla.

***

“Kana rengini veren nedir?” sorusunu artık fazla buluyorum; çünkü umutsuzum, “fişne” diyor kendinden emin kardeşimiz; sokak röportajcısının “hemoglobin olabilir mi” kopyasına bile aldırmıyor. “Nar” diyen de var. Hep birlikte gülüyoruz. Gülüyoruz da neden gülüyoruz, kime gülüyoruz, gülmeli miyiz? Düşene güleriz biz. Neden? Çünkü kendimizi görürüz orada da ondan. Biz düşmedik, düşseydik güleceklerdi haklı olarak, öyle değil mi?

***

Bir başkası medresenin yetiştirdiği âlimlerden söz ediyor, “geç kalıyoruz geç” diye yakınıyor; başındaki sarıkla Muhteşem Yüzyıl’dan fırlamış gibidir. Tarih denilen, hırçın savaşlarla dolu ilerlemeden haberi yok. Eski zamanlara dönmek istiyor, örneklerle aradaki boşluğu dolduracağını sanıyor. Solcu biliyorsa sizi, Ömer Hayyam’dan, sağda bir cahili eğitmekse maksadı, İmam Gazali’den söz açıyor.

***

Durum ümitsizdir, çemberi kapatıyoruz. Müdürden kaçamayacağız, hemen Said Nursi’ye atlayacak çünkü, Şerif Mardin’le birlikte üstümüze yürüyecek bu arada. Daha yakınlara gelmek istiyor aslında. İstiyor ama nasıl gelsin, İsmet Özel güven vermiyor, Cemil Meriç zorluyor, Tanpınar’ı kullanıp kullanmamakta kararsız, ne yapsın. Öfkeleniyor, sıkıştığı zaman hep baktığı yere, yukarıya bakıyor, yukarıya, daha yukarıya... Devlet çözsün istiyor meseleyi.

***

Tamam çemberi kapatıyoruz. Çok üzgünüm, cehalet, kültürsüzleşme bir dandy olarak zili çaldı işte. Misafir odasına girmiş bile olabilir. Size danışmadan mutfakta menemen pişiriyor, “gurmelerin listelerinde menemenin yeri” konusunda küçük bir nutuk çekiyor belki de. Masadaki ucuz şarabı da inceleyecek, bir iki söz edecek, bir iki marka sayacak ama üzülmeyin, kadehleri birbirine ekleyecektir.

***

Çember kapanıyor artık. Yayıncılar aktarıyor, kitap satışlarına bağlı olarak yayınlarda belirgin bir düşüş varmış. Onlar verilerle konuşuyor, basılı tüm kitapları envantere dahil ediyorlar doğal olarak, kalite kontrolü yapacak değiller. Onu biz okurlar yapabiliriz; üzgünüm, yapamıyoruz, yapamayacağız, çünkü hayal kırıklığı derinleşiyor okudukça. Edebiyattan uzaklaşıyor, iktisat kitaplarında daha kolay bulduğumuz şiire dönüyoruz.

***

Tamam çemberi kapatıyoruz. Kana rengini veren nedir? Hep birlikte sokaktaki yurttaşa katılıyoruz, bilgimizden, daha önemlisi kendimizden eminiz: Fişnedir.