Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Umudun tükenişi 11: ‘Bıkkın’ Ecevit hapiste

22 Temmuz 2018 Pazar

Özgürlük ve Demokrasi, insanlık tarihinde uğurlarına en büyük bedeller ödenen iki kavramdır.
Demokrasi, bireysel özgürlüğün toplumsallaştırılmış halidir. Onun için dinci/ mezhepçi veya ırkçı/milliyetçi çoğunluk diktatörlüğü, demokrasinin en büyük düşmanıdır.
Bu kavramların gelişmelerini önlemek adına çok cinayetler işlenmiş, kimi zaman din ve mezheplerin, kimi zaman ırk ve milliyetlerin arkasına sığınan diktatörler, insanlık tarihini kana bulamışlardır.
İnsanlığın bu özgürlükçü ve demokratik değişme ve gelişme savaşımının arkasında kalan Osmanlı, geri kalmışlığının bedelini işgal edilip yok edilerek ödemiştir.
Bir zamanlar Roma’dan devir aldığı Dünya İmparatorluğu’nu, bu geri kalmışlığından dolayı sadece İslam Âlemi’nin Yıldızı olarak sürdüren Osmanlı’nın çöküşü üzerine, yine bu birikimin bir ürünü olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk:
Bu toplumu, İnsanlık Âlemi’nin uygarlık düzeyine eriştirmek, aradaki açığı kapatmak için, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş ve bu topraklarda yaşayanlara Özgürlük ve Demokrasi yolunu açmıştı.
Elbette, henüz Din/Tarım toplumlarının sömürü düzeni aşamasında, kulluk ve kölelikle desteklenen bir Padişahlıktan, Demokrasiyi amaçlayan bir Cumhuriyet’e geçmek kolay değildi.

***

On birincisini yazdığım ve her pazar “içerdekileri” de andığım bu yazıda:
Siyasetle “Hapishane”nin, Demokrasiyle “Adalet”in kesiştiği noktaları...
Türkiye’de Demokratik Cumhuriyeti kurmak gibi neredeyse olanaksız görünen bir görevi üstlenmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin öyküsü üzerinden...
Sürdürmeye çalışıyorum.

***

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra siyaset yapmanın yollarını arayan Ecevit, 21 Şubat 1981’de “Arayış” dergisini çıkarmaya başladı.
Arayış’ın 7. sayısında kaleme aldığı ve 12 Eylül yönetimini işkence yapmakla suçlayan “İşkence” başlıklı yazısı, derginin kapatılmasına neden oldu.
30 Mayıs 1981’de çıkan 15. sayısında ise Ecevit, muhalefetin dozunu daha da yükselterek şunları söylüyordu:
“İnsanlar bir ölçüye kadar özgürlük kısıntılarına, baskıya, zulme katlanabilirler, ama haksızlığa, adaletsizliğe katlanamazlar. En zayıf, en ürkek insan bile haksızlık, adaletsizlik karşısında tepki duyar ve tepkisini hiç beklenmedik bir ölçüde açığa vurabilir.”
Bunun üzerine Milli Güvenlik Kurulu 2 Haziran 1981’de, 52 numaralı bildiriyi yayınladı:
Bu bildiri “11 Eylül 1980 tarihinde, parlamento üyesi bulunan siyasi parti mensupları ile her kademede siyasi parti yöneticisi ve mensuplarının Türkiye’nin geçmiş veya gelecek siyasi veya hukuki yapısıyla ilgili olarak kendi anlayışları doğrultusunda sözlü veya yazılı beyanda bulunmaları veya makale yazmaları ve bu amaçlarla toplantı yapmalarını” yasaklıyordu.
Ecevit bu bildiriye aykırı davranmaktan 3 Aralık 1981’de hapse atıldı.
2 Şubat 1982’de hapisten çıktı fakat Hollanda televizyonu NCRV’ye verdiği demeç ve Alman Der Spiegel dergisine “Atatürk’ün mirası ve Türk demokrasisinin Hali” başlıklı bir yazısından dolayı yeniden 2 ay 27 gün hapis cezasına çarptırıldı.

***

Bu yazıyı bitirirken, burada ilk kez açıklayacağım bir bilgiyi de okurlarımla paylaşmak istiyorum:
1980 öncesi kurduğu son hükümetten ayrıldıktan sonra, ama 12 Eylül Askeri Rejimi’nin baskılarından dolayı CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmesinden çok önce, bir dertleşmemizde:
“Emre Bey, bu Deniz Baykal ve Ali Topuz çekişmesinden ve çatışmasından o kadar bıktım ki, Genel Başkanlıktan ayrılmayı düşünüyorum” demişti.
(Bilmem ayrıntılar ayrı bir yazı konusu olur mu?)

***

DİREN CHP...
DİREN DEMOKRASİ:
ÜLKEDEKİ BU BUNALIM VE PARTİ İÇİNDEKİ BU SORUNLAR İLK KEZ BAŞIMIZA GELMİYOR!a

Tümü Emre Kongar - Son yazıları

‘Babıâli’nin Öteki Yüzü’nde Özal 13 Kasım 2018 Sal
Cumhuriyet fazilettir - 3 11 Kasım 2018 Paz
Padişahlık ahlâkı 2 9 Kasım 2018 Cum

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ali Topuz