Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Berberoğlu’nun suskunluğu ve sizin çığlığınız

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Savunmakla yükümlü olduğu cumhuriyet, laiklik, adalet, eğitim, devrimler, değerler... Her şey hızla elinden kaymışken...
Nicedir yaptığı tercihler siciline tek tek büyük birer hata olarak kaydolmuşken...
Her haliyle rakibinin ekmeğine yağ süren bir muhalefet partisinin hâlâ temkinli kalmayı başaran edepli tepkileriyle....
Hiç sordunuz mu kendinize, bundan sonra daha nereye gidebilir bu ülke?
O muhalefet...
Rakipleriyle karşılıklı bir oyun masasında oturuyor. Rakibi gözlerinin içine baka baka hile yapıyor. O, fıtratı gereği, yapmıyor, oyunu ısrarla kurallarına göre oynuyor.
Rakip kâğıt çalıyor, o görmezden geliyor. Rakip sırası gelmeden oynuyor ses çıkarmıyor. Rakip tüm kuralları ihlal ediyor, o tepki vermiyor. Rakip eli bitmediği halde “Bitti” diyerek açıyor, o “Eyvallah” diyor.
Her cümlesi “Hak”, her cümlesi “Hukuk” ama hakkı yendikçe daha da suskunlaşıyor. Savunduğu değerlerin içini hızla yine kendisi boşaltıyor.
Neden?
Ortalık karışmasın diye!
Ülkenin başına artık bunca şey gelmişken, ortada yanlış anlaşılacak hiçbir şey kalmamışken, 15 Temmuz’dan bu yana yaşananlar işin rengini en akılsız insanın bile anlayabileceği kadar ortaya koymuşken, ortalık zaten yeterince karışmışken, kendinize bir sorun;
Temkini elden bırakmayan edepli bir muhalefet neye yarar?
Cesaretini toplayıp edepten vazgeçebilecek isyankâr bir muhalefet şu andan sonra bile isterse hangi oyunları tak diye bozar?
Muhalefettin suskunluğu, görmezden gelişi, alttan alışı, katlanışı, hızla iktidarla ortaklığa dönüşüyor.
O masa devrilmesin diye tutmakta inat ettiği denge yüzünden kaybedip durduğu bu oyunun oyuncusu değil basbayağı oyuncağı oluyor.
Örgütlü muhalefet her zaman yaptıklarını değil, şimdiye kadar hiç yapmadıklarını yapmaya cesaret etmedikçe...
O masayı, o masayı, o masayı...
Ani bir karar ve inançla devirmedikçe...
Hiçbir sorun çözülmese bile, en azından torunlarına gelecekte “Direndik de yenildik” diyemeyecek hiç kimse.
Hileli bir masada oturmakta ısrar ettiği, hilenin adını bir türlü koymadığı, iktidar ne yaparsa yapsın oyunu ısrarla kurallarına göre oynadığı ve her turda bir öncekinden daha ağır yenilgilere uğradığı halde hâlâ akıllanmadığı için...
Bu muhalefet artık mağdur değildir.
O da suçludur hatta suçtan, suçlunun olduğundan çok daha fazla sorumludur.
15 Temmuz bahanesiyle içeri atılan ve hukuki durumları gündeme bile gelemeyen, sayısız insan cehaletten sadece cehaletten nicedir susmaktalar.
Olan biteni, sıra bana da gelir kaygısıyla sinerek izleyen sayısız insan, korkudan, sadece korkudan nicedir susmaktalar.
Ve nihayet göz göre göre hukuki bir haksızlığa uğrayan Enis Berberoğlu, öfkeden, sadece öfkeden artık susmakta.
İşte bu yüzden...
Yaşananların ne olduğunu anlayan insanlar, örgütlü ya örgütsüz, bundan sonra daha önce hiç atılmadığı kadar güçlü çığlıklar atmak zorunda.
Karnaval gibi, elde bayraklar, ağıza marşlarla güle oynaya yürüyen ve birbirine “Bitti bu iş” diyen iyimser bir kalabalıkla yollara düşerek değil...
İnançlı bir iradeyle, evlerde, sokaklarda, Meclis’te, başınıza gelenlere “Yeter artık!” diyerek ve öfkeyi en doğru şekilde dile getirerek.
Şimdi bir daha ve bir daha sormalısınız kendinize:
Savunmakla yükümlü olduğu cumhuriyet, laiklik, adalet, eğitim, devrimler, değerler...
Her şey ama her şey hızla elinden kaymışken...
Nicedir yaptığı tercihler siciline tek tek büyük birer hata olarak kaydolmuşken...
Her haliyle rakibinin ekmeğine yağ süren bir muhalefetin hâlâ temkinli kalmayı başaran edepli tepkileriyle...
Bundan sonra...
Bundan sonra...
Bundan sonra cehennemin daha hangi dibine gidebilir bu ülke?

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Enis Berberoğlu