Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Dolar bozdurma promosyonları (!)

14 Ağustos 2018 Salı

Doların süreç içinde yüzde 45, bir gecede yüzde 20 ile öngörülemez, şok yükselişinin etkisi, Başkan Erdoğan’ın öncülüğünde, Saray’ın sözcülerinin, medyanın ağızbirliğinde, vatandaşın yastık altındaki altınları, dolarlarını çıkarması çağrıları peş peşe yinelenince.. Gönül bağı olan sokaktaki vatandaş ya da uyanık yandaş yastık altındakilerin çıkarılması adına, ciddi ciddi promosyan kampanyalarına giriştiler. Dün inanmak istemesem de ana haberler içinde, ciddi ciddi verilen röportajlarda görmüşsünüzdür..
Yastık altından altınını, dolarını bozduranlar için pazarcıların ürün satışı indirim, promosyon kampanyalarından başlayın, otellerin birkaç günlük promosyon bedava tatil, alışverişlerde anlamlı indirimler kampanyalarına, promosyon kampanyaları kapsamında yok yok dedirtircesine yaratıcı uygulamalar gündeme sokulmuştu..
Kuşkusuz en küçük bir benzerlik yok ama bana Cumhuriyet’in, Nadir Nadi’nin ölümü sonrası yazarlarının tasfiye edilmesi operasyonu sonrası, okur boykotunun da etkisinde gazetenin ele geçirilmiş yönetim eliyle iflasa sürüklenmesinin ardından yaşadığımız günleri anımsattı.. Berrin Nadi -İlhan Selçuk ikilisinin öncülüğünde iflas masasına düşürülmüş gazetenin adı ile, 1993’te Cumhuriyet Vakfı kurulmuş olarak, Cumhuriyet’in çok zorlu yaşam koşullarında, okur desteği sayesinde ayakta kalmayı başardığı yılları anımsattı. En az sayfalı, en pahalı gazeteyi satın alma sorumluluğunu duyan okurların Cumhuriyet’i yaşatma iradesini gösterdikleri günlerde, bizim Babıâli’den İkitelli’ye taşınmış ana akım medyamız sadece ülke vatandaşlarını değil, dünya medyasını promosyon gazeteciliğine alıştırıyordu..
Bugünün güdümlü, kirli medyası, beyin yıkama, yozlaşmasında, daha doğrusu tümü ile kuralsız, gazeteci patronlardan işletmeci, holding patronlarına geçiş sürecindeki katkıları öyle bildiğiniz boyutlarda, yenilir yutulur gibi değildi. Dünya medyası, tencere, tava, ansiklopedi yarışlarında Türk basınının aldığı hızlı yolda yarışta tam başarılı olamasalar da kendilerine uyarlama, kopya çekmede çarpıcı örnekleri de verdiler.

***

Doğrudan tanıklığımla, TGS genel eğitim sekreteri olarak, Murdoch grevleri günlerinde, İngiltere madencilerinin, büyük kadın hakları ile birlikte dünyayı sarsan direnişlerinde İngiliz İşçi Sendikaları Konfederasyonu TUC’un konuğu olarak neden bir dizi eylem, seminerlere davet edildiğimi anlayamamıştım. Hele de basın özgürlüğü, kadın hakları üzerinden bir seri, ilişkili yoğun programla.. Bir sendikal konfederasyonun programı kapsamında söyleşiler, bir Murdoch grevlerinin sokak mitinglerinde, bir Meclis’in ortak gündemli işçi hakları, kadın, sendikal haklar gaspı üzerinden kavgalı oturumlarında, kötü İngilizcemle duruma göre öne çıkarılmamı bir türlü kavrayamıyordum. Meğerse sendikal haklar, basın özgürlüğü kırılmasında, kadın hakları savaşımının yükselişinde Thatcher-Murdoch kutsal ittifakı başrolde olunca. Hele de AB’den grev kırıcı işçiler getirilse, AB’nin sendikal dayanışmaları içinde duyuluş önlemler alınır hesabı ile, bizim Yeni Asır gazetesinden iki genç kızımız, grev kırıcıların gizli eğitimlerinde kullanılınca, “Bizim yanımızda Türk sendikacılığı var, kadın var, gazeteciler var..” kanıtına gereksinim duyulmuş.
Bizdeki çağrışıma konu olan promosyon çılgınlığı boyutuna gelince, çocukları için ansiklopedi kuponu toplama uğruna ya da en az sayfalı çok pahalı gazeteyi almak zorunda kalan, ancak Cumhuriyet’i de yaşatmak isteyen dar gelirli okurlar, haftanın sınırlı günlerinde aralarında paylaşarak tek gazete almak zorunda kaldıklarının onur verici sınavından özel öykülerini anlatıp dururlardı. Bize düşeni elbette düşük ücretle, zorlu günlerde eksik ödemelerle çalışmaktı.
Cumhuriyet’i yaşatma sorumluluğunda çırpınan aydınlanmacı okurlarla, bugünün krizi sulandırmada, yandaşlıkta yarışan uyanık promosyon pazarlamacıları arasında hiçbir ilişki yok. Ancak kuralsız holding patronajı pazarlamacılığında yaratılmış promosyon ruhunu, günümüze yansıyan derin kirlenmeyi hafife almamalıyız.. Her ne kadar dünya çapında, en çok da Türkiye’ye dönük tehditlerinde sınır tanımayan, Amerika’nın insan hakları, demokrasi, evrensel hukuk işleyişinde şantaj üzerine şantaj savurmada kendi potlarına potlar ekleyen Trump ile Erdoğan’ın krizden çıkış reçetelerinde bir garip üslup benzerliği, slogan, karşılıklı atışmalar dikkat çekse de.. Trump ile Saray’ın ülkenin özgücüne dönme yaklaşımlarının şov vitrinli söylemlerindeki, yerli, milli sözcüklerinin karşılıkları havada.. Amerikalılar ile ülkemiz halklarının, emekçilerin, gerçekten kötü günlerden kurtulmalarında bilim insanlarının altını çizdikleri, insan odaklı, gerçek üretime dönüşümle krizden çıkış reçeteleri arasında uçurum olduğunu görebilmek yaşamsal değerde..

Tümü Şükran Soner - Son yazıları

Köy yanıyor Babo taranıyor... 22 Eylül 2018 Cmt
Katar Emiri’nden hediye uçak... 18 Eylül 2018 Sal
Yalanla dolanla çelişkili siyasetle kitleleri uyutarak... 15 Eylül 2018 Cmt

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

İlhan Selçuk