Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Analığın terör örgütünce istismarı, yalanla, şiddetle mi örtülür?

28 Ağustos 2018 Salı

 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, alışkanlık haline getirdiği sert üslubu ile, dün sabah Cumartesi Anneleri’ni hedef almıştı.. “Analığın, terör örgütünce istismar edilmesine göz mü yumsaydık” sorgulamasıyla söze girdi. Hızını alamadı “Hasan Ocak, terör örgütü tarafından infaz edildi..” açıklamasını yaptı. Akıl mantık der ki, sorumlu Bakan bu kadar net cümlelerle açıklama yapıyorsa, elinde sağlam, sorgulanamaz, hak ve hukuka uygun kanıtlar bulunması gerekir.

Yaşanan son travmatik, Cumartesi Anneleri’ne uygulanan şiddetin iç burkan kanıtlı görüntüleri, fotoğrafları, polisin izanla açıklanamaz orantısız güç, gaz kullanması, annelerin yaka paça sürüklenerek gözaltına götürülmeleri sahneleri dururken, Emine Ocak’ın götürülüş sahnelerinin ardından gelen bu açıklama neyin nesi? Öncelikle, Hasan Ocak üzerinden bugüne kadar bilinen uzun, kanıtlı yargı süreçleri, mahkeme kararları, belgeler, en son İnsan Hakları Mahkemesi’nden çıkmış ceza hükmü söz konusu iken sorumlu Bakan bu kadar iddialı suçlama, net açıklama yapabiliyorsa, elinde aksine kanıtlar, hak-hukuk düzeni ile bağdaşır kararlar ya da kamuoyuna henüz ulaşmamış yepyeni kanıtlar olmalı değil mi?

Hasan Ocak’ın, Bakan’ın öne sürdüğü gibi gerçekten terör örgütü infazı ile öldürüldüğünün yeni, kamuoyunun henüz bilmediği kanıtları, yargılama süreçleri varsa, kamuoyuna dönük çamur atıcı suçlamadan önce kanıtlarıyla açıklanması gerekmiyor mu? Emine Ocak’a uygulanan haksız, hukuksuz, orantısız, vicdansız şiddet uygulamasının gerekçelendirilmesinin aracı yapılabilir mi? Faili meçhullerle hesaplaşma, hak arama adına Cumartesi Anneleri’nin 700. haftasında uygulanan şiddetin gerekçesi yapılabilir mi? Dünya ölçeğinde bilindiği üzere Cumartesi Anneleri’nin eylemleri, doğrudan faili meçhullerde kaybedilmiş evlatlar, eşler üzerinden sivil demokratik hak-adalet arama aracı olarak gündeme girdi.

Vicdani sorgulama yaparken kuşkusuz provokasyonları yok sayma lüksümüz olamaz. Aynı ölçekte devlet aygıtı kullanılarak gözaltına alınmış, bir biçimde ayrıntılı bilgilendirmeleri, sorgulamaları, yargılamaları ile devlet sorumluluğunda kayıpları söz konusu insanlar üzerinden, gündeme girmiş hak adalet arayışı, sorgulamalarını yok saymak söz konusu olabilir mi? Devletin bu vicdani, insani hak arama demokratik eylemleri karşısında her olayın üzerinden güven uyandırıcı hesap verme sorumluluğu yok sayılabilir mi? Cumartesi Anneleri, aralarına provokatörler katıldığı savı ile bu kez de orantısız, polis şiddeti, vicdansız güç kullanımı ile susturulabilirler mi?

Önceki gün sokaklarda dolandığım için, tam da Hasan Ocak üzerinden, polis tarafından gözaltına alınıp, işkence gördüğü, sonuçta işkencede öldüğü için ölüsünün kimsesizler mezarlığına gömüldüğü, emniyet kayıtları silinerek başına gelenlerin yok sayılmaya çalışıldığını kanıtlayan uzun yargılamalar, kanıtlar süreçleri.. Sonuçta İnsan Hakları Mahkemesi’nde noktalanmış, devletin sorumluluklarını ortaya koyan mahkûmiyet kararı söz konusu iken, Bakan’ın dünkü açıklamasından bir gün önce posta adresime düşmüş dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Bakanı Algan Hacaloğlu’ndan gelmiş değerlendirme yazısını saat farkıyla gecikmeli okumuş oldum...

Çok haklı olarak, bugünün Bakan’ının kanıtsız ağır suçlamasından habersiz, kendi Bakanlık sorumlulukları üzerinden tanık olduklarının bir özetini yapmış. Kendisinden insan hakları, hak-hukuk-adalet adına hesap sorulduğu dönemde yaptığı, uzun ayrıntılı yargılamalar süreçlerini de kapsayan belge-bilgilendirmelerle gözaltına alınma kayıtlarının nasıl yok edildiğini, sonraki Bakanlık araştırmaları ile aksine verilere ulaşıldığını, devlet adına emniyet güçleri tarafından gözaltına alınıp ölmesi sonrası, kanıtların silinmesinin kanıtlarına uzun soruşturma-yargılama süreçleri içinde ulaşıldığını, bir bir mahkemelerde tanıklık ettiği, ilgili kitabında da anlattığı üzere değinmiş. Lütfen internet sitemizde yer alan “Çekin haksız, hukuksuz elinizi 81 yaşındaki Emine Ocak’ın üzerinden..” başlıklı değerlendirme yazısını okuyun. Bize söylenecek söz kalmıyor...

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Algan Hacaloğlu, Süleyman Soylu