Köşe Yazısı

A+ A-

Küçük Mutluluklar

17 Ağustos 2014 Pazar

Sevgili,
Ada vapuruna biner binmez egemen dilin artık Arapça olduğunu fark etmemek olanaksız. Yıllar önce yaz cumalarında babaannemi ziyaret için Büyükada vapuruna bindiğim çocukluk dönemlerindeki, egemen dil Rumcayı yadırgamazdım ama şimdi bana, denize yabancı gelen dili garipsedim.
Doğrusu, ilk küçük mutluluğumu yakalamak için deniz adabına pek aşina olmayan Arap kardeşlerimizin şamatasından kurtulup iskeleye adım atmam gerekiyormuş.
İskelenin üstünde başörtülü bir taze anne ve yanında yeni yürümeye başlamış henüz yalpalamalarını geride bırakamamış küçücük oğlu ile karşılaştım.
Oğlan iki yıl önce kaybettiğim Haydut gibi beyaz üzerine sarı benekli bir kediyle oynaşıyor. Kedi karşısındakinin değişik bir yaratık, kendine daha yakın bir canlı olduğunu sanki kavramış; patilerini, tırnaklarını çıkarmadan uzatıp çekiyor.
Çocuk, mutluluk içinde gülücükler saçıyor, gözlerini kocaman kocaman açarak bana bakıp gülüyor, aynı zamanda kedinin kendisine sevgiyle tepki vermesinden şaşkın, sanki masum bir gurur içinde. Anne yanında sabırla sessiz, fazla tepki vermeden, yalpalayıp düşecek gibi olursa tutmak için alesta oğlunu izliyor.
Herhalde gülmüş olmalıyım ki oğlan kediye ve bana daha çok gülüyor, benden tarafa iki adım atıyor...

***

O sırada kıyıda kırçıl sakallı bir Rum balıkçı yanında ağları onarmakla meşgul beyaz pantolonlu, kolları sıvanmış keten gömlekli, mavi gözlü adamı görür gibi oluyorum...
Mutluluğum elle tutulacak, koklanacak, işitilecek, meltemcesine serinletecek kadar somut. 14 Ağustos Perşembe Burgaz’a Leyla ve Tevfik Uran’ın dostlarının teknesiyle denize açılmak için gittik.
Adaya vardıktan üç saat sonra tekne, etrafta tur atıp Heybeli’nin Çam Limanı’na demirlemişti bile. Tenteler altında şarap, peynir, bisküvi, üzüm demlenirken Mine denizden doğru seslendi.
- Gel. Su çok güzel. Marmara Denizi... Bu fırsat kaçmaz!
Doğrusu, son zamanlarda hemen her gün düşlerimde kulaçladığım ama yirmi yıldır artık giremediğim suya dalmaya niyetli değildim. Ama düşündüm belki de Marmara’da yüzmek için son fırsat olacaktı bu. Giydim mayomu koyverdim kendimi suya.
Çocukluğumun, gençliğimin denizi değildi belki ama 20 yıl önce kulacımı bile zor gördüğüm bulanık, itici sudan çok daha iyiydi.
Sanki bütün bir ömrü kulaçlıyor ve denizlerin en güzelini yudumluyordum.
Mutluluk buydu.

***

Aslında salı çıkacaktık tekneye ama o gün Rasin’e davetliydik. Postacılar Sokağı’ndaki yıllar boyu nice güzel, nice keyifli kahkahalı günler, geceler geçirdiğimiz binanın en üst katına artık asansörle tırmandığımda 93’ündeki delikanlı Rasin bütün bulaşıcı keyfiyle karşımdaydı.
Onun yemekleri her zaman neşeli olmuştur, bu kez de öyleydi. Eğer İrem bizleri bırakıp gidecek yerde hâlâ aramızda bulunsaydı, zaman zaman kahkahalar arasına sıkışan o biraz uzunca “es”ler de olmayacaktı.
Yemekten sonra atölyeye geçtik, Rasin’in son yedi çalışmasını gördük.
Bu kadar mı canlılık olurdu?..
Bu arada Rasin, bir süreliğine girip çıktığı hastanede başından geçenleri anlatıyordu: “...O sırada içeri lacivertler giyinmiş enfes bir kadın girdi, olağanüstü bir yaratık. Gülücükler saçarak sordu:
- Bugün nasılız?
Ben de hemen atıldım:
- Beni boş verin! Beni bilmem ama siz çok iyisiniz ve harikulade görünüyorsunuz.”
Atölyede kahkaha patlıyor... Bakıyorum çevreme o sırada herkes mutlu.
Son zamanlarda küçük mutlulukların daha çok ayırdına varıyorum.
Sen onların farkına varmaya başladığın zaman da onlar kâh bir köşe başında, kâh bir deniz kıyısında, kâh bir iskelede, kâh bir otobüs durağında, birden çıkıp karşısına, kucaklıyorlar seni ve o zaman Çankaya’da kim oturursa otursun umrunda olmuyor.
Küçük mutlulukları ıskalama Sevgili! Son zamanlarda daha da muhtacız onlara.

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Linç 17 Mayıs 2019 Cum
Her şey güzel mi olacak, güç mü? 14 Mayıs 2019 Sal
Bak neler oldu! 10 Mayıs 2019 Cum