Köşe Yazısı

A+ A-

Atık Bitkisel Yağlar

18 Eylül 2008 Perşembe

Geri kazanım ya da yeniden değerlendirme insanlığın son icatlarından. İnsan kararıyla bir şey atık olmaktadır; dünkü çöp bugünkü atıklarımız…. Bale sözleşmesine göre “ ulusal hukuk hükümlerine göre elden çıkarılan ya da elden çıkarılması arzu edilen ya da elden çıkarılması zorunlu olan nesne ya da madde” bu şekilde tanımlanmaktadır. Ayrıca, elden çıkarmak nesneden kurtulmak, terk etmek ifadeleri tanımlamada zorluğa neden olmasının, atığın göreceli kavram olmasından kaynaklanmaktadır. Atık kişiye, zamana, kültüre göre değişir, bağlıdır. Bu yazıda geri kazanım ya da yeniden değerlendirme kavramına yanmış bitkisel yağları başlık olarak ele almak, incelemek istiyoruz.

Türkiye’de yılda yaklaşık 1,5 milyon ton bitkisel yağ kullanılıyor. Bu rakamın yaklaşık 350 bin tonu atık haline dönüşüyor. Yani kişi başına 4 kg atık yağ. Peki hiç merak ettiniz mi? Bu atık yağlar ne oluyor? Hiç düşünülmeden doğaya atılan bu yağlar çevreye zarar veriyor mu? Bu sorunun yanıtı tabi ki evet. Atık yağlar, içerdikleri ağır metal ve klor bileşiklerinin yakılmalarıyla atmosfer kirliliğine neden oluyor ve canlıların varlığını tehdit ediyor. Su kirliğinin %25’ine de atık yağlar sebep oluyor. ( 1 lt atık yağ 1 milyon metreküp suyun kirlenmesine neden oluyor. ) Su kaynaklarına ve denizlere atık yağlar karıştığında sudaki oksijeni azaltarak deniz, göl ve akarsulardaki tüm canlı yaşamının göz göre göre ölümüne sebep oluyor, tehdit ediyor. Üstelik atık yağlarla kirlenmiş suların biyolojik arıtması da çok zor ; atık yağlar su arıtma sistemlerine de zarar veriyorlar. Kullanılmış yağlar lavaboya döküldüğü zaman kanalizasyon borusu içindeki diğer atıkların yapışmasına ve zamanla boruların daralmasına ve tıkanmasına neden oluyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre kanalizasyon sistemlerinin tıkanmasında lavaboya dökülen atık yağlar %40 oranında pay sahibi. Bu nedenlerle de atık yağların güvenli bir şekilde geri dönüştürülmesi ve doğa ve insan için zararlı olmayacak şekilde kullanılması önem arz ediyor.

Kızarmış gıdaların tüketimindeki artışa paralel olarak kullanılmış bitkisel yağ atıkları da arttı. Gıda sektöründe kızartma yağının kullanımı bir kereye mahsus değil; ama bitkisel yağların sağlıklı olarak kullanılabilmesi için sıcaklığının sürekli kontrol edilmesi gerekiyor. Kızartmada kullanılan yağların sıcaklığı parlama noktasına ulaştığında yağ yüzeyinde hepimizin iyi bildiği sıçrama başlar. Bu aşamanın (parlama noktası) hemen ardından gelen alevlenme noktası yağ yüzeyinde yanmaya neden olur. Yanmış yağ atık yağdır ve en azından kızartma işlemi için tekrar kullanımı sağlığımız için hem sakıncalı hem de zararlıdır. Bu noktayı tespit edebilmek hem göz yordamıyla mümkün hem de piyasadan temin edilebilecek ölçüm kitleri bize yardımcı olabilir. Yandığını tespit ettiğimiz yağlar elden çıkartılmalıdır, ama nasıl?

Ne yazık ki hazır yemek sektöründe, fast-foodcularda ve diğer gıda kollarında durum bu açıdan hiç de iç açıcı değil. Ülkemizde zaman zaman yapılan denetimlerden çıkan sonuç, çoğu firmanın yanma noktasına ulaşmış, hatta çoktan geçmiş atık yağları defalarca kullanıldığına işaret ediyor. Hepsinden de daha vahimi, bu yağların sabun, şampuan, havyan yemi yapımında kullanılması hatta yağın çeşitli kimyasallarla çökertilerek tekrar kullanılabilir hale getirilmesi, paketlenmesi ya da defalarca kullanımına devam edilmesidir. Yurtdışında atık yağların hayvan yemi ve gübre olarak bile kullanımı ancak belli sınırlar içinde mümkünken bizim insanımıza reva görülen bu davranışın giderilmesi ancak insanlarımızın atık yağlar konusunda bilinçlenmesiyle, etkin denetim ve teşviklerle mümkün olacaktır.

Bizde atık yağların toplanması ve atık yağ toplama şirketlerine teslim edilerek geri kazanımı henüz yeni yeni gündemimize girerken ABD ve Avrupa’da bu konuda çoktan bir hayli yol alınmış durumda. ABD 1,2 milyon, Kanada 120 bin, AB 700 bin ton civarında atık yağ topluyor. Atık yağ toplayan firma sayıları fazla ve yerel yönetimleri de evlerden toplanması konusunda sıkı bir denetim yapıyor. Avrupa’da 100 kg yağ kullanıyorsanız ortaya çıkacağı tahmin edilen 30 kg atık yağı geri dönüşüm firmasına vermeniz gerekiyor. Ayrıca, bu ülkelerde bizim ülkemizden farklı olarak atık yağı toplayarak biyodizele dönüştürülmesinden vergi alınmıyor. Ülkemizde ise atık yağın dönüştürülmesi ile elde edilen biyodizelden litre başına 70 kuruş vergi alınmaktadır.

Türkiye’de atık yağların bu şekilde toplanabilmesi için yeterli sayıda atık yağ toplama şirketi bile yok. Bu şirketlerin sayısı bildiğimiz kadarı ile bir elin parmak sayısını geçmiyor ve içlerinde bu işe gerçekten yatırım yapanların sayısı daha da az. Bu konuda da devlet atık yağdan biyodizel üzerindeki vergiyi kaldırmalı ve daha teşvik edici, kolaylaştırıcı tedbirler almalıdır. Bitkisel yağdan elde edilen biyodizele vergi uygulanması anlaşılabilir ve devlet bu konuda haklıdır da. Neticede geri kazanım söz konusu değildir. Yatırımcıların henüz çok yeni olan bu sektöre girme istekleri ve arzularını teşvik edecektir. Atık yağdan biyodizel üreten bu firmaların çevremizin, doğamızın, insanımızın korunmasına katkıda bulunabilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri için daha teşvik edici ulusal politikalar geliştirilmelidir. Bu üretici firmalar da devlet desteğinde, hazıra konup eldeki kolay ulaşılabilir atık yağı toplamanın ötesinde yarattıkları katma değer ile daha geniş sahada faaliyet gösterebilmeleri gerçekleştirilmelidir. Bunun yolu da, toplumu bilinçlendirmek için bu işe yatırım yapmalı ve bu doğrultuda ayrıca PR çalışmalarına da önem verilmelidir. Bu yolla zor olanı da başararak atık yağların büyük bir yüzdesini oluşturan evlerde lavobalara dökülen atık yağların da toplanması sağlanacaktır. Atık yağların tüm yurttaşlardan güvenli bir şekilde toplanması, depolanması ve lisanslı atık yağ toplayan firmalara teslim edilmesi yasalar ile zorunlu hale getirilmelidir.

Yerel yönetimlerimizin de yavaş yavaş bu konuya el attıklarını ve çeşitli şirketlerle işbirliği içerisinde kamuoyunu bilinçlendirmek ve atık yağların toplanmasına katkıda bulunmak için bazı faaliyetler gösterdiklerini görüyoruz. Bunun en önemli örneğini de Ezici Biodizel’in Şişli Belediye’sinden tutun da Zeytinburnu Belediyesi’ne kadar çeşitli bölgelerde gerçekleştirdiği faaliyet ve etkinliklerde görebiliriz. Fakat bunların sadece belirli belediyelerle sınırlı kalmaması gerekiyor, böylesine bir konu ancak ulusal düzeyde tüm yerel yönetimlerce benimsendiği zaman etkili olabilir. Her belediyenin kendi bölgesi içinde pilot uygulamalar başlatması zaten bu işe yatırım yapmak isteyen girişimcileri de teşvik edecektir ve böyle böyle gün geçtikçe daha fazla atık yağ toplanarak çevrenin, doğanın, sularımızın kirlenmesi, denizlerdeki ekolojik dengenin zarar görmesi önlenecektir. Atık yağ toplayan firmalar topladıkları bu atık yağları biyodizele dönüştürerek ayrıca yenilenebilir alternatif bir enerji kaynağı yaratmakta ve bu şekilde çevremize ve milli ekonomimize de yararlı olmaktadırlar. Temennimiz bu tür örneklerin ve firmaların gün geçtikçe artması ve toplumun bilinçlenmesidir. Şu an 350.000 ton atık yağ kapasitesine güvenerek ciddi yatırım yapmış birçok firma mağdur durumdadır. 2007’de ülkemizde toplanan bütün atık yağın miktarı 2650 tondur. Bu nedenle, bu işe yatırım yapmış firmalar devlet tarafından desteklenmelidir. Bu konu Başbakanlık, Maliye Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve yerel yönetimlerin koordinasyonu ile tekrar güncelleştirilerek gözden geçirilmelidir. Aksi takdirde bu atık yağlar kayıtdışına ya da akarsularımıza ve denizlerimize gitmektedirler.

Atık yağların toplanması konusunda en önemli rolü kamuoyunun ve insanlarımızın bilinçlenmesi ve toplumsal sorumlulukları rol oynayacaktır. Evinde yemek yapan evin hanımı kızartma yağını hiç düşünmeden lavaboya boca ettiğinde, başkalarına yemek hizmeti sunan lokanta, fast-food, restoran ve hazır yemek firmalarının sahipleri ya da çalışanları atık yağlarını tekrar tekrar kullandıklarında ya da kanalizasyona akıttıklarında aslında cinayete eşdeğer bir suç işlediklerinin farkında olmalıdırlar. Bu şekilde çevreye, doğaya, ülke ekonomisine ve her şeyden önce insan sağlığına zarar verdiklerini , bu hareketlerinin sonucunun dönüp dolaşıp kendi sağlıklarını da etkileyeceğini, denizlerimizdeki, akarsularımızdaki canlı yaşamı öldürürerek kendi geleceklerini kendi çıkarlarını ve besin kaynakları yok edeceklerini görmelidirler. Bugün geç değil, ancak farkına varırsak telafi edebiliriz geç olmadan. Atık yağların biyodizele dönüştürülmesi ya da çevreye yararlı, faydalı bir hale dönüştürülmesi varken insanların kendi sağlıklarına zarar verecek biçimde kanalizasyona dökmesi ya da lisansız ruhsatsız, kayıt dışı toplayıcılara teslim etmesi ile merdiven altı üretimde sabuna, şampuana ya da hayvan yemine dönüşerek sofralarımıza et ve süt olarak, banyolarımıza sabun ve şampuan olarak dönmesine ve denizlerdeki ve akarsularımızdaki besin kaynaklarımızın ve canlı varlıklarımızın ölmesine nasıl razı olabiliriz ? Bu olsa olsa bilinçsizlikten öte cehalet olacaktır.

[email protected]

Tümü Sadık Çelik - Son yazıları

IŞİD, Ortadoğu ve Türkiye 20 Eylül 2014 Cmt
IŞİD 13 Eylül 2014 Cmt
CHP Olağan(üstü) Kurultayı 6 Eylül 2014 Cmt