Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Melis Alphan

Yargı ve MEB gözünü kapayınca 10 çocuk istismar edildi

03 Eylül 2018 Pazartesi

2013’te bir meslek lisesinde okuyan 4 kız çocuğu bir öğretmenlerinin kendilerine cinsel istismarda bulunduğunu söyleyerek savcılığa şikâyette bulundular. Öğretmen bir çocuğu kendisine doğru çekip yanağından öpmüş, ikisinin kalçasını sıkmış, birinin çenesini okşamıştı. Çocuklar çok da küçük olmadıklarından, öğretmenin eylemlerinin cinsel içerikli olduğunu fark etmişlerdi.
Savcı dava açmaya gerek bile görmeden takipsizlik kararı verdi ve kararı şöyle gerekçelendirdi: “Mağdurlar şüpheli öğretmenin eylemlerinden rahatsızlık duyarak şikâyette bulunmuş iseler de, tanıklık eden diğer öğrenciler şüpheli öğretmenin cinsel amaçlı ve kötü niyetli değil, baba şefkati ile bu hareketleri yaptığını beyan ettiklerinden suçun unsurları oluşmamıştır.”
Savcı, bir öğretmenin bir kız çocuğunun kalçasını sıkmasının ‘baba şefkati’ olduğuna inanarak fahiş bir hataya imza attı. Oysa Çocuk Koruma Kanunu’ndan hareketle en azından danışmanlık tedbirine hükmedebilir veya bu vesileyle çocukları pedagoga gönderebilirdi.
Bu olaydan 4 yıl sonra, 2017’de, başka bir kız öğrenci daha aynı öğretmenin cinsel istismarına maruz kaldı. Bu kez, öğretmene çocuğun cinsel istismarından dava açıldı. Ama öğretmen tutuklanmadı. 6284 sayılı yasa çerçevesinde çocuk hakkında koruma kararı alınarak öğretmenin çocuğa belli bir mesafeden fazla yaklaşması yasaklandı. Öğretmen o dönemde izin kullandı ama kendi çocuğu da aynı okulda olduğu için sürekli okula gidip geldi. Önüne gelene “Ben bunun hesabını soracağım” deyince de bu kez öğretmene tehditten dava açıldı ama bundan beraat etti.
Yargılandığı cinsel istismar davasında eski öğrencilerinden biri de tanıklık etti. Bu öğrenci bu öğretmenin kendisine yaptıklarını anlatınca, öğretmen hakkında bir cinsel istismar davası daha açıldı.
Bu olaydan sonra öğretmen, belediyenin kursunda öğretmenlik yapmaya başladı. Bu kursta da fiillerini sürdürdü. Burada 9 yaşında bir kız çocuğuna “Annene söyleme, lafımız çıkar” diyerek cinsel istismarda bulundu. Bu çocuğun şikâyetini 3 ayrı şikâyet daha takip etti ve öğretmen hakkında 6 çocuğa cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla 6 ayrı dava açıldı.
Ve sonunda adam tutuklandı.
Davalardan ikisi sonuçlandı. Öğretmen, “sarkıntılık suretiyle cinsel istismar” suçundan 7’şer yıl hapis cezası aldı. Ancak karar henüz kesinleşmedi. Bu cezalar daha da düşebilir, hatta adam tahliye bile edilebilir!
Önceden kanunda, çocuklara yönelik her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanırken, 2014’te yürürlüğe giren 6545 sayılı yasa ile cinsel istismar suçunun tanımını yapan TCK 103/1’e ‘sarkıntılık’ suçu tanımlanmaksızın eklendi. O dönemde çocuk hakları alanında çalışanlar gerekli uyarıları yapmışlar ve şöyle demişlerdi: “Sarkıntılık suçu nedeniyle iyi hal ve pişmanlık indirimleri uygulanacağı açıktır. Uygulamada çocuğun üstün yararı’ yerine şüpheden sanık yararlanır ilkesine öncelik tanınacak ve cinsel istismar suçu yerine sarkıntılık suçundan hüküm kurulacak, bu da failler açısından cezasızlık sonucunu doğuracaktır.”
Ne dedilerse şimdi çıkıyor!
Artık mahkemeler, basit cinsel istismardan değil, sarkıntılık suçundan ceza veriyorlar, haliyle bu cezalar da daha düşük oluyor.
Savcı, öğretmene, ilk çocuk istismarı suçunu işlediği ve henüz ‘sarkıntılık’ diye bir suç ile kanunun hafifletilmediği 2013 yılında takipsizlik vermek yerine dava açsaydı, adam daha yüksek ceza alacaktı.
Çocuklar söz konusu olduğunda savcıların çocuklar yerine yetişkinlere inanmayı seçmesinin böyle ağır bedelleri oluyor.
Daha 2013’te savcı bu adamı aklamak yerine, şikâyetçi olan çocuklara inanmayı seçip adam hakkında dava açsaydı, Milli Eğitim laf olsun diye bir soruşturma açıp sonra geçiştirmek yerine bu öğretmeni anında görevden alsaydı, ülkemizde bir çocuk koruma sistemi olsaydı, bu öğretmen çok sayıda çocuğun daha canını yakamayacaktı.
Ama bu ülkede çocukların korunması yetkililerin umurunda bile değil! Bu adam her an üst mahkeme tarafından tahliye de edilebilir.
Demedi demeyin.