Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Şarbonlu adalet!

04 Eylül 2018 Salı

Yeni Adalet Yılının, Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi’nde açılışıyla, ithal hayvanlardan bulaşan şarbon olaylarının yayılması aynı zamana rastladı.

***

Aslında her iki olay arasında yakın bir ilişki var:
Adaletin bağımsızlığını yitirerek siyasal iktidarın emrine girmesi, Demokratik ve Laik Sosyal Hukuk Devleti’nin bütün kurumlarını savunmasız bıraktı ve tahrip etti.
Medya özgürlüğü yok edildi.
Sivil Toplum Kuruluşlarının güçleri tırpanlandı.
Bağımsız medyanın, meslek kuruluşlarının ve bütün STK’lerin, kamuoyunu bilgilendirerek ve bilinçlendirerek, özellikle de bağımsız yargı aracılığıyla, kamu yararı adına kullandıkları denetim fonksiyonları ortadan kalktı...
İktidarın yandaşlara peşkeş çektiği ekonomik yağma, bir yandan arsa talanı yoluyla kentleri yaşanamaz hale getirirken öte yandan ithalat, ihracat ve çeşitli hizmetlerde yapılan yandaş kayırmaları sonunda, bütün denetimler ortadan kaldırıldığı için, halkın yaşamı ve sağlığı tehlikeye girdi.
Bütün bu denetimlerin son mercii olan Yüksek Yargı da siyasal iktidarın etkisine girince, ülke artık, insan yaşamını ve sağlığını bile tehdit eden yolsuzluklara teslim oldu.

***

Şarbon olayları üzerine bir meslek kuruluşunun yaptığı açıklama bu konudaki en güzel örnektir:
Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB), ithal hayvan seçimlerinde 6 aydır Tarım ve Orman Bakanlığı’nın veteriner hekim görevlendirmediğini belirtti.
“Hayvan seçimlerinde veteriner hekim görevlendirilmemesi ithalat lobisinin talebiydi. Hayvan seçimleri ithalatçı firma tarafından yapılmaktadır” dedi.

***

Adli Yıl açılışı dolayısıyla din ağırlıklı mesajlar dikkati çekerken, iktidardan övgüler de yapıldı. Bu övgülere karşılık uzmanlardan eleştiriler de geldi.
Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen:
“Örneğin Cumartesi Anneleri yıllardır barışçı bir eylem yapıyor ve geçtiğimiz günlerde büyük bir saldırıya maruz kaldılar. Hangi AİHM kararında var bu? Zorla kaybedilenlerle ilgili Türkiye’nin mahkûm olduğu bir dolu AİHM kararı var. Bu dosyalarla ilgili en ufak bir soruşturma yapılmamış, cezasızlık egemen olmuştur. Bu sadece bir örnek.
Türkiye, tutuklamalarla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki kişi güvenliğini ihlal ettiği gerekçesiyle de birçok başvuruda mahkûm oldu.
İktidar ancak halka başka bir hikâye anlatarak iktidarda kalabilir. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum parlak bir durum değildir.
‘OHAL sona erdi’ diyorlar. OHAL fiilen devam ediyor, OHAL’in bütün keyfiliği devam ediyor. OHAL sürekli bir hal almıştır. Türkiye şu an Cumhurbaşkanı kararnameleri ile yönetiliyor. Hesap verebilirlik yok çünkü bir hükümet yok ortada. Hesap sorulmasını engelleyen bir sistem var.”
Eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan:
“Şu andaki yargı Fethullahçı yargıdan
daha kötü. Bunu onları aklamak için söylemiyorum. Fethullahçı yargı sahte de olsa delil uyduruyordu. Şimdi delil de yok. Örneğin Osman Kavala’nın avukatı olsam ne yapacağım? Buna cevap yoksa Avrupa Birliği konusunda konuşmaya da hakları yok.

‘Yargı vardır’ diyenlere söylüyorum bunu: Üç tane Man Adası davası açıldı. Bir gecede üçünün de yargıcını değiştirdiler. Bunu kime anlatacaksın?
Yargının FETÖ’den kurtulduğunu, bağımsız olduğunu söylüyor Volkan Bozkır. 10 aydır Kavala hakkında iddianame hazırlanmadığını görmüyor mu?”

***

Sonuç olarak bağımsızlığını yitirerek hastalanan yargı, insanların da hasta olmasını engelleyemiyor:
DİREN BAĞIMSIZ YARGI...
DİREN DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI!

Tümü Emre Kongar - Son yazıları

‘Babıâli’nin Öteki Yüzü’nde Özal 13 Kasım 2018 Sal
Cumhuriyet fazilettir - 3 11 Kasım 2018 Paz
Padişahlık ahlâkı 2 9 Kasım 2018 Cum

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Rıza Türmen