Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Bize bir şey olmaz kardaşım!

09 Eylül 2018 Pazar

Brezilyalı aktivistlerin göndermemek için direndiği (sayı tam olarak bilinmiyor ama binlerce) büyük baş hayvan dolu yük gemisi, sihirli bir el tarafından ansızın Türkiye’ye doğru yola çıkarılıyor. Geminin koşulları dehşet verici. Hayvanlar kendi bokları içinde neredeyse boğulacaklar, her yanları çıban dolu, birbirlerinin üstüne basarak uyuyorlar. O da ne, hayvanlar teker teker ölüyor. Gemide büyük bir öğütücü makine var, ölen kocaman hayvan oraya yatırılıyor ve küçük parçalar haline getirilip denize atılıyor.
Kapitalist dünyanın hiç acıması yok: Büyük baş binlerce hayvan, ölen ölür kalan sağlar bizimdir, denilerek gemi Türkiye kara sularına getiriliyor. Gözünü para bürümüş mülk sahibi, kalan sağları hiçbir denetime sokmadan, Ankara’daki bir çiftliğe teslim ediyor. Ve kurban bayramı öncesi hayvanlar satılıyor. Ve ülkenin yer yerinde, insanlar gemiden inmiş, hiçbir kontrolü yapılmamış bu hayvanları ke-sip dondurucularına yerleştiriyor. Kanını alınlarına sürmeyi ihmal etmeden! Çünkü Diyanet’in camii kapılarında geçirilen ışıklı yazılarında şöyle yazıyor: “Bir kurban kes ve kanını alnına sür. Allah senin bütün günahlarını affedecektir.”
Sonra ne mi oluyor, henüz satılmamış hayvanlar arasında birden adını sanını unuttuğumuz şarbon hastalığı baş gösteriyor. Teker teker ölümler başlıyor. Biyolojik silah olarak bombası bile yapılan şarbon aşırı dirençli bir bakteri tarafından oluşturuluyor ve temasla, solunum yoluyla insanlara dageçiyor. Üç biçimi var, deri, akciğer ve bağırsak.Üçü de ölümcül! Sonra birden ülkenin her yerinde karantinaya alınan bölgelerin, hastanelerin adları sosyal medyada duyulmaya başlıyor. Trakya’da ölen hayvanlar derelere atılıyor, Ahırkapı açıklarında hayvan dolu bir gemi günlerdir bekliyor. Rivayet hayvanların öldüğü ve öğütülerek denize bırakıldığı.
Durum bu, ancak öyle sahipsiz bir ülke olmuşuz ki, insan ve hayvan sağlığını böylesine etkileyen, ölümcül bir hastalık bile mizah konusu oluyor. Tarım Bakanı yurttaşlarına sesleniyor: “Et alırken kasaba sorun, etlerin sağlıklı mı” olur. Karikatürler yapılıyor, adamın biri öküze soruyor, “sen de hastalık var mı?” Öküz yanıt veriyor, “ben bilmem sahibim bilir.” Hiçbir resmi açıklama yok! Bu gemiler kimin? Ahırkapı açıklarında bekleyen gemide neler oluyor, gelen hayvanların kaç tanesi nerelere satıldı? Karantinaya alınan hastaneler hangileri, kaç kişi karantinada?
Vakti zamanında devlet başkanlarının radyasyonlu çay içerek halka gösteri yaptığı, haber programlarında gizli kamerayla çekilen AIDS ile ilgili bir belgesel geliyor aklıma; bir seks işçisi yolda bekliyor, hop bir araba duruyor. Kadın açık seçik AIDS hastası olduğunusöylüyor. Ölümcül olduğunu söylüyor, kadının bu sözleri üzerine kahkahalarla gülen iki erkeğin, “sen atla bize bir şey olmaz” dediği bir ülkede şarbon nedir ki? Bir haber daha sadece şarbon hastalığı değil tüberküloz da varmış. Yani bu hayvanların sadece etleri değil, sütleri de hastalıklı.
Bu kadar duyarsızlık, insan hayatının bu kadar ucuz olduğu hangi ülke var ben bilmiyorum. Şimdi düşünüyorum, küçücük bebeleri olan anneler ne yapıyor? Şenlikle kurban kesen, kurban kanını çocuklarının alınlarına süren babalar ne yapıyor? Derin dondurucularında paket paket et biriktirenlerin işi kolay, iki adam çağırıp dondurucuyla birlikte etleri gömmeleri ve kireçle kaplamaları gerek, yapıyorlar mı bilmiyorum. Çünkü muhterem halkımızın bir huyu vardır, görmediğine inanmaz. Anca çevrede ya da evlerinde herhangi birinin bacaklarında kapkara çıbanları görürlerse, durumun vehametine inanırlar. Etler sanırım ancak o zaman gömülür.
Bu arada ülkeyi yönetenler durumun vehametinin farkında değiller ya da kendilerinin bir çeşit koruma zırhıyla korunduklarına inanıyorlar. Ya da Allah onları koruyor. Bu nedenle şarbon hastalığının ölümcüllüğünü anlatan, açıklayan, doğru dürüst haber veren yandaş bir tek kanal, bir tek gazete yok! Balığa sırtını dönmüş, beslenmesi ete dayalı bir ülkede şaşılacak bir sessizlik var. Ya da ülkede et yiyebilenlerin sayısı o kadar az ki, kimse yollara düşmüyor. Ekmek ve kola çoktan etin yerini almış. Galiba bu sessizliğin nedeni bu.

Tümü Işıl Özgentürk - Son yazıları

Çok kişisel bir yazı 16 Eylül 2018 Paz
Bize bir şey olmaz kardaşım! 9 Eylül 2018 Paz
Yarabbi şükür, biz hep krizdeyiz! 2 Eylül 2018 Paz