Olaylar Ve Görüşler

Yeni ders kitaplarında Atatürk ve laiklik azaltıldı

16 Eylül 2018 Pazar

 18 Temmuz 2017’de öğretim programlarını yayımlayan MEB, bu programlara dayalı ders kitaplarını da yazdı ve okullara yollamaya başladı. “Gayrimilli Eğitim” kitabımda müfredatlara değindiğim için burada, müfredata göre yazılan 8. sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ile 4, 5, 6, 7. sınıflarda okutulan Sosyal Bilgiler ders kitaplarını inceleyeceğiz.
Genel olarak değerlendirdiğimizde Atatürk’ün, Atatürk ilkelerinin, özellikle laikliğin geçtiği yerlerin azaltıldığını, padişahın, halifenin teslimiyetçi, işbirlikçi rolünü, cumhuriyete karşı hilafet yanlısı Şeyh Sait, Menemen Ayaklanmaları’nı gözden uzak tutarak yeni bir tarih anlayışı yaratılmaya çalışıldığını gözlemliyoruz.
Önceki 8. sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabında yer alan “Atatürkçülük” ünitesi şu konular yer alıyordu:
Bu ünite esasen Atatürk ilkelerini ele alan bir üniteydi ve ilkeler 17 sayfada anlatılıyordu.1 Yeni ders kitabında ise Atatürk ilkelerinin kapsamı çok daraltılarak kavramsal açıklama düzeyine indirgenmiş ve 3 sayfaya düşürülmüştür. 2

DEMOKRASİ ÖZDÜR
Kitapta “Demokratikleşme Çabaları” ünitesi yer alıyor. Türkiye çağdaşlaşırken demokratlaşmıyor sanırım. MEB çağdaşlaşma ile demokratlaşmayı birbirinden kopuk görüyor. “Demokratikleşme Yolunda Atılan Adımlar” olarak Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (Partisi’nin), Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması anlatılmış.
Bir yerde “Bir ülkede çok partili siyasi hayat oluşmamışsa o ülkede demokrasinin hangi ilkesi zayıf kalır?” 3 diye soruluyor. MEB’in, demokratlaşmadan anladığı siyasi partilerin varlığıdır. Kavramsal olarak “demokratlaşma” yanlıştır. Daha cumhuriyet kurulduktan 1 yıl sonra siyasi partinin kurulması “demokratlaşma” olarak ele alınmamalıydı.
Sanki bu partiler kurulana kadar demokrasi yok! Oysaki bağımsızlığın sağlanması, padişah, ağa, şeyh egemenliğine karşı Cumhuriyet’in kurularak egemenliğin halka geçmesi en büyük demokrasidir. Kaldı ki demokrasi seçimler, siyasi partilerden ibaret değildir.
Demokrasi şekle değil öze ilişkindir. Demokrasi, devletin bağımsızlığı, kadın-erkek eşitliği, hukuksal eşitlik, insanın yaşamın ağa, şeyh, tek adam bürokrasisinden özgürleşmesidir. Bunu gözden kaçırıp yıllarca süren savaştan sonra bağımsız, millet iradesine dayanan bir devletin demokratik olmadığını ima eder gibi siyasi partilerin kurulması “demokratlaşma” olarak sunulamaz.
Yeni kitapta, öncekinden farklı olarak Şeyh Sait Ayaklanması’na yer verilmedi. Anlaşılıyor ki okullara adı verilen hilafetçi Şeyh Sait’in cumhuriyet yıkıcısı rolü gözden kaçırılmak isteniyor.

SUÇ PADİŞAHINDI!
Osmanlı yöneticilerinin, padişahın teslimiyetçi tutumunu gözden uzaklaştırmak üzere, suçu Osmanlı Hükümeti’ne atan ifadeler kullanılmıştır. Sevr Antlaşması’nın anlatıldığı konuda şu cümleler geçmektedir:
“Osmanlı yöneticileri, çok ağır şartlar taşıyan bu antlaşmayı başlangıçta reddetseler de artan baskılar sonucu imzalamak zorunda kaldılar... Ancak bu antlaşma ölü doğmuş, hiçbir zaman yürürlüğe girmemiştir. Çünkü Osmanlı Anayasası’na (Kanun-i Esasi) göre uluslararası bir antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için meclis tarafından onaylanması gerekmektedir. Oysaki Sevr Antlaşması, fiilen işbaşında olmayan Mebusan Meclisi tarafından onaylanmamıştır. Osmanlı Hükûmeti tarafından ‘Saltanat Şurası’ adı altında oluşturulan bir komisyon tarafından bu antlaşma onaylanmışsa da hukuki geçerliliği yoktur. Sevr Antlaşması BMM tarafından kesinlikle reddedilmiş, bu antlaşmayı imzalayanlar vatan haini ilan edilmiştir.”4
Bazılarının dediği gibi “Sevr metni padişahın önüne gelmedi, bu yüzden ölü doğdu” ifadesi padişahı kurtarmaz. Çünkü padişah zaten Saltanat Şûrası’ndaydı ve yönlendirici olmuştur. Antlaşma metni padişahın önündeydi ve sonrasında önüne gelmesine gerek yoktu.
Dahası padişahın teslimiyetçi tutumuna tepki olarak önceki kitaptaki “Türkler padişahın buyruklarına uymaktan vazgeçtiler. Mustafa Kemal’e her yandan yardım yağmaya başladı” cümlesine yeni kitapta yer verilmemiştir.
Yeni kitapta suç padişaha değil hükümete şu şekilde yüklendi:
“Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra işgaller yayılarak devam etti. Ülkede her geçen gün şartların ağırlaşması ve Damat Ferit Hükûmeti’nin işgaller karşısında '73essiz kalması halkın tepkisine neden oldu.”5
“Padişah Vahdettin işgale son vermesi, vatanı kurtarması için Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’a yolladı” iddiasını desteklercesine şunlar yazıldı:
“Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da kaldığı günlerde Padişah Vahdettin ve hükûmet yetkilileriyle görüştü. İstanbul’da bulunan Kazım Karabekir, Rauf Bey, Ali Fuat gibi vatansever subaylarla toplantılar yaptı. Bu toplantılarda ülkenin durumunu görüşüyor ve kurtuluş çareleri arıyorlardı.”6
Oysa önceki ders kitabında Samsun’a gidişin padişahın bağımsızlık istenci ile olmadığına dair Atatürk’ün şu sözü yer almıştı:
“Osmanlı Devleti, onun istiklali, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.’”7

PADİŞAH'IN KONUMU SAKLANIYOR
Erzurum Kongresi’nin anlatıldığı ünitede “Mustafa Kemal Paşa, 8-9 Temmuz gecesi Hükûmet tarafından görevden alındı. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa aynı gece Padişah’a ve Harbiye Nezaretine çektiği telgraf ile resmî göreviyle birlikte askerlik görevinden de ayrıldığını bildirdi”[ 8] ifadesiyle sanki telgrafın diğer tarafında padişah yokmuş gibi sadece hükümetle yazışmışlar gibi ele alınıyor. Oysa önceki ders kitabında Atatürk, “Anadolu içindeki bütün isyan teşkilatı, bütün düşmanlar ve Yunan ordusu, el birliği ile aleyhimizde faaliyete geçtiler. Bu ortak saldırı politikasının talimatı da Padişah ve Halifenin, düşman uçakları da dâhil olduğu hâlde, her türlü vasıtalarla memlekete yağdırdığı padişaha karşı ayaklanma fetvasıydı”[ 9] sözüyle padişahın işbirlikçi rolünü sergiliyordu. Dahası kitapta “Padişah ve onun hükûmeti milletin haklarını korumaktan uzaktı” deniyordu. Vahdettin’in Kurtuluş Savaşı sonrası İngilizlere sığındığı belirtilerek emperyalizm işbirlikçiliği gösteriliyordu. 10

HALİFELİK MAKAMI
Önceki ders kitabında Halife Abdülmecit’in saltanat unvanı kullanması, Meclis’in üstünde olduğunu ima eden davranışları şöyle ortaya konmuştu:
“Halifeliğin yanı sıra Abdülmecit bin Abdülaziz Han şeklinde bir de saltanat unvanı kullanmaya başladı. Sultanlara özgü gösterişli resmî törenler düzenleyerek cumhuriyet yönetimine karşı olan çevreleri sarayında kabul etti...
Mustafa Kemal bir yandan halkı aydınlatmaya çalışırken diğer yandan Halife’nin cumhuriyet rejimi için tehlike doğurabilecek hareketlerinin önlenmesi için de çaba harcıyordu. Halife’nin kendisine ait bir halifelik hazinesi kurulmasını istemesi üzerine de hükûmete şu talimatı vermişti:
‘Halife, ataları olan padişahların yolunu izler görünmektedir. Halife ve bütün dünya bilmelidir ki bugün var olan Halife’nin ve hilafet makamının gerçekte ne din ne de siyaset bakımından hiçbir anlamı ve gerekçesi yoktur. Halife, kendinin ve makamının ne olduğunu açıkça bilmeli ve bununla yetinmelidir. Hükûmetçe ciddi ve esaslı tedbirler alınarak bildirilmesini rica ederim.’”11
Bu tür cümlelere yeni ders kitabında yer verilmeyerek halifenin Cumhuriyet yıkıcısı tavrı gizlendi.

MENEMEN OLAYINA DAİR
Önceki ders kitabında Menemen ve Kubilay Olayları şöyle anlatılmıştı:
“Bu girişim cumhuriyeti yıkmak üzere planlanmış gerici bir hareketin ilk adımıydı. Mustafa Kemal de olayı doğrudan cumhuriyete karşı bir suikast olarak değerlendirdi. O, orduya gönderdiği başsağlığı mesajında Kubilay’ın şehit edilmesine karşı tepkisini ve üzüntüsünü “Kubilay Bey’in görev yaparken uğradığı sonuçtan cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Büyük ordunun kahraman genç subayı ve cumhuriyetin ülkücü öğretmen heyetinin kıymetli uzvu Kubilay’ın temiz kanı ile cumhuriyet yaşama gücünü tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır”12 diyerek dile getirdi.
Yeni ders kitabında Menemen ve Kubilay Olayları’ndan hiçbir şekilde bahsedilmemiştir.
Sosyal Bilgiler 4. sınıfta Atatürk’ün geçtiği yerlerin azaltıldığını görürüz. Uykusuz oldukları için arkadaşlarını yastık istemek için rahatsız etmeyen Atatürk’ün, trendeki kompartırmanında ceketini yastık yaptığı anının olduğu “Atatürk’ün İnsana Verdiği Değer” başlıklı okuma metni13, Atatürk’ün sözüne atfen “Özgürlük ve Bağımsızlık Karakterimizdir” metni14, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramları fotoğrafları ve ifadeleri15 yeni kitapta yer almadı. Yeni kitapta Atatürk’e dair bir metin (okuma parçası) eklenmemiştir.
13 sayfalık “Bir Lider Doğuyor” konusu 2017-2018 eğitim-öğretim yılının ders kitabından çıkarılmıştı.

Atatürk ilkeleri kitaplardan çıkarıldı
Atatürk sıradan birisi gibi gösterilmeye çalışılıyor. Milli mücadele kahramanları Fevzi Çakmak, “Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa”, “Fevzi Paşa”, İsmet İnönü “İsmet İnönü”, “İsmet Paşa” veya “İsmet Bey”, Kazım Karabekir, ad ve soyad veya “Kazım Karabekir Paşa” Ali Fuat Cebesoy, “Ali Fuat Paşa” diye yazılırken Atatürk için “Paşa”, “Bey”, “Atatürk”, “Mustafa Kemal Atatürk” hitabı neredeyse yoktur. Yine milli mücadeleye katkısı olan kahramanlardan Ali Saip Ursavaş, Tayyar Rahmiye “Bey”, “Hanım” diye yazılırken Atatürk’e karşı özensiz bir dil kullanılmıştır. Çoğu yerde “Mustafa Kemal” şeklinde yazılmıştır.16 Geçen yılki ders kitabında da bu özensiz üslup vardı. 5. sınıf kitabında “Mustafa Kemal Ankara’nın neden başkent olmasını istemiştir?”
Kitabın yazarı bugünden seslenerek sorduğu için “soyadı kanunu olmadığından böyle hitap ettiği” savunusu yapılamaz.
Önceki yıllarda “Çağdaşlaşan Türkiye” ve “Yeni Türk Devletinin Temelleri” ünitelerinde 7 sayfada anlatılan Atatürk ilkelerine yeni kitapta yer verilmedi.
Geçen yılın 6. sınıf Sosyal Bilgiler kitabında herhangi bir konu anlatılırken Atatürk’ün konuya dair fikri de belirtilirken, bu yılki kitapta “yok” denecek kadar azaltılmıştır. Anlaşılması açısından geçen yılın ders kitabında “Atatürk” kelimesinin 144 ama bu yılkinde 19 yerde kullanıldığını belirtelim.17 Önceki yıllarda anlatılan “Atatürk Sosyal Bilimler İçin Ne Yaptı?”, “Atatürk ve Millî Tarih” “Rehberimiz Atatürk” başlıklarına yeni kitapta yer verilmedi.

Mücadeleyi büyütelim
Sonuç olarak Atatürk ve laikliğin azaltılması, padişahın, Şeyh Sait’in yıkıcı rollerinin gizlenmesi vahimdir. Atatürk’süz kitaplara izin verilmemesi için Atatürk ilkelerinin savunulması temelinde platformlar kurulmalıdır.

Dipnot
1 Sami Tüysüz, 8. Sınıf İlköğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı, Tuna Matbaacılık A.Ş., Ankara, 2016, s.7. 2 Sinan Baydar-Ferhat Öztürk, İlköğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük (8) Ders Kitabı, T.C. MEB Yayınları, Ankara, 2018, s.9. Ders kitabını şu bağlantıdan indirebilirsiniz: http://www.eba. gov.tr/ekitap?icerik-id=6482.
3 Age, s.140.
4 Age, s.68-69.
5 Age, s.50.
6 Age, s.54.
7 Tüysüz, age, s.39.
8 Baydar-Öztürk, age, s.57.
9 Tüysüz, age, s.47.
10 Age, s.140, 94.
11 Age, s.94-95.
12 Age, s.116.
13 Ömer Faruk Evirgen, Zühal Özdural, Jülide Özkan, Suna Öztürk, İlköğretim Sosyal Bilgiler 4, MEB Devlet Kitapları, Ankara, 2017, s.24.
14 Age, s.151-152.
15 Age, s.180.
16 Sami Tüysüz, İlkokul Sosyal Bilgiler 4, Tuna Matbaacılık A.Ş., Ankara, 2018.
17 Faruk Gökalp Yılmaz, Hasan Bayraktar, Mustafa Kemal Özden Murat Akpınar, Ömer Evin, Ortaokul ve İmam Hatip Ortaokulu Sosyal Bilgiler  

Mustafa Solak Tarihçi-Yazar



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları