Köşe Yazısı

A+ A-

Gül’den Gülleler Gülden midir?

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Gül görevini Erdoğan’a “kırık” devrediyor. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı değişimi hep sancılı olmuştur.
Tıpkı doğada olduğu gibi devletin zirvesinde de iklim hep serttir. İnsanlar zirveye çıktıkça yalnızlaşır. Oradaki değişim ister istemez sancılı olur.
Bu anlamda yakın tarihimizi özetlemek gerekirse 12 Eylül askeri darbesinin ardından Cumhurbaşkanlığı’na oturan Evren koltuğunu 1989’da Özal’a devrederken içinde “biraz daha süremez miydi” duygusu vardı. Çünkü Özal, başbakanlığı döneminde Evren’e görev süresinin uzatılabileceği havucunu uzatmış, böylece onu avucuna almıştı!
Özal’ın ölümünün ardından Köşk’e çıkan Demirel zorlu bir mücadele ile elde ettiği başbakanlığı bıraktı, “Kimse Çankaya’yı reddedemez” diyerek 9. cumhurbaşkanı oldu. Tıpkı Özal gibi Demirel de Köşk’ün bahçelerini geniş, yetkilerini dar buldu. Bu, siyasetten gelen kişilerin ortak bakışı olarak tarihe geçti. Demirel 2000 yılı yaklaşırken görev süresinin uzama ihtimalini sevdi ve bekledi. Ancak olmadı, Meclis “hayır” dedi. Görevi Sezer’e “kırılmış” devretti.
Sezer döneminin kitabı henüz yazılmadı. AKP’nin açık hedefi olma pahasına AKP’yi pek çok yanlıştan koruyan Sezer, Türkiye’nin gidişinden duyduğu kaygının bir parçası olarak görevi devrederken kamuoyuna açık bir tören istemedi.

***

Ve şimdi Gül aynı partiden olmasına, aynı davanın izini sürmüş olmasına karşın görevini Erdoğan’a en hafif anlatımla buruk devrediyor. Oysa Erdoğan 2007 yılında Gül’ü cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ederken “kardeşim” diye hitap etmişti. Aralarında “eşsiz” bir ilişki var. Zamanla araya “eşler” de girdi. Böylece ilişki “eşsiz” olmaktan çıktı!
Bayan Gül ve Bayan Erdoğan’ın birbirine karşı besledikleri “hasmane tutum” uzun süredir başkentin olağan kulislerindendi. Buna Abdullah Bey’in ve Recep Bey’in birbirlerine karşı ördüğü duvar da eklenince değişim süreci ister istemez hareketlendi. Anayasa değişikliği günlerinde mevcut cumhurbaşkanının yürürlükteki kuraldan, yani 5 artı 5 yıl olmak üzere iki kez daha seçilebilme hakkından mahrum bırakılmak istendiği gün, duvar ortaya çıkmıştı.
Erdoğan, “Gül’ü Çankaya’ya ben atadım, benim memurumdur” muamelesi yapıyordu.
Gül, “bu hareketin ilk lideri bendim, devletin zirvesinde isem bana böyle bakılmalı” diyordu.

***

Gül ailesi, yaşadığı 7 yılın sonucunu son kokteylde ilanen duyurdu.
Bunun bir değeri var mı?
Böylesi durumlar için verilen tarihsel bir örnek vardır. Soğuk savaşın en ateşli günlerinde dönemin Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin’e çevresi bir haber getirmiş. “Efendim” demişler, “Papa size çok kırgınmış, kendisine saygısızlık ettiğinizi söylüyormuş, fena bozukmuş, biliyorsunuz kendileri Hıristiyan âleminin zirvesinde” demişler.
Stalin’in yanıtı şu olmuş:
“Papa’nın kaç askeri var?”
Erdoğan ve çevresindeki yeniyetme(z)- ler de Gül’e o gözle bakıyorlar. Soruyorlar:
“Partinin içindeki ağırlığı ne?”
Ağırlığı yoksa, Gül’den güllelerin de ağırlığı yok, diye düşünüyorlar... O gülleler güldendir, diyorlar. Biraz dikeni vardır, o kadar.
Erdoğan bu hafta 12. cumhurbaşkanı olarak resmen göreve başlayacak. Yukarıda yaptığımız vurguların tümünü bildiği için önlemlerini ona göre alıyor; Köşk’e arkasına bakarak çıkıyor.
“Ben tepedeki Erdoğanım, altımdaki herkes Herdoğan olacak” diyor.
Bu, siyasetin doğasına terstir.